Şöyle geçin bakalım karşıma, ateşin çıtırtısı size eşlik etsin. Gözlerinizi kapatın, zihninizde kocaman, kadim bir harita canlandırın. Bakalım bu yollar bize hangi hikayeleri fısıldayacak?
Önce Karadeniz’in o hırçın, köpüklü dalgalarına gidelim. **Fatsa** derler oraya; toprağı bereketli, havası serttir. Bir zamanlar o kıyılarda, atlarının üzerinde rüzgarla yarışan, savaşçı kadınlar olan Amazonlar at koştururdu. Şimdi sesleri kesilmiş olsa da, toprağın altında hala nal sesleri yankılanır.
Azıcık güneye, güneşin hiç terk etmediği o turkuaz kıyılara kayalım. **Phaselis**’i duydunuz mu hiç? Limanlarında gemilerin birbirine çarptığı, rüzgarın Apollon’un arpından çıkan nağmeler gibi estiği bir yerdir. Hemen yanı başında, ışıklar saçan o güzel **Telmessos**... Yani bugünkü adıyla **Fethiye**. Apollon, o şehri çok severdi, güneşin en parlak ışınlarını hep oranın üzerine cömertçe dökerdi.
Biraz daha açılalım denize; **Fenike**’ye varalım. Burası öyle kadim bir yerdir ki, hikayeler burada düğümlenir. İo’nun uzun yolculuklarından, kraliçe Dido’nun hüzünlü hatıralarından bahsederler orada. Denizciler akşam vakti şaraplarını yudumlarken, bu toprakların ne kadar çok maceraya gebe olduğunu birbirlerine anlatırlar. Ah, bir de **Filistin** kıyıları var; orada ayın ve avın tanrıçası Artemis, geceleri gümüş bir ok gibi parlayan ışığıyla denizleri izlerdi.
Hadi, gözünüzü biraz daha doğuya, büyük nehirlerin yurduna çevirin. **Fırat**, yani o meşhur Euphrates... Binlerce yıldır insanları, devletleri, hayalleri birbirine bağlayan o gümüş kemer! O, sadece bir nehir değildir; uygarlıkların dudaklarına değen serin bir tas sudur.
Sonra, batıya doğru, hani şu meşhur Romalıların yurduna... **Forum** dedikleri yer var ya? İnsanların toplandığı, yasaların yazıldığı, gürültünün ve kargaşanın hiç dinmediği o meydan... Roma’nın kalbi orada atardı.
Ve dönüp dolaşıp bizim topraklara, Anadolu’nun göbeğine gelelim. **Frigler**... O toprağın evlatları, büyük ana tanrıça Kybele’nin korumasında yaşarlardı. **Phrygia**’nın (yani Frigya’nın) bereketli tarlalarında başaklar tanrıça için sararır, rüzgar esince dağlardan o kadim tanrıçanın müziği duyulurdu.
Gördünüz mü? Her yer, her taş, her nehir bir gökyüzü sakininin ayak izini taşıyor. Şimdi söyleyin bakalım, bu haritanın neresine bir macera saklamak istersiniz?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç; zira bugün sana haritaların sadece sınırları çizdiğini, ama o sınırların ardındaki gölgeleri sakladığını anlatacağım. Yetişkinlerin "tarih" dediği o koca kitaplar, aslında kazananların yazdığı yalanlardan ibaret birer parşömen kırıntısıdır. Gel, birlikte tozlu rafların ardına bakalım.
Fatsa... Bugün sıradan bir kıyı kasabası gibi görünür ama toprağın altında Amazonların ayak sesleri gizlidir. Onlar ki, erkeklerin kurduğu o katı, hükmedici düzene "hayır" diyen kadınlardı. Sistemin dışına itildiler çünkü boyun eğmiyorlardı; şimdi ise sadece isimleri kalmış birer fısıltı oldular.
Fazelis ve Fethiye (antik adıyla Telmessos)... Apollon’un ışığıyla övündükleri o tapınaklarda, kralların emriyle kehanetler bükülürdü. Bir kral savaşmak istediğinde, Tanrıların ağzından "evet" dedirtmek için nasıl da ellerini ovuşturan kahinler vardı, bilir misin? İnsanların kaderi, saray koridorlarındaki hırslı adamların dudakları arasından çıkan kararlarla çizilirdi.
Fenike ve Filistin toprakları... Dido’nun kederini, İo’nun yersiz yurtsuzluğunu kim hatırlar? İo, güçlü bir Tanrı'nın arzusundan kaçarken sistemin çarkları arasında ezilen, ismi "mağdur" olarak kaydedilen bir kadındı. Oysa her biri, kendi hikayesinin biricik hükümdarıydı. Artemis’in bakışları altında sızlayan bu topraklar, göç edenlerin ve unutulanların sessiz çığlıklarıyla doludur.
Fırat, yani Euphrates... O nehir, üzerine kurulan imparatorlukların kanını taşır ama asla rengi değişmez. Akıp giderken, ne kralların tacını tanır ne de kölelerin zincirini. Frigler ve Kybele... Dağların anaç ruhu Kybele’yi, kendi kalıplarına sokup, onu tapınak duvarlarına hapseden o "uygar" sistem değil miydi? Doğanın özgürlüğünü, taş duvarlı şehirlerin disiplinine tercih ettikleri için hep "vahşi" ilan edildiler.
Görüyor musun küçük yolcu? Haritadaki "F" harfleri sadece coğrafya değil; bunlar, gücün sahiplerine karşı başkaldıranların, kendi yollarını çizenlerin ve düzenin dişlileri arasına sıkışanların izleridir. Roma’nın o meşhur Forum’unda, şatafatlı konuşmaların yapıldığı yerde, aslında özgür ruhların nasıl sessizliğe gömüldüğünü hayal et.
Hayat, bir bardak şaraptaki neşeli bir köpük gibidir; kısa, geçici ve tadı damakta kalan... O yüzden sana tavsiyem; kralların diktiği heykellere değil, o heykellerin gölgesinde unuttukları kişilere bak. Gerçek, o gölgelerin içinde fısıldar. Şimdi git, kendi haritanı bizzat kendi ayak izlerinle çiz; çünkü en büyük otorite, kendi zihninin özgürlüğüdür.