Thesauros Mitoloji Euenor

Euenor

Euenor

Atlantis’in ilk yerlisi ve Poseidon’un soyundan gelen efsanevi atadır. Adanın köklerini oluşturan, efsanelerle örülü kadim bir bilge kişiliktir.

Euenor, Atlantis’in toprağına kök salmış ilk sakinlerinden biri olarak, üzerine kurulacak o görkemli ve baskın medeniyetin henüz şekillenmemiş sessizliğinde varlık bulur. Adanın ıssız ve doğal düzeni içinde kendi sınırlarını çizerken, henüz üzerine inşa edilecek o katı hiyerarşik yapıların ve mutlak otoritenin temelleri atılmamıştır; o, mülkiyetin ve iktidarın henüz kimlik kazanmadığı o kadim boşlukta, sadece kendisinin olan toprağa tutunarak, dışsal bir tahakkümün henüz ulaşamadığı bir özerklik arzusuyla yeryüzünün ilk sahipliğini deneyimler.
Silenos
Bak evlat, şöyle otur yanı başıma, zeytin ağacının gölgesi tam da buraya düşüyor. Dizlerin yara bere içinde, belli ki yine ormanlarda koşturmuşsun. Gel, sana Atlantis’ten, denizin ötesindeki o kadim topraklardan, Euenor adında bir adamdan bahsedeyim.

Herkes Atlantis’in görkemli saraylarından, altın kubbelerinden bahseder ama Euenor’un hikayesi toprağın derinlerinden başlar. Bu adam, toprağın ta kendisinden doğmuştu sanki. O zamanlar dünya henüz şimdiki gibi huysuz değildi; gökyüzü sakinleri toprağı yeni yeni şekillendiriyor, nehirlerin yatağını elleriyle açıyorlardı. Euenor, Atlantis’in tam kalbinde, küçük bir tepede tek başına yaşıyordu. Şehrin o uğultulu kalabalığından uzakta, toprağın dilini bilen, taşla ağaçla fısıldaşan bir adamdı.

Bir gün, gökyüzünün o meşhur tanrılarından biri –hani şu denizin maviliğini dizginleyen– gözünü bu ıssız tepeye dikti. O tepede yaşayan Euenor, öyle kendi halindeydi ki, tanrının bile dikkatini çekti. Euenor’un yanında da bir eşi vardı, Leukippe. İkisi, Atlantis’in o çılgın, hırslı insanlarından farklıydılar. Bir parça ekmek, bir yudum su ve doğanın sunduğu huzur onlara yetiyordu.

Tanrı, bu çifte baktığında insanın sadece hırstan ibaret olmadığını gördü. Euenor, bir gün bahçesinde çalışırken, toprağın içinden bir pınarın kaynadığını gördü. O pınar, sanki yerin altında saklanan gizli bir neşenin yeryüzüne fışkırmasıydı. İşte o gün, Euenor’un evinin çevresi, adanın en bereketli köşesi haline geldi.

Euenor bir kral mıydı? Hayır, taç takmazdı. Bir savaşçı mıydı? Hayır, kılıç sallamazdı. O, sadece toprağına sadık kalan biriydi. Çocukları oldu, o çocuklar da Atlantis’in o büyük soylarını başlattı. Hikaye odur ki, Atlantis’in o batıp giden ihtişamı aslında Euenor’un o küçük, huzurlu bahçesinde filizlenmişti.

Şimdi sen diyeceksin ki, "Silenos, o büyük ada battı gitti, ne kaldı geriye?" Bak, şu ayağının altındaki toprağa bir bak. Euenor, o koca imparatorluk kurulmadan önce toprağı nasıl sevdiğini öğretti bize. İnsan, ne kadar büyük kuleler dikerse diksin, sonunda dönüp dolaşıp Euenor’un o sade bahçesine, toprağın o huzurlu kucağına ihtiyaç duyar.

Hadi şimdi, şu şarap kadehimden bir yudum alayım da boğazım yumuşasın. Sen de git biraz dinlen, ama aklında olsun; en büyük krallar bile bir gün unutulur ama toprağı sevgiyle eken Euenor’un izi, dağların taşların hafızasında hep kalır.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi