Gel bakalım evlat, şöyle ateşin başına biraz daha yaklaş. Kulaklarını iyi aç, çünkü anlatacağım hikaye hem tatlı bir üzüm tanesi kadar berrak, hem de kış rüzgarı kadar hüzünlüdür.
Vaktiyle Atina’da İkarios adında, toprağına ve misafirine gönülden bağlı bir adam yaşardı. Bizim neşeli gökyüzü sakinimiz Dionysos, o güzelim topraklara ilk ayak bastığında yolu İkarios’un evine düşmüştü. İkarios ona kapısını ardına kadar açtı, sofrasını paylaştı. Dionysos bu nezakete kayıtsız kalmadı; ona asmanın sırrını ve o koyu renkli, neşeli içeceğin reçetesini bir hediye olarak bıraktı. O evde, güzel Erigone de vardı; hani o narin, ceylan bakışlı kız... Dionysos ile Erigone’nin yolları öyle bir kesişti ki, bağların bereketi gibi Staphylos adında bir oğulları dünyaya geldi.
Dionysos giderken İkarios’a dedi ki: "Al bu tulumu, dostlarını çağır ve onlara bu içeceğin neşesini tattır." İkarios, tanrının sözünü tuttu; komşularını çağırdı, kadehleri kaldırdı. Ancak ne yalan söyleyeyim evlat, insanlar bazen bilmedikleri bir güzellik karşısında korkuya kapılırlar. O köylüler, içtikleri o yoğun, baş döndürücü şarabın etkisiyle dillerini yutup dengelerini kaybedince, İkarios’un onları zehirlediğini sandılar. Ah, cehalet ne büyük bir karanlıktır! Bir anlık öfkeyle zavallı adamı oracıkta hırpalayıp öldürdüler ve bedenini bir ağacın dibine sakladılar.
Erigone günlerce babasını aradı. Yanında sadece sadık köpeği vardı. O köpek ki, konuşamazdı ama derdini anlatmayı bilirdi; Erigone’yi babasının yattığı o hazin yere kadar götürdü. Kızı görünce neler hissettiğini var sen tahmin et... Acısına dayanamayan Erigone, o ağacın dalında hayatına son verdi.
Sonra ne mi oldu? Gökyüzü sakinleri bu büyük haksızlığa sessiz kalır mı sanıyorsun? Atina bir anda kargaşaya büründü. Şehrin genç kızları bir delilik dalgasına kapıldı, akılları başlarından gitti. Delphoi’deki o yaşlı ve bilgili kahin, durumu gördü: "Bu, babası ve kızı için tutulan yasın öfkesidir!" dedi.
Atinalılar nihayet hatayı anladılar, pişman oldular. Erigone’nin anısını yaşatmak için şenlikler düzenlediler; o günden sonra her yıl, ağaçlara salıncaklar kurup türküler söylediler. Hatta bu hüzünlü masal, denizleri aşıp uzaklardaki Roma’ya bile ulaştı, oradaki insanlara da ilham verdi.
İşte böyle küçük dostum... Hayat bazen bir salkım üzümün tatlılığıyla başlar ama sonu bir ağaç dalının sessizliğinde biter. İnsanların öfkesi çabuk, ama doğanın ve gökyüzü sakinlerinin hafızası çok derindir. Şimdi git uyu, rüyanda o asma bağlarının hışırtısını duyarsın belki.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Yaklaş buraya benim bilge evladım, kulaklarını fısıltılarıma ver. Kitapların sayfalarına sığdıramadıkları, o görkemli sarayların tozlu perdeleri ardında gizlenen başka bir hakikat var. İnsanlar kralları, tanrıları ve büyük kahramanları hatasız heykeller gibi anlatmayı severler; oysa o mermerlerin içi soğuk birer boşluktur. Sana bugün, bir babanın hırsı ve bir tanrının oyuncağı haline gelmiş Erigone’nin sessiz çığlığından bahsedeceğim.
Bak küçük yoldaşım, babası Ikarios, sıradan bir çiftçiydi. Ama bir gün, şarabın o neşeli ama baş döndüren gizemini taşıyan Dionysos, onun kapısını çaldı. O an, bir ölümlünün kaderi için bir lütuf değil, bir felaket başlangıcıydı. Tanrı, insana kendi gücünü tattırdığında, insan o gücün altında ezileceğini çoğu zaman göremez. Ikarios, elindeki o zehirli hediyeyi, yani o tulum dolusu içkiyi, komşularına sunarak kendini önemli biri sanmıştı. Fakat unutma minik dostum, gücün sarhoşluğu, zihni perdeleyip karanlık korkuları uyandırır. Komşuları, anlamadıkları bir şeyden korktular ve korku, her zaman en büyük acımasızlığın anasıdır. Onu sopalarla döverek toprağa gömdüler.
İşte burada, benim güzel çocuklarım, sistemin en acımasız yüzü devreye girer. Erigone, babasının o karanlık sonunu sadık köpeği Maira ile bulduğunda, dünyası başına yıkılmıştı. O, tanrıların ve komşularının hırslarının arasında ezilmiş, suçsuz bir kurbandı. O acıyla ağacın gölgesine uzanıp hayatına son verdiğinde, aslında sadece kendini asmadı; o, bu adaletsiz dünyanın ağırlığını taşıyamayacağını dünyaya haykırdı.
Peki ya sonra ne mi oldu, nazlı çiçeğim? İnsanlar yine korktu. Dionysos, kendi ihmalkarlığının yarattığı yıkımı, bir delilik salgınıyla şehri cezalandırarak örtbas etmeye çalıştı. Atina'daki diğer genç kızlar, Erigone'nin gölgesi zihinlerinde, acı bir kadere sürüklendiler. İktidardakiler ise ne yaptı biliyor musun? Onu bir "bayram" ile kutsadılar. Bir kızın trajedisini, ritüellere boğarak unutulur kıldılar. İnsanlar, haksızlığı temizlemek için bazen ona bir isim verip şenlikler düzenlerler ki vicdanları sızlamasın.
Unutma ey akıllı yavrum, gerçek, zafer taklarının altında değil, Erigone’nin o ağacın altında döktüğü sessiz gözyaşlarındadır. Güç sahipleri seni masallarla uyutmak isteyecek, ama sen her zaman sor; "Bu acının bedelini kim ödedi ve kimin keyfi uğruna oldu?" Gerçeği aramak, bazen sarhoş bir tanrının neşesinden daha derin bir huzur verir insana.