Thesauros Mitoloji Erinys'ler

Erinys'ler

Erinys'ler

Uranos’un kanından doğan Erinys’ler; ana-baba katillerini kovalayan öç tanrıçalarıdır. Adaletle dönüşerek, Atina’nın koruyucusu Eumenides’e evrilirler.

Hesiodos’un anlatısıyla, toprağın derinliklerine sızan kanın yarattığı o tekinsiz varlıklar olan Erinys’ler; çoğu kez üçlü bir surette, bazen tekil, bazen çoğul gölgeler halinde karşımıza çıkar. Uranos’un, iktidarının fiziksel bir kanıtı olan hayalarının Gaia’nın rahmine düşen o son damlalarından neşet eden bu tanrıçalar, kökenlerinde bile mülkiyet ve tahakkümün yarattığı o karanlık mirası taşırlar. Mit, onlarla birlikte Devlet’in ve ormanların sessiz sakinlerini de doğurur; ancak bu "kutsal" doğum, otoritenin kendi varlığını korumak için elinde tuttuğu cezalandırıcı mekanizmanın ilk tohumudur. İlerleyen dönemlerde Alekto, Tisiphone ve Megaira adlarıyla kristalize edilen bu dişil öç alıcılar, yalnızca kanın izini süren köpekler değil, aynı zamanda iktidarın sürekliliğine kasteden herkesi dizginleyen birer denetim aracıdırlar.

Aiskhylos’un *Agamemnon*, *Khoephoroi* ve *Eumenides* üçlemesinde zirveye taşınan bu figürler, suçu işleyen öznenin üzerinde sonsuz bir gölge gibi dolanarak onu parçalanmış zihniyetin labirentlerine sürükler. "Euphemismos"un sinsi diliyle, "iyi niyetliler" anlamına gelen *Eumenides* maskesi takılarak evcilleştirilmeye çalışılan bu amansız güç, aslında tahakkümün kendi sınırlarını belirleme arzusudur. Tıpkı konuksever olmayan Karadeniz’e *Pontos Eukseinos* denilerek denizdeki tehlikenin itaat altına alınması gibi, Erinys’ler de adaleti kurumsallaştıran o erk sahibi yapının içine dahil edilerek disipline edilir.

İnsan eylemi; Ate’nin getirdiği o ani gafletle veya kan davasının katı, mekanik kurallarıyla bir cinayete dönüştüğünde, Erinys’lerin pençesi kaçınılmaz olur. Fakat Homeros dünyasında bu ceza, devletin bürokratik kıskacından ziyade, toplum dışına itilme ve sürgündeki bir temizleyicinin himayesine girme zorunluluğudur; Patroklos veya *Akhilleus*'un koruyucusu *Phoiniks* gibi figürlerin tecrübesinde görüldüğü üzere, suç bir yalıtılmışlık halidir. Ne var ki Erinys’ler basit bir cinayetin peşinde değil, hiyerarşinin kutsal saydığı "ana" ve "baba" gibi temel otorite sembollerine yönelen cüretin takibindedirler. Oidipus’un bilmeden, *Orestes*’in ise Apollon’un onayıyla bilinçli işlediği suçlar, iktidarın meşruiyet kaynaklarının bir çatışma alanıdır. *Klytaimestra*'nın "bir yılan doğurdum" haykırışı, otoriteyi sarsan evlat başkaldırısının Erinys’ler tarafından nasıl bir vahşetle ödüllendirileceğinin tescilidir.

