Gel otur şöyle yanıma minik dostum, bak sana Eris hakkında bir şeyler fısıldayayım. Eris, gecenin karanlığından doğan, biraz yaramaz, biraz da sivri dilli bir gökyüzü arkadaşımızdır. Bazıları ona "azgın yürekli" der ama aslında o, dünyadaki hareketin başıdır.
Bak şimdi, dünyada iki tür kavga vardır. Bir tanesi var ki, hiç sevmem onu; insanları birbirine düşürür, üzüntü ve gözyaşı getirir. Hani bazen oyun oynarken arkadaşınla küsersin ya, işte o kötü olandır. Ama bir de öteki var ki, onu çok severim! Hani bir işi en iyi kim yapacak diye yarıştığınızda, hani derslerini daha iyi yapmaya çalıştığında ortaya çıkan o tatlı rekabet var ya, işte o iyidir. O, insanın içindeki cevheri ortaya çıkarır, sanki bir bahçıvanın toprağı çapa yapması gibi bizi uyandırır.
Bir keresinde, o meşhur düğün sofrasını hatırla. Herkes neşe içindeyken, Eris biraz buruk kalmış, davet edilmemiş. Ne yapmış dersin? Gümüşten bir tepsiye değil, parıl parıl bir altın elma bırakmış masanın ortasına. Üzerinde de "En güzeline" yazmış. O küçücük elma, koca bir savaşı, yani Troya savaşını başlatan kıvılcım olmuş. Paris adında bir çobanın eline düşmüş o karar, sonrası malum; koca koca krallar, yiğit Akhilleus ve daha niceleri...
Yani diyeceğim o ki minik dostum, Eris bazen ortalığı karıştırsa da, aslında hayatın nasıl aktığını gösteren biridir. Sen hep o iyi olanı, yani seni daha iyiye götüren, azmini tazeleyen o tatlı yarışı seç. Şimdi şu köşedeki üzüm salkımından bir tane al, tadına bak; hayatın hem acı hem tatlı olduğunu unutma. Hadi bakalım, biraz daha koştur da göreyim seni!
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Diz çökmüş insanların kulaktan kulağa fısıldadığı, o "altın çağ" yalanlarının altındaki tozu araladığında göreceğin bir gerçek. Sana **Eris**'ten bahsedeceğim. Hani şu kitapların "kötü kalpli" diye yaftaladığı, hırçın rüzgarların kızı.
Gece'nin (Nyks) koynundan doğan Eris'i, yani kavga tohumlarını ekeni, **Gökyüzü sakinleri** sofralarına davet etmediler. Neden mi? Çünkü o, sistemin pürüzsüz görünmesini sağlayan o sahte huzuru bozacak kadar keskin bir gerçeği temsil ediyordu. Güçlüler, kendi masallarında Eris’i hep "yıkıcı" olarak gösterdiler. Çünkü Eris, kralın tacının altındaki titremeyi, **Agamemnon** gibi hırslıların kibrini ortaya çıkaran bir aynadır.
Bak, evlat... O "iki kavga" meselesini duymuşsundur. **Hesiodos** der ki; biri savaş çıkarır, biri de insanı çalışmaya zorlar. Ama aslında sır şudur: **Güçlüler**, senin kendi hakkını aramanı bile "tehlikeli bir kavga" olarak görürler. Onlar, senin diz çöküp sessizce boyun eğmeni "iyi kavga" olarak adlandırır; çünkü bu onların düzenine hizmet eder. Eris, aslında düzenin adaletsizliğini görenlerin, "Bu haksızlık!" diye haykıranların içindeki kıvılcımdır.
Düğün masalarını hatırla. **Peleus** ile **Thetis**’in o şaşaalı düğününde, Eris çağrılmadığı için değil, **Gökyüzü sakinleri** kendi aralarındaki kibir yarışını gizleyemedikleri için bir elma attı ortaya. O altın elma, üzerine "en güzeline" yazılmış bir piyondu. **Paris** adındaki o genç çocuğu, koca bir imparatorluğun kaderini belirleyecek bir hakem koltuğuna oturttular. Savaşın kanlı ayak sesleri Troya surlarına vururken, aslında kimse Eris'i suçlamıyordu; **Güçlüler** kendi ihtiraslarını bir kadının veya bir tanrıçanın omuzlarına yıkıp, arkalarına yaslanarak izliyorlardı.
Unutma küçük dostum; birileri sana "kavga kötüdür" diyorsa, belki de senin sorgulamanı istemiyordur. Eris, bir kadehlik huzurla baktığımda gördüğüm en dürüst aynadır: O, insanın kendi potansiyelini bulması için düzeni yerinden oynatması gerektiğini fısıldar. Sistemin sana "bu hatalı" dediği her şey, belki de senin özgürlüğünün anahtarıdır.
Şimdi git ve kendi elmanı kendin seç. Ama unutma, o elma kime verilirse verilsin, masayı deviren her zaman gerçeğin kendisidir.