Şöyle biraz yanaşın bakalım, ateşin sıcaklığı yüzlerinize vursun. Gözlerinizi kapayın da anlatacaklarımı bir düşünün; hani bazen zifiri karanlıkta her yer birbirine karışır, sesler bile sanki uzaklardan gelir ya, işte o anlarda Erebos yanı başınızdadır.
Erebos, gökyüzü sakinlerinin bile tam olarak kestiremediği o en eski, en derin karanlığın ta kendisidir. O, dünyanın henüz bugünkü gibi renkli, gürültülü ve aydınlık olmadığı zamanlarda, Khaos’tan, yani o koca boşluktan çıkıp gelmiş kadim bir varlıktır. Tek başına değildir elbet; yanında geceye hükmeden, peleriniyle dünyayı saran Nyks vardır.
Şimdi burada durup biraz düşünün çocuklar; iki karanlık yan yana gelirse ne olur? "Her yer zifiri karanlık olur," dediğinizi duyar gibiyim. Ama mitler işte böyledir, insanı şaşırtmayı severler. Erebos ile Nyks bir araya geldiklerinde, dünyayı daha da karartmak yerine, o derin karanlığın içinden mucizevi bir şekilde ışığı doğurmuşlar. Evet, yanlış duymadınız! Işığın kaynağı, o kapkaranlık boşluğun içinden filizlenmiş.
Onların birleşmesinden Aither, yani gökyüzünün o en üst, en berrak ışığı doğmuş; bir de Hemera gelmiş ki, o da bildiğimiz aydınlık günün, yani güneşin gökyüzünde ışıl ışıl parladığı o güzel gündüzün ta kendisi.
Yani anlayacağınız, o uçsuz bucaksız karanlık olmasaydı, bugün gördüğümüz güneşin sarı saçları ya da gökyüzünün o derin maviliği olmazdı. Her şeyin bir dengesi vardır, şarabın tortusu dibine çöker de üstünde o berrak sıvı kalır ya, işte yaşam da biraz öyledir. Karanlık, kendi içinde aydınlığı taşır. Şimdi, biraz daha yanaşın ateşin başına; gece ilerliyor ve hikayeler karanlıkta daha bir tatlı parlıyor, değil mi?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Dizlerinin dibine otur da dinle, çünkü sana anlatacaklarım, o yaldızlı saraylarda kralların kadehlerinden dökülen şarapla sarhoş edip unutturmaya çalıştıkları hakikatlerden süzüldü.
Dünya dediğin şey, o parlak gün ışığına güvenenlerin sandığı gibi sadece güneşten ibaret değil. Her ışık, aslında derin bir karanlığın kalbinden doğar. Erebos, o kadim sessizlik, her şeyin başladığı o belirsiz Khaos’tan çıktı. İnsanlar ondan hep korktu, onu bir cellat, bir kuyu gibi resmettiler; oysa Erebos, kendi başına bir hükümranlık kurmaya çalışmadı. O, sadece varlığın en çıplak haliydi.
Nyks ile birleştiğinde, o sonsuz karanlığın içinden Aither (Esir) ve Hemera (Gün) doğdu. Bak minik dostum, buradaki büyük oyunu görüyor musun? Krallar, krallıklarını o parlak Hemera’nın üzerine kurarlar, halka gündüzü müjdelerler ama o gündüzü var edenin, o ışığı dünyaya kusanın, aslında Erebos’un bağrındaki o derin, sorgulayıcı karanlık olduğunu hiç söylemezler.
Yetişkin evlatlarım, siz de öyle; hırslarınızın peşinde koşarken, bazen ışığı o kadar çok seviyorsunuz ki, gölgenizden utanmaya başlıyorsunuz. Oysa gölge, sizin hakikatinizdir. Erebos, otoritenin "aydınlık" yalanının gölgesinde saklanan o gerçek sessizliğin ta kendisidir. Bir kral, sadece güneşin altına tahtını kurabilir; ama Erebos, o tahtın altındaki toprağın, derinin, hiçliğin sesidir.
Siz siz olun, kralların parıltılı zaferlerine değil, o zaferlerin üzerine basıldığı karanlık derinliğe bakın. Çünkü ışık bittiğinde, geriye sadece Erebos kalır; yargılamayan, sessizce bekleyen ve her şeyi yutan o uçsuz bucaksız huzur.
Anladın mı, güzel evladım? Karanlık, bir son değil, belki de gerçek bilgeliğin başladığı yerdir. Şimdi git ve uyu; rüyalarında Erebos’un huzurlu örtüsü seni uyandırsın.