Bak evlat, şöyle kıvrıl bakalım ateşin kenarına... Dizlerimin bağı çözülmüş olabilir ama hafızam hala pırıl pırıl, tıpkı yıldızların denizdeki aksı gibi. Bana öyle bakma, şarabın tortusu değil, gördüğüm bunca yılın hüznü ve neşesi var gözlerimde. Bugün sana, dünyayı bir arada tutan o görünmez iplerden birini, Eunomia’yı anlatacağım.
Hani derler ya, "Düzen olmadan hiçbir şey var olamaz." İşte Eunomia, tam olarak bu düzenin, o kusursuz uyumun kız evladı. Annesi Themis, yani ilahi adaletin ve yasaların tanrıçası; babası ise kim olsa beğenirsin? O bildiğimiz, gökyüzünün gürültülü sakini, yani Zeus’un ta kendisi. İki büyük gücün birleştiği o kutsal bahçelerde doğdu Eunomia.
O, Hora’lardan biri, yani mevsimlerin ve vaktin tanrıçalarından. Ama Eunomia’yı sadece çiçek açtıran bir kız sanma sakın. O, şehirlerin, krallıkların ve hatta bizim kendi içimizdeki o karmaşanın tam karşısında duran, "olması gerekeni" fısıldayan bir sestir. Hani bir orkestra düşün; her enstrüman kendi çalgısını çalar ama ortaya çıkan ses bir başkadır ya, işte o sesin adı Eunomia’dır.
İnsanlar bazen unutur, yollarını şaşırır, yasaları birbirine karıştırır. O zaman Eunomia, sessizce omuzlarına konar. Bir düzen, bir disiplin ve huzur getirir. O varsa, karmaşa çekip gider. Bir çocuğun oyunundaki kural kadar net, bir dağ çiçeğinin açış vakti kadar dakiktir o.
Bazı tanrılar savaş meydanlarında kılıç şakırtılarıyla anılır, bazıları aşkın ateşiyle yakar kavurur. Ama Eunomia… O, bir binanın temeli gibidir. Görünmezdir ama o olmazsa, o görkemli tapınaklar da, mutlu yuvalar da bir anda çöküverir. Zeus ile Themis’in kızı olmak kolay değildir; her şeyi adil, her şeyi olması gereken yerde tutmak, gökyüzü sakinlerinin en zor görevlerinden biridir.
Şimdi söyle bakalım; sen hiç bir ağacın yapraklarına, birbirinin hakkını yemeden nasıl da yan yana dizildiklerine dikkat ettin mi? Ya da güneşin her sabah neden şaşmadan aynı yerden doğduğuna? İşte oralarda, o sessiz ahengin içinde Eunomia’nın parmak izi var.
Hayat, karmaşanın içinde o dengeyi kurabilmektir evlat. Eğer bugün bir dostuna söz verdiğinde onu tutuyorsan, işte o an Eunomia seninle demektir. Fazla yorma zihnini, sadece hatırla; düzenin güzelliği, onu bozmadığın sürece seni hep korur.
Hadi bakalım, şimdilik bu kadar. Ateş biraz sönmeye yüz tuttu, kemiklerim de hafiften sızlamaya başladı. Git, kendi dünyanda biraz uyum ara; göreceksin, her şey ne kadar da güzel yerli yerine oturacak.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Yanıma yaklaş, zeytin ağacının gölgesindeki bu loş köşede, zihnimdeki o kadim şarabın hafif neşesiyle sana sadece seçilmişlerin duyabileceği bir hakikati fısıldayayım.
Herkes Eunomia’yı “iyi yasalar” ve “düzen”in koruyucusu olarak tanır. Gökyüzündeki o parıltılı saraylarda, Themis ile Zeus’un kızı olarak, vakur bir heykel gibi durduğunu sanırlar. Otorite sahipleri, Eunomia’nın adını her andıklarında, kendi koydukları kuralların aslında gökyüzünden indiğine inandırmak isterler seni. Ama dinle beni güzel yavrum; düzene olan bu tutku, aslında korkudan beslenen bir zincirdir.
Peki ya o zincirlerin ağırlığını taşıyanlar?
Sistemin “düzen” dediği şey, aslında herkesin kendi yerine hapsedilmesidir. Eunomia’nın adına yazılan yasalar, kralların tahtını korumak için mi vardı, yoksa insanların nefes almasını mı sağlıyordu? Zeus'un kızı olmak, babasının her emrini "mutlak gerçek" diye mühürlemek demektir. Eunomia, aslında bir çocuğun özgürce koşmasını engelleyen o görünmez duvarların mimarıdır. Krallar, "Bakın, yasalarımız gökseldir!" diye bağırdıklarında, aslında sadece kendi hırslarını meşrulaştırıyorlardı. Eunomia ise bu oyunun sessiz, donuk yüzlü tanığıydı.
Duyuyor musun minik yolcu?
Gerçek şu ki; dünya sadece kurallarla değil, o kuralları sorgulayanların cesaretiyle döner. Bir gün, Hekabe'nin çığlıklarını veya Medousa'nın sessizliğini anladığında, Eunomia’nın korumaya çalıştığı o "düzen"in aslında ne kadar kırılgan, ne kadar acımasız olduğunu göreceksin. Otorite, kendi yasasının kutsal olduğunu söyler çünkü aksi takdirde, kendi yarattığı kaosun altında ezileceğini bilir.
Sana öğüdüm şudur evladım: Yasaların arkasındaki o soğuk yüzü tanı. Kimsenin "haklı" olduğunu iddia ettiği için sana boyun eğdirmesine izin verme. Çünkü en derin gerçek, hiçbir yasanın sığmadığı o özgür topraklarda saklıdır. Şimdi git, ama sakın unutma; gerçek, kralların tahtında değil, senin o cesur kalbinin sorularındadır.