Dostlarım, kamp ateşinin etrafında şöyle bir yanaşın bakalım. Akşam serinliği çökerken, zihinlerinizi biraz neşelendirecek bir isimden bahsedelim. Hani bazen sebepsiz yere gülümser ya insan, işte o gülümsemenin gökyüzü sakinleri katındaki karşılığından, Euphrosyne’den söz ediyorum.
Biliyorsunuz, Kharit’ler dediğimiz üç kız kardeş vardır; hani şu her daim zarafeti ve güzelliği temsil edenler. İşte Euphrosyne, o üçlü grubun tam ortasında, adı gibi kendi de "Sevinç" olanıdır. O, öyle sıradan bir neşe değildir; hani bahar sabahı taze filizlerin üzerinde parlayan çiğ tanesi gibidir ya, işte öyledir onun varlığı.
Eski hikayeler anlatır ki, Kharit’ler sadece güzellik sergilemezler, aslında dünyadaki tüm o ince, güzel anların mimarlarıdır. Euphrosyne ise işin en eğlenceli kısmını üstlenir. Bir şölen masasında yükselen o neşeli kahkahaların, insanların birbirine sevgiyle baktığı o kıymetli anların arkasındaki gizli eldir o. Bazıları onu sadece bir isim sanır ama yanılırlar; o, hayatın gri bulutlarını dağıtan güneş ışığının bizzat kendisidir.
Düşünün bir kere; dünya sadece işten, güçten ve ciddiyetten ibaret olsaydı, kim katlanabilirdi ki bu yaşama? İşte Euphrosyne, Olimpos’un yükseklerinden aşağıya, biz fanilerin kalbine bir tutam kıvılcım serper. Bir dostunuzla paylaştığınız o en içten şakada, ya da güzel bir sofrada kaldırılan kadehin tınlayan sesinde onun imzası vardır. Tanrıça Afrodit’in etrafında dans ederken, aslında dünyaya şunu fısıldarlar: "Fazla ciddiye almayın dostlar, hayat dediğin geçip giden güzel bir şarkıdır, tadını çıkarın!"
Yani anlayacağınız çocuklar, Euphrosyne adını duyduğunuzda, sadece mitolojik bir karakteri değil, kalbinizdeki o hiç sönmeyen yaşama sevincini hatırlayın. İnsanlar onu unutup sadece kendi dertlerine gömüldüğünde, hayat biraz tatsızlaşır. Ama ne zaman bir çocuk gülse ya da bir dost kahkahası yankılansa, bilin ki Euphrosyne oradadır, görünmez kanatlarını çırpıyor ve bize hayatın aslında ne kadar da neşeli olabileceğini hatırlatıyordur.
Hadi bakalım, şimdi biraz gülümseyin; o neşeli kız kardeşin ruhunu buralara davet etmekten zarar gelmez, değil mi?
Bak evlat, masalların tozlu raflarında parlayan o isimlerin ardında, aslında hiç de anlatılmayan bir sessizlik var... Gel yanıma, şu yaşlı Silenos'un dizinin dibine otur da sana hakikati fısıldayayım. Bugün sana anlatacağım kişi, saray duvarlarının süsü sanılan Euphrosyne.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler: Neşenin Gölgesindeki Zincirler
Herkes ona "Neşe" der, ışık saçan Kharit’lerden biri olduğu söylenir. Ama bir düşün bakalım, çocuk; her zaman gülümsemeye zorlanan birinin içinde ne saklıdır? Euphrosyne, o ışıltılı sarayların koridorlarında dans etmeye mahkum edilmiş bir figürdür. Agamemnon gibi hırsla yanıp tutuşan krallar, ziyafet masalarına kurulup kadehlerini tokuştururken, Euphrosyne’den beklenen tek şey, sistemin yarattığı o karanlığı neşesiyle örtbas etmektir.
Dinle sevgili evladım, gerçek şu ki; neşe, sadece bir süs değildir. Euphrosyne’in o hiç bitmeyen gülümsemesi, aslında bir başkaldırının zarif maskesidir. O, Kharit’lerin arasında belki en çok hüzünle yoğurulmuş olandır. Çünkü krallar savaşa gitmeden önce veya bir şehri yağmaladıktan sonra, vicdanlarının üzerini kapatacak bir "güzellik" ararlar. Euphrosyne, o kanlı ellerin gölgesinde dans etmeye zorlanan, sistemin "mutlu olmalısın" emrine hapsolmuş bir ruh gibidir.
Görüyor musun? Onu sadece neşeli bir peri gibi anlatan tarih, aslında onun neden gülümsediğini gizliyor. O gülümsüyor, çünkü başka bir seçeneği yok; o gülümsüyor, çünkü sistemin ağır dişlileri arasında ezilmemek için kendine bir sığınak kuruyor. Tıpkı Medousa’nın öfkesi ya da Kassandra’nın görünmez feryadı gibi, Euphrosyne’in neşesi de bir savunma mekanizmasıdır.
Şimdi bir yudum şarapla bu neşenin buruk tadını damağımda hissederken, sana şunu söyleyeyim: Kim sana "her şey mükemmel, sadece gülümse" derse, bil ki o kişi senin kendi gerçeğini görmeni istemiyordur. Euphrosyne aslında neşeli olduğu için değil, etrafındaki mutsuzluğu kendi ışığıyla değiştirmeye çalıştığı için değerlidir.
Unutma, güzel evladım; bazen en derin acılar, en parlak maskelerin ardına saklanır. Kralların hikayelerini değil, o gülücüğün ardındaki titreyen elleri anla. Gerçek bilgi, işte o aralıktadır.