*Eumenides*’te görülen o büyük mahkeme, aslında bireyin özgür iradesi ile iktidarın geleneksel kısas hukukunun nihai çarpışmasıdır. Athena’nın gözetiminde kurulan Areopagos, Erinys’lerin o vahşi ve denetimsiz şiddetini, devletin soğuk ve hesaplı adaletine dönüştürür. "Öç" artık kişisel bir intikam değil, şehrin düzenini koruyan bir yönetim mekanizmasıdır; bu yüzden Erinys’ler, şehri kutsayan birer koruyucuya dönüştürülerek sisteme asimile edilirler. *Hekabe*'nin acısından *Kirke*'nin büyüleyici yalıtılmışlığına kadar uzanan bu mitolojik evren, günün sonunda tüm isyankar öfkenin devletin çarkları arasında eritildiği, Tartaros’un derinliklerinde veya şehir yönetiminin sütunları altında susturulduğu bir hiyerarşiyi bize miras bırakır.
Silenos
Gel otur şöyle yamacıma evlat. Ateşimiz güzel yanıyor, şarabın son damlası da kadehte parlıyor; tam hikaye anlatmalık vakit. Bak, sana gökyüzü sakinlerinin bile adını anarken sesini kıstığı, tüyleri diken diken eden bir hanımefendiden, hatta üçlü bir ekipten bahsedeceğim: Erinys'ler.

Biliyorsun, şu gökyüzü tahtının eski sahiplerinden, hani o göklerin hakimi Uranos'tan bahsediyorum... Bir vakitler, oğlu Kronos eline o sivri, dişli tırpanı alıp da babasının canını acıttığında, yere dökülen her damla kan ziyan olmamış. Toprak Ana, yani Gaia, bu kanı içine çekmiş. İşte o kanlı toprağın bağrından, yıllar sonra o karanlık ve hiddetli kız kardeşler türemiş: Erinys'ler. Alekto, Tisiphone ve Megaira... Üçü de birer kabus gibidir.

Bunları öyle sıradan tanrıçalarla karıştırma sakın. Onlar, "öç alma" denince akla gelen ilk isimlerdir. Eğer bir insan, özellikle de kendi anasını ya da babasını öldürecek kadar ileri gidip bir suça bulaşırsa, Erinys'ler hemen kokuyu alır. Onlar için suçluyu bulmak, köpeğin iz sürmesinden daha kolaydır. Bir kere peşine takıldılar mı, kaçışın yoktur. İnsanın zihnini bir yılan gibi sokar, vicdanını kemirir, uykularını zindan ederler. Orestes'i hatırlarsın belki; anasına karşı el kaldırdığı gün, bu kara urbalı kadınların ellerinde taptaze kan damlayan yılanlı saçlarıyla tepesinde bittiğini görmüştü. Çocuk, "Anne, beni onlardan koru!" diye yalvarmıştı ama nafile; intikamın saati çalmıştı bir kere.

Ama bak, hayat bazen garip döner. İnsanlar o kadar korkmuşlar ki bu hiddetli kadınlardan, onlara doğrudan "Erinys" demeye bile çekinmişler. "Eumenides" demişler, yani "İyi Niyetliler". Belki de güzel sözlerle onları yumuşatabiliriz, belki öfkelerini adalete çevirirler diye düşünmüşler. Akıllıca, değil mi? Zaten Atina'da, Athena'nın kurduğu o büyük mahkemede, bu kara yüzlü ablalarımız sonunda birer barış elçisine dönüşmüşler. Artık insanları sadece cezalandırmak için değil, şehirleri korumak ve adaletle yönetmek için kalmışlar orada.

Yine de aklında bulunsun evlat; bazı suçlar öyle kolay kolay silinmez. Eski hikayelerde, o derin, zifiri karanlık yeraltı ülkesi Tartaros'ta bile bu kadınları görürsün. Ellerinde kamçılar, saçlarında yılanlarla, huzursuz ruhları terbiye eder dururlar.

Şimdi, ateşe biraz daha odun at da şu gölgeler biraz dağılsın. İnsanoğlu işte; hem suç işleyip hem de adaletin peşinde koşarken, bazen kendi zihninin Erinys'lerini de yanında taşıyor. Ama korkma, vicdanın temizse, bu kara urbalı kızlar senin kapını çalmaz. Hadi, içelim; gece daha uzun, anlatacak çok şey var.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi