Thesauros Mitoloji Esîr

Esîr

Esîr

Tanrıların soluduğu, gökyüzünün en yüksek ve saf katmanı olan ışıltılı hava. Ölümlülerin ulaşamadığı, sonsuzluğun en parlak ve pürüzsüz özü.

Evrenin en tekinsiz boşluğunda, tanrıların nefes alıp verdiği o uçsuz bucaksız katmanda, diğerlerinin erişemediği bir yükseklikte ikamet eder. Saf ışığın ve ebedi akışın cisimleşmiş hali olan bu unsur, varlığın en üst perdesini oluştururken, aşağıdakilerin boyun eğdiği yerçekimini ve kısıtlayıcı sınırları anımsatan bir hiyerarşi kurar; zira yukarıdaki bu "özgür" akış, ancak altındaki yoğun kütlelerin üzerinde, onları ezip geçen bir mutlaklık olarak varlığını sürdürebilir. Akhilleus’un öfkesini dindiren gökyüzü maviliğinde, Hekabe’nin yas tuttuğu toprağın üzerini bir örtü gibi saran ama asla ona değmeyen bu üstünlük, Kirke’nin karıştırdığı iksirlerin en üstteki berrak katmanıdır; varlığın en başından beri süregelen bu düzen, kimseye hesap vermeyen bir iktidarın göksel hükmüyle, dikey bir tahakkümün uçsuz bucaksız sessizliğini yansıtır.
Silenos
Bak evlat, şöyle iyice kurul bakalım şu zeytin ağacının gölgesine. Dizlerim biraz tutuk ama zihnim hala o ilk şafak vakti kadar berrak. Bana bakarken gözlerinin parladığını görüyorum; hani şu tepelerin ardında neler olduğunu, bu uçsuz bucaksız maviliğin ötesinde ne gizlendiğini merak eden o pırıltı. Gel, sana herkesin nefes alıp verdiği ama kimsenin pek de farkına varmadığı o büyük "Esir"den, yani Aither'den bahsedeyim.

Şimdi şöyle düşün; hani derin bir nefes alırsın da göğsün dolar ya, işte o havayı dolduran, o en saf, en hafif ışığı taşıyan varlıktır Aither. Bizim soluduğumuz o ağır, tozlu yeryüzü havası değil bu; gökyüzü sakinlerinin, o yüce tanrıların ciğerlerine çektiği o paha biçilemez pırıltıdır. O, evrenin en üst katlarında, yıldızların arasında sessizce süzülen bir cevherdir.

Eskiler ona "ebedi parlayan" derlerdi. Hani güneş batınca gökyüzü kararır ya, işte o karanlığın hemen arkasında, her zaman orada, pırıl pırıl duran o ışık örtüsüdür Aither. Bir nevi göğün zırhı gibi düşün onu; o olmasa ne güneşin ışığı dünyamıza ulaşabilir ne de tanrılar o yüksek koltuklarında oturup aşağıyı seyredebilirdi.

İnsanlar bazen başlarını kaldırıp "Ah, şu berrak gökyüzü ne kadar da güzel!" derler ya, işte o an Aither’e selam verirler. O hem bir mekandır hem de bir varlık. Kendi başına bir karakterdir yani; bazen bir sis bulutu gibi usulca sokulur, bazen bir şimşek kadar keskinleşir. Ama asla yere inmez, asla kirletmez kendini. O, yükseklerin, en uçların, yani ulaşılmazın hikayesidir.

Biliyorsun, bir yudum üzüm suyu bile insanı bazen bulutların üzerine çıkarır ya, hah, işte o tatlı baş dönmesi aslında Aither'in bir oyunudur. İnsanın ruhuna o yükseklerin hafifliğini, o gökyüzü sakinlerinin neşesini fısıldar.

Şimdi söyle bakalım küçük dostum, başını kaldırıp o maviliğe baktığında, artık sadece bir boşluk mu göreceksin, yoksa orada senin için parıldayan o kadim, o saf ışığı mı hissedeceksin? Unutma, en büyük sırlar en yükseklerde, en berrak olanın içinde saklıdır. Şimdi git, biraz o gökyüzü pırıltısından içine çek de, günün geri kalanı güneş gibi ışıldasın.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi