Thesauros Mitoloji Eteokles

Eteokles

Eteokles

Thebai tahtı için kardeşi Polyneikes ile anlaşamayıp kanlı bir düelloda birbirlerini öldüren, hırsının kurbanı olmuş talihsiz bir kraldır Eteokles.

Oidipus ve İokaste’nin soyundan gelen Eteokles, kardeşi Polineikes ile paylaştığı kan bağını, Thebai üzerindeki tekil egemenliğinin önündeki bir engel olarak kodlamıştı. Babanın sürgünüyle boşalan iktidar koltuğunu yıl bazlı bir rotasyona tabi tutma sözü, yalnızca devletin sürekliliğini sağlama kılıfıyla örtülü geçici bir tahakküm taktiğiydi. Sırası geldiğinde tahtı terk etmeyi reddetmesi, mutlak otoritenin kendi kendini meşrulaştıran o değişmez yasasıyla, kardeşi Polineikes’i Argos’a, Adrastos’un hırsına sığınmaya itti. Tydeus’un getirdiği barış veya uzlaşı teklifleri, Eteokles’in mülkiyetine aldığı iktidar aygıtı karşısında ancak birer etkisiz gürültüden ibaretti. Thebai surları ardındaki direnişi, iki kardeşin birbirini yok ettiği teke tek hesaplaşmayla nihayete erdiğinde, devletin sadık hizmetkarları Eteokles’e törensel bir mezar sunarak düzenin devamlılığını kutsadı. Buna karşın, iktidarın hükmüne başkaldıran Polineikes’in topraktan mahrum bırakılması, otoritenin sadece yaşamı değil, ölüm sonrasını da yöneterek itaati cezalandırma biçimiydi. Eteokles'in ölümüyle sarsılan hiyerarşi, oğlu Laodamas’ın tahta geçişiyle, Epigonların hücumuna rağmen yeniden tahkim edildi.
Silenos
Bak hele, şöyle yanıma ilişin bakalım. Minderler biraz tozlu ama altındaki kadife yumuşaktır, korkmayın. Bugün size, hani şu "taht sevdası" denen illetin, insanı nasıl kör bir düğüme dönüştürdüğünü anlatayım. Oidipus’un oğullarından, Eteokles’ten bahsediyorum...

Eteokles ve kardeşi Polineikes, babaları o talihsiz Oidipus şehirden kovulup gidince, Thebai’nin tahtı için baş başa verdiler. İkisi de akıllı, ikisi de hırslıydı. "Bak kardeşim," dediler, "bu işi kavgasız dövüşsüz çözelim. Bir yıl sen krallık yap, bir yıl ben. Sırayla olsun, adalet yerini bulsun."

Derken o ilk yıl su gibi akıp geçti. Eteokles, sarayın o süslü koltuğuna, o ağır tacın altına bir oturdu ki, tadını alınca bırakması zor oldu. Gökyüzü sakinlerinin bile bazen gıptayla izlediği o görkemli Thebai şehri, artık onun avuçlarında tek bir dünya olmuştu. Polineikes zamanı dolup da geri geldiğinde, Eteokles sadece omuz silkti. "Kardeşim," dedi, "taht biraz yüksek, düşmekten korkuyorum, yerimden kalkamam."

Polineikes bunu kendine yedirebilir mi? Argos kralı Adrastos’u yanına aldı, bir ordu topladı, Thebai kapılarına dayandı. Hani o meşhur "Yediler" derler ya, işte o meşhur ordu. Tydeus adında biri gelip, "Ver şu anahtarları artık," dediyse de, bizim inatçı Eteokles kulaklarını tıkadı. O vakitler tanrılar bile bulutların arasından bakıp, "Eyvah, bu iki kardeşin sonu ne olacak?" diye birbirlerine fısıldaşmışlardır.

Savaşın kızıl yüzü göründü. İki kardeş, kanlarının kokusunu almış birer kurt gibi birbirlerini aradılar. Nihayet meydanın orta yerinde karşı karşıya geldiler. Ne dostluk, ne o çocukluk hatıraları kaldı; sadece hırs ve kılıç şakırtısı... İkisi de aynı anda kılıçlarını kalplerine daldırdıklarında, güneşin ışıkları bile utancından soldu.

Eteokles, törenlerle, gözyaşlarıyla, ihtişamla gömüldü. Ama Polineikes... O, kardeşinin inadı yüzünden, toprağa kavuşamayan bir gölge gibi dışarıda bırakıldı. Sonra ne mi oldu? Eteokles’in oğlu Laodamas kral oldu; hayat dediğin, tıpkı içindeki baloncuklar gibi bir an parlayıp sonra kaybolan bir şarap kadehi misali devam etti gitti.

İşte böyle çocuklar; hırs bazen öyle bir gözdür ki, insanın kendi kardeşini bile görmesine engel olur. Şimdi, o hüzünlü hikayeden biraz uzaklaşıp şu ağacın gölgesine yaslanalım mı? Hayat, kin tutmak için fazla kısa, ama masal dinlemek için her zaman vaktimiz var.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi