Bir zamanlar, uzak diyarlarda, Tiryns ve Mykene topraklarında hüküm süren Eurystheus adında biri yaşarmış. Bu adam, hani şu bildiğimiz güçlü ve iyi kalpli Herakles'in başını epey ağrıtan, biraz huysuz, biraz da kıskanç bir kralmış.
Her şey gökyüzündeki büyüklerimizin bir oyunuyla başlamış. Aslında krallık tacı daha yiğit birine kısmet olacakmış ama Hera, o meşhur oyunlarıyla Eurystheus'un herkesten önce dünyaya gelmesini sağlamış. Böylece bizim Eurystheus, küçücük bir bebekken tacı kapıvermiş.
Kral olunca da ne yapmış dersin? Kendisinden çok daha güçlü, çok daha sevilen Herakles'i kıskanmaya başlamış. "Madem ben kralım, o zaman Herakles benim dediklerimi yapsın," demiş. Herakles'e olmayacak işler, bitmeyecek görevler vermiş. Hani şu meşhur canavarların peşine düşmesi, yedi başlı yılanlarla uğraşması var ya, hepsi işte bu Eurystheus'un bitmek bilmeyen emirleri yüzündenmiş.
Eurystheus, koltuğunda oturup, o güzel üzüm bağlarından gelen içecekleri yudumlarken, uzaklardaki Herakles'in zorlu maceralarını izlemekten gizli bir zevk alırmış. Ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın, Herakles her zorluğu başarıp halkın gözünde daha da yücelmiş.
Zaman geçmiş, koca kahramanımız gökyüzüne uğurlandıktan sonra bile bu huysuz kral rahat durmamış. Herakles'in ailesine, çocuklarına bile huzur vermemiş. Sonunda, yaptığı onca haksızlığın bir bedeli olacağını anlamamış ama Atina topraklarına saldırdığında işler değişmiş. Orada, Herakles'in dostları ve yoldaşlarıyla girdiği bir kavgada, hikayesi kötü bir şekilde son bulmuş.
İşte böyle küçük dostum, bazen kıskançlık insanı sadece mutsuz eder; oysa Herakles gibi kalbi güzel olanlar, tarihe adını altın harflerle yazdırır. Haydi şimdi git ve oyunlarına bak, güneş batmadan biraz koşup eğlenelim!
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Çoğu zaman gökyüzü sakinlerinin parmağını salladığı, altın tahtlarda oturanların hikayesini dinlersin. Ama unutma; birinin kral tacını takması, onun iyi veya adil olduğu anlamına gelmez. Bugün sana, Mykene'nin soğuk duvarları arasında yaşayan Eurystheus adlı bir adamı anlatacağım. İnsanlar ona "Kral" dediler, ama aslında o, sadece korkunun üzerine inşa edilmiş bir kafesin bekçisiydi.
Güç, bazen en zayıf olanın eline geçer ve o zayıf el, dünyayı acıya boğar. Eurystheus, yiğitlikte herkesi geride bırakan Herakles’in gölgesinde büyüdü. Peki, neden Herakles gibi güçlü bir adam, bu küçük ve hırslı kralın her emrini yerine getirdi? Çünkü Gökyüzü sakinleri, kuralları kendi çıkarlarına göre büktüler. Hera’nın kıskançlığı, Eurystheus'un erken doğmasına neden oldu; tıpkı bir oyuncağın düğmesine basar gibi onu erkenden dünyaya itelediler. Sırf Herakles kral olamasın diye, sırf düzen bozulmasın diye...
Piyonlar ve Krallar. Eurystheus, Herakles’i kendi hırsının bir aracı yaptı. Ona imkansız görevler verdi; sadece yiğidin gücünü sınamak için değil, onun ruhunu parçalamak için. Düşünsene, biri sana en zor işleri veriyor ve sen o işleri yaptıkça, o adam daha çok güçleniyor. Eurystheus, bir kuklacı gibiydi. Herakles, binlerce düşmanı yendi ama aslında Eurystheus'un yarattığı "görevler sisteminin" içinde hapsolmuş bir mahkumdu.
Gerçeklerin bedeli acıdır. Eurystheus, Herakles topraklarından gittiğinde bile rahat durmadı; onun soyunu oradan kovacak kadar korkaktı. Güçlüler, her zaman kendilerinden daha parlak olanı söndürmek isterler. Ama her krallık bir gün çöker. Sonunda o kibirli kral, kendi yarattığı adaletsizliğin içinde, İolaos’un ellerinde kendi sonunu buldu. O kadar çok nefret biriktirmişti ki, öldüğünde bile insanların yüreğinde sadece bir sızı bıraktı.
Sana son bir nasihat: Bir gün birileri sana "emir aldım" ya da "kral böyle istedi" derse, dur ve sor: "Peki, kendi aklın nerede?" Hakikat, o görkemli sarayların değil, ezilenlerin vicdanındadır. Şimdi, biraz bilgece bir neşeyle yaşamın tadını çıkar; çünkü tüm o tahtlar ve taclar, sonunda toprağa karışan tozdan ibaret.