Şimdi, otur şöyle kenara bakalım evlat. Ayaklarını uzat, ateşin çıtırtısını dinle. Sana, herkesin kahramanlık türküleri söylediği o uzun yolculukta, gölgede kalmış ama aslında iplerin ucunu elinde tutan birinden, Eurylokhos’tan bahsedeceğim.
Bilirsin, Odysseus dediğin adam zekidir, hilebazdır ama yanında hep sağlam bir yoldaşa ihtiyaç duyar. İşte Eurylokhos, o yoldaşların en şüphecisi, en temkinlisiydi. Hani o meşhur büyücü Kirke’nin adasına vardıklarında, çoğu kişi "Gidelim, şu güzel konağa bir bakalım, içeride kim bilir ne ziyafetler vardır" diye koştururken, bizimki bir adım geride durdu. Sezgileri güçlüydü; o güzel kokulu yemeklerin ardındaki gizli kederi, o tatlı seslerin içindeki zehri ilk o sezinledi. Arkadaşlarının domuza dönüştürüldüğünü gördüğünde, korkudan titreyerek de olsa geri dönüp Odysseus’a haber getiren o oldu. Eğer o olmasaydı, Odysseus da muhtemelen bugün bir çiftlikte çamurlar içinde eşeleniyor olurdu, inan bana.
Sonra şu meşhur yeraltı dünyası meselesi var... Hani ölülerin gölgeleriyle konuşmak için toprağa o derin çukuru kazdıkları vakit. Herkes korkudan ne yapacağını bilemezken, Eurylokhos yine iş başındaydı; kurbanları hazırlayan, duaları mırıldanan, gökyüzü sakinlerinin huzurunda o karanlık geçidi açan yine oydu.
Ama gel gör ki, insanın içi bazen aklının önüne geçer. İnsan dediğin, en çok da midesine yenilir. Seiren’lerin o büyüleyici şarkıları geçerken, Odysseus’u geminin direğine sıkı sıkıya bağlayan, kaptanının aklını yitirip o kayalıklara çarpmaması için ellerini bağlayan yine Eurylokhos’tu. Aklına mukayetti, ta ki o uğursuz Güneş adasına varana dek.
Açlık, bilirsin, en büyük sınavdır. İnsan aç kalınca gözü hiçbir şey görmez olur. İşte o vakit, Eurylokhos arkadaşlarına döndü ve "Gelin, Güneş tanrının ineklerini keselim, yoksa açlıktan öleceğiz" dedi. Belki bir anlık bir çaresizlik, belki de kadere karşı son bir isyandı bu. Ama tanrıların yasaları keskindir evlat, bir kez o kutsal sürülere elini uzattın mı, dönüşü olmaz.
Sonunda ne mi oldu? Deniz kabardı, fırtına koptu ve o dev dalgalar arasında Eurylokhos da diğerleri gibi derin sulara gömüldü. Ne Odysseus’un zekası, ne de Eurylokhos’un temkinliliği kurtarabildi onları.
İşte böyle... Hayat böyledir. Bazen en akıllı olan bile en büyük hatasını bir parça et uğruna yapar. Hadi, biraz daha şarap doldurayım kadehlerine; hikayeler anlatıldıkça geçmişi, geçmiş de bizi hatırlasın.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak küçük yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var; bazıları bunu korkaklık sanır, bazıları ise hayatta kalma sanatı... Bugün sana anlatacağım kişi Eurylokhos. Hani şu, kralı Odysseus’un yanında gölgesi gibi yürüyen ama aslında kendi vicdanının sesini hiç susturmamış olan adam.
İnsanlar ona 'itaatsiz' derler, oysa o sadece Kirke’nin büyüleyici konağının kapısında durup içerideki tekinsiz sessizliği sezebilen tek kişiydi. Arkadaşları, o kadının sunduğu kadehlerden içip benliklerini kaybetmeye, birer hayvana dönüşmeye razıyken, Eurylokhos gerçeği görmeyi seçti. Bir liderin hırsı, bazen sadece zaferle beslenmez evlat; bazen başkalarının hayatıyla ödenen bir diyetle büyür. O, kralının 'görev' dediği şeye şüpheyle baktı.
Ölüler ülkesinin kapısında, toprağı kanla sulayıp huzursuz ruhları çağırdıklarında, Eurylokhos’un titreyen elleri sadece kılıcını değil, içindeki isyanı da tutuyordu. Denizin o bitmek bilmeyen maviliğinde, Seiren’lerin sesi havayı bıçak gibi keserken, Odysseus’u direğe sımsıkı bağlayan da oydu. Belki de o bağlar, sadece bir kralı korumak için değil, o hırslı adamın fırtınaya kapılıp herkesi yok etmesini önlemek için atılmış düğümlerdi.
Ama dinle güzel evladım, her isyancının bir sonu vardır. Açlık, tanrıların yasalarından bile daha keskindir. Güneş tanrısının kutsal ineklerini kesmeyi önerdiğinde, aslında sistemin ona dayattığı açlığa karşı bir başkaldırıydı bu. Tanrıların gökyüzünden yağdırdığı o soğuk lanet, aslında sadece itaat etmeyenlerin üzerindeki ağırlıktı. Hepsi denizlerin karanlık derinliklerine gömüldü; geriye sadece bilge bir Silenos’un, yani benim hatırladığım o buruk gerçek kaldı.
Hayat, bazen bir kadeh şarap kadar tatlı, bazen de bir fırtına kadar serttir. Sen, kralların görkemli zaferlerine değil, o zaferlerin gölgesinde unutulan Eurylokhos’un o şüpheci gözlerine bak. Çünkü unutma güzel yavrum; otoriteye 'hayır' diyenler, her zaman hikayenin sonunda 'kötü' ilan edilirler, ama aslında onlar sadece kendi ruhlarının özgürlüğünü arayanlardır.