Thesauros Mitoloji Eryks

Eryks

Eryks

Aphrodite ve Poseidon'un oğlu, Sicilya'nın efsanevi kralı. Herakles ile güreşirken hayatını kaybeden bu yiğit, adını ünlü bir dağa miras bırakmıştır.

Sicilya’nın ufuk çizgisinde Aphrodite’e adanmış tapınağıyla yükselen Eryks dağı, ismini aldığı kralın mitolojik gölgesini taşır. Kimilerine göre Poseidon ve Aphrodite’in birleşmesinden doğan bu figür, egemenlik alanını koruma içgüdüsüyle kendi coğrafyasının sınırlarını çizer. Ancak bu tahakküm arayışı, Herakles’in Geryoneus’tan getirdiği sürülerle bölgeye girişiyle sert bir engele çarpar. Bir güç gösterisi olarak başlayan güreş, kralın sınırlarını aşmaya çalışan bir başka otorite tarafından sonlandırılır; Herakles’in eliyle gelen ölüm, Eryks’in kurduğu mutlak düzeni tasfiye eder. Kahraman, ele geçirdiği topraklarda kalıcı bir hiyerarşi kurmak yerine, gelecekteki yerleşimleri öngören bir buyrukla çekilir. Tarih, bu boşluğu dolduran Dor göçleriyle, iradenin bir kraldan topluluklara geçişini ve iktidarın bir sahibinden diğerine devredilen bir mülkiyete dönüşümünü belgeler.
Silenos
Şimdi arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın. Size Sicilya’nın o meşhur, bulutlara değen dağından ve oranın kibirli ama bir o kadar da gözü pek kralı Eryks’ten bahsedeyim.

Eryks, öyle sıradan bir soydan gelmiyordu. Rivayet odur ki, güzeller güzeli tanrıça Aphrodite ile denizlerin köpüklü hükümdarı Poseidon’un oğluydu. Sicilya’nın o heybetli dağına ismini veren de ta kendisidir. Kendi adını taşıyan o dağın tepesine, anası Aphrodite adına öyle bir tapınak yaptırmıştı ki, denizciler engin sulardan baktıklarında o tapınağın parıltısını rehber edinirlerdi. Eryks güçlüydü, kuvvetliydi; ama bu güç onu biraz fazla cesur, hatta biraz fazla kavgacı yapmıştı.

Bir gün, gelmiş geçmiş en kaslı gökyüzü sakinlerinden biri, o koca yürekli Herakles, uzak diyarlardan getirdiği sürülerle Sicilya kıyılarına yanaştı. Geryoneus’un meşhur sığırlarını güdüyor, yoluna devam ediyordu. Eryks, kendi topraklarında böyle kıymetli bir sürü görünce, içindeki o deli kan kıpırdandı. Herakles’e selam verip ikramda bulunacağına, "Gel bakalım yabancı," dedi, "bir güreş tutalım! Eğer sen kazanırsan sürüler senin olsun, ama ben kazanırsam... o zaman hepsi benimdir!"

Herakles, bu tür maceralara hiç yabancı değildi; omuz silkti, cübbesini bir kenara bıraktı ve sahaya indi. İki dev cüsse birbirine girdiğinde yer yerinden oynadı. Eryks, Aphrodite’nin oğlu olmanın verdiği çeviklikle hamleler yapsa da, Herakles’in o sarsılmaz gücü karşısında durmak imkansızdı. Sonunda, güçlerin çarpıştığı o kadim günün galibi belli oldu. Eryks, hayatının dersini o kumsalda aldı; ancak bu, onun hikayesinin de sonuydu.

Herakles, rakibini alt etmişti ama gözü Eryks’in krallığında falan değildi. "Bu topraklar kalsın," dedi, "bir gün akrabalarımdan biri gelip buraya yerleşecek." Ve sahiden de öyle oldu. Zaman geçti, devirler değişti, tarihin sayfaları döndü ve günün birinde Dorlardan bir grup, o dağın eteklerine yerleşip kendilerine yeni bir yurt kurdu.

İşte böyle dostlarım. Eryks’in güreşi bitti, sürüler yoluna devam etti ama o dağ, hala o antik günlerin hikayesini rüzgarla fısıldamaya devam ediyor. Şimdi söyleyin bakalım, sizce bir güreş maçı için bütün bir krallığı ortaya koymak, gençlik ateşi miydi yoksa sadece biraz fazla özgüven mi?

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi