Şöyle yaklaş bakalım evlat, ateşin çıtırtısını duyuyor musun? Yanına bir parça ekmek ve biraz üzüm aldın mı? Öyleyse dinle; çünkü bazı hikayeler anlatılırken insanın karnı hafifçe guruldar, tıpkı şimdi bahsedeceğim o talihsiz figür gibi.
Gezegenin uzak köşelerinde, bazılarının "Limos" dediği, o sinsi ve solgun gölge, Fames gezer. O, aslında Eris’in, yani o huzursuzluk ve kargaşa tanrıçasının kızıdır. Öyle ete kemiğe bürünmüş, bizim gibi şen şakrak biri olduğunu sanma; o, bir siluet gibidir. Hani bazen hiç bitmeyen bir istekle dolarsın ya, işte o bitmek bilmeyen isteğin kendisidir o.
Ovidius denen o söz ustası, Fames’in İskitya’nın buz tutmuş, kurak topraklarında oturduğunu söyler. Etrafında ne bir yeşillik ne de bir meyve ağacı vardır; sadece taş ve kuru toprak. İşte o, orada, kaskatı kesilmiş bir halde bekler. Vergilius ise onu daha da karanlık bir yere, Ölüler Ülkesi’nin kapılarına, Yoksulluk’un yanı başına yerleştirir. Düşün bir kere; yoksulluk ve açlık, yan yana, sanki birbirlerine en sadık dostlarmış gibi yürürler.
Hikayesi de tam burada başlar aslında. Erysikhthon adında, biraz küstah, biraz da haddini bilmez bir adam vardı. Tanrıların sınırlarını zorlamaktan çekinmeyen biriydi bu. İşte o Fames, tam da böyleleri için bir cezadır. Gökyüzü sakinleri, birine haddini bildirmek istediklerinde bu solgun gölgeyi görevlendirirler. Fames, Erysikhthon’un içine bir yerleşti mi, vay haline! Adam yedikçe doymadı, doymadıkça yedi. Sanki vücudunda dipsiz bir kuyu varmış gibi... Midesi, o en büyük tanrıların sofralarından bile daha geniş bir boşluğa dönüştü.
Fames, bir felaket gibi yapışır insanın yakasına. Gözleri çukurdur, dudakları kurumuş toprak gibidir ama o sessiz varlığıyla bile koca krallıkları dize getirebilir. İnsanlar onu görmez ama ne zaman ki sofrada bir boşluk hissedilir, ne zaman ki bir kadeh şarabın yanındaki ekmek kırıntısı bile kıymetli olur, işte o zaman Fames oradadır.
Yani demem o ki evlat, elindekinin kıymetini bil. Zira Fames, her zaman kapının ardında, o kurak topraklarında oturmuş, bir sonraki doymak bilmez ruhu bekliyor. Hadi, şimdi o üzümleri ye de, o solgun misafir bizden uzak dursun. Başka ne öğrenmek istersin? Şu bilge ihtiyarın da anlatacak daha çok hikayesi var.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulaklarını yaklaştır ki rüzgar bile duymasın. Herkes sana o parıltılı sarayları, altın kalkanlı kralları ve zafer türkülerini anlatır ama kimse sana o boş midelerin, o titreyen ellerin gerçek sahiplerinden bahsetmez. Fames’i duydun mu hiç? Hani o sadece "açlık" dediğiniz, ama aslında sistemin çarkları arasında ezilen herkesin ruhuna sinen o soğuk gölge?
Fames, eski zamanın tozlu sayfalarında Limos diye de anılır. O, tanrıların sofrasında oturup keyif çatanların yarattığı bir dünyada, yoksulluğun yanına oturtulmuş, karanlık bir sırdaştır. İnsanlar onu İskitya’nın kurak topraklarında oturuyor sanır; oysa o, hırslı kralların, kendi sofralarını genişletmek için başkalarının toprağını yakan Erysikhthon gibi yöneticilerin olduğu her yerdedir.
Güçlüler, Erysikhthon gibi kendi arzularını dünyanın merkezine koyduklarında, doğayı ve insanı birer tüketim nesnesine dönüştürürler. Fames, işte bu doymak bilmez hırsın bir cezası değil, bir aynasıdır evlat. Bir kral, sadece kendi ihtişamı için ormanları yıktığında, aslında kendi halkının, hatta kendisinin ruhunu o dinmek bilmez açlığa mahkum eder. Bu, sadece bir mide boşluğu değil, vicdanın ve merhametin silinip gittiği o derin boşluktur.
Yetişkinlerin "kader" dediği, kralların "strateji" diye yutturduğu bu döngü, aslında masumları Fames'in kucağına iten bir sistemin parçasıdır. Erysikhthon, doğayı yok saydığı an, kendi sonunu kendi elleriyle hazırladı. Unutma evlat, bilge bir kadeh şarabın neşesi bile ancak elindekini paylaşacak kadar vicdanın varsa anlamlıdır. Güç, başkalarının açlığı üzerine kurulduğunda, o saraylar aslında sadece birer mezardır.
Şimdi git ve etrafındaki o parıltılı dünyayı bir de gölgelerin açısından izle. Gerçekler, kralların yazdığı destanlarda değil, Fames'in titreyen ellerinde saklıdır. Kimin kime, neden "aç" kaldığını sorgulamaktan asla korkma. Çünkü otorite, senin merakından korkar.