Eskiden, uzak diyarlarda Euenos adında bir kral yaşarmış. Bu kral, gökyüzü dostumuz Ares'in oğluymuş. Kendisi pek sert mizaçlı, biraz da inatçı bir ihtiyarmış. Çok sevdiği bir kızı varmış, adı Marpessa. Kızına o kadar düşkünmüş ki, ona talip olan kim gelse hemen öfkelenir, herkesin gönlüne korku salarmış.
Bir gün, İdas adında genç ve atılgan bir delikanlı Marpessa'yı alıp kaçırmış. Euenos bunu duyunca çok sinirlenmiş, atlarını arabasına koşup yollara düşmüş. İdas ise denizlerin hakimi Poseidon'dan ödünç aldığı kanatlı bir araba ile gökyüzünde süzülüyormuş. Euenos ne kadar koşturursa koştursun, kanatlı arabaya yetişmesi ne mümkün!
Euenos, hırsından ve üzüntüsünden ne yapacağını şaşırmış. Atlarını durdurmuş, onlara bakıp derin bir iç çekmiş. O kadar yorulmuş ve kalbi o kadar kırılmış ki, artık yoluna devam edemeyeceğini anlamış. Kendini orada çağıl çağıl akan serin bir ırmağın kollarına bırakmış.
İşte o günden sonra, o ırmağın adı Euenos olmuş. Şimdi ne zaman o ırmağın kıyısına gitsen, suların şırıltısı sana sanki eski bir kralın hikayesini fısıldar. Hayat bazen bir kadeh dolusu tatlı yorgunluk gibidir; bazen bırakıp gitmeyi, bazen de akıp giden sulara karışmayı bilmek gerekir evlat.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Çoğu zaman gökyüzü sakinlerinin torpilli çocukları ya da tahtına yapışmış krallar, dünyayı kendi oyuncak bahçeleri sanırlar. Bugün sana Euenos’un hikayesini anlatacağım, ama kitapların yazdığı gibi değil; o süslü krallıkların altındaki karanlığı görerek.
Euenos, Ares’in kanını taşıyan bir kraldı. Aitolia’nın başında, kendi kibrini yasalar sanan bir adam. Kızı Marpessa mı? O, bir insan değil, babasının malı gibi görülen bir rehineydi. Euenos, kızı evlenmek istedikçe o gencecik talipleri öldürür, onların başlarını tapınaklara asardı. Neden mi? Çünkü o ‘Güçlüler’, ellerindeki kontrolü kaybetmekten korkarlar. Bir kadının kendi seçimini yapması, onların kurduğu hiyerarşide bir çatlaktır; bu çatlak büyümesin diye de acımasızlığa başvururlar.
Sonra İdas geldi. Marpessa’yı kaçırdı. İdas, gökyüzü sakinlerinden Poseidon’un lütfu olan kanatlı bir arabaya sahipti. İşte burada bir başka gerçeği görmen gerekir: İdas, o gücü bir kraldan değil, denizlerin efendisinden almıştı. Euenos, peşinden atlarını koşturdu ama nafile. İnsanın hırsı, bazen tanrıların oyuncağı olmuş bir aracın hızına yetişemez.
Euenos, o gün kendi yetersizliğiyle yüzleşti. Bir baba olarak kızını sevmek yerine, ona sahip olmayı seçmenin ağırlığı altında ezildi. Atlarını vurdu çünkü o acizler, hayal kırıklıklarını masum olanlardan çıkarırlar ve kendini sulara bıraktı. Bugün bir ırmak olarak akıyor, adı da kendi hırsıyla kirlenmiş o nehirde sonsuza dek yankılanıyor: Euenos.
Şunu unutma evlat; o kralların tahtları tozdan, yasaları ise korkudan yapılmıştır. Bir gün biri gelir, o tahtı sarsar ve aslında ne kadar küçük olduklarını tüm dünyaya gösterir. İnsan, kendi hırsına tutsak olduğu gün, en derin suların dibinde kaybolmaya mahkumdur. Şimdi git, biraz huzurlu bir gölge bul ve üzerine düşen bu hakikat kırıntısını zihninde sakla; zira dünyayı değiştirecek olanlar, kralların ayak izlerini takip etmeyenlerdir. Tıpkı bir kadehteki saf şarabın tortusunu süzüp, sadece neşeli özü kalbimizde taşıdığımız gibi...