Bak evlat, şu ateşin etrafına biraz daha yaklaş; yaşlı gözlerim bu karanlıkta artık iyi seçemiyor ama senin heyecanlı yüzünü görebiliyorum. Şimdi sana, ismi aslında “sonradan düşünen” anlamına gelen, koca Titan Iapetos’un oğlu Epimetheus’un hikayesini anlatacağım.
Hani derler ya; bazıları bir işi yapmadan önce kırk kere düşünür, bazıları da yaptıktan sonra “Ah, keşke yapmasaydım!” diye dizlerini döver. İşte Epimetheus, tam da o ikinci gruptan. Abisi Prometheus –ki ismi “önceden düşünen” demektir– zekasıyla gökyüzü sakinlerini bile bazen çileden çıkarırdı, ama bizim Epimetheus biraz saf, biraz da kalbi pır pır eden bir çocuk gibiydi.
O zamanlar Zeus, yani o gökyüzü tahtının tepesindeki huysuz kral, Prometheus’a fena halde gıcıktı. İnsanoğlu dedikleri o küçük yaratıkların yeryüzünde çoğalmasından, kendi başlarına buyruk yaşamalarından hiç hoşlanmıyordu. Bir plan yapmalıydı. “Madem Prometheus bu kadar zeki,” dedi Zeus, “o zaman onu kendi zaafıyla vurayım.”
Bir gün, tanrıların usta zanaatkarı Hephaistos’a öyle bir kadın yarattırdılar ki; güzelliğiyle gözleri kamaştırıyor, zarafetiyle rüzgarı bile durduruyordu. Adına Pandora dediler. Zeus, bu eşsiz armağanı alıp doğruca Epimetheus’un kapısına gönderdi. Prometheus, kardeşi olan o güzel yürekli adama, “Bak Epimetheus,” diye defalarca uyarmıştı: “Gökyüzü sakinlerinden gelen hiçbir hediyeyi kabul etme, sonu hüsran olur!”
Ama bizimki, Pandora’yı gördüğü o ilk anı bir hatırla... Gözleri kamaşmış, aklı başından uçup gitmişti. Abisinin öğütleri, o tatlı rüzgarda birer kuru yaprak gibi savrulup gitti. Zeus’un kurduğu tuzağın içine, sanki bir kelebek ateşe uçar gibi, neşeyle ve büyük bir saflıkla atlayıverdi. İşte o gün, insanlığın kaderi de değişti.
Zaman geçti, Epimetheus ile Pandora’nın bir de kızları oldu; adı Pyrrha. Kaderin ağları ne kadar garip değil mi? Epimetheus belki tarihin en parlak, en keskin zekalı adamı değildi; abisi Prometheus’un gölgesinde kalmış, bazen silik bir figür gibi görünmüştür gözlere. Ama hayat, sadece akıllıların değil, bazen hatalarıyla dünyayı şekillendirenlerin de hikayesidir.
Bak evlat, şarabımdan bir yudum alayım da boğazım yumuşasın. Sen sen ol, bir işe kalkışmadan önce abin Prometheus gibi düşün, ama Epimetheus gibi aşık olmaktan da korkma. Çünkü bazen en büyük hatalar bile, Pandora’nın o meşhur kutusundan çıkan umut gibi, hayatın devam etmesini sağlayan en önemli şeyleri beraberinde getirir. Şimdi, uykun gelmediyse eğer, başka bir efsanenin dumanı tüten sıcaklığına geçebiliriz... Ne dersin?
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak ufaklık, kulak ver; masallarda anlatılmayan, büyüklerin ise duymaktan korktuğu o kadim fısıltıyı sana aktarayım. Herkes Prometheus’un o büyük, isyankar ateşini konuşur ya, hani şu tanrıların sofrasından çaldığı kıvılcımı... Ama kimse kardeşi Epimetheus’un sessizliğinde saklı olan o derin hüznü sormaz.
İapetos’un oğlu, Atlas ve Prometheus’un kardeşi Epimetheus’tan bahsederlerken, kitaplar ona hep "en akılsız" ya da "kardeşinin gölgesinde kalmış bir figür" derler. Evlat, unutma; otorite, kendi oyun planına uymayanı hemen "akılsız" etiketiyle damgalamayı sever. Epimetheus’un suçu neydi biliyor musun? Yalnızca bir armağana inanmak ve dünyada biraz olsun huzur aramaktı.
Zeus denilen o koca ego, kardeşi Prometheus’un isyanına karşılık intikamını acı bir şekilde almak istedi. Bir tuzak kurdu; adına Pandora dediği o eşsiz varlığı, bir "armağan" gibi süsleyip Epimetheus’un önüne bıraktı. Prometheus ona, "Tanrılardan gelen hiçbir hediyeyi kabul etme, onlar sadece zincirlerini süslerler," demişti. Ama Epimetheus, kalbinin saflığıyla bir kadına aşık oldu ve o aşkın, bir sistemin yıkıcı intikamı olduğunu görmedi. İnsanlık adına bir hata mıydı bu? Belki. Ama bir sistemin oyuncağı olmak, insanın kalbindeki sevgiden daha mı ağırdı? Düşün bunu, küçük yolcu.
Peki ya Pandora? O da sistemin çarklarında öğütülenlerden biriydi. Ona bir kutu verdiler, içine de tüm kederleri, hastalıkları ve karmaşayı sığdırdılar. O, sadece merak eden bir kadındı; ancak tanrıların dünyasında merak, suçla eşdeğer tutulur. Epimetheus, o gün Pandora’yı kabul ederek aslında sadece bir kadınla evlenmedi, aynı zamanda insanoğlunun o bitmek bilmeyen sınavını da kucağına aldı. İnsanlar ona "Adem"in Yunan versiyonu deyip geçtiler; oysa o, sadece bir başkasının hırsına kurban giden sessiz bir tanıklıkta kalmıştı.
Bugün insanlar kralların, Zeus’ların veya o güçlü figürlerin "hatasız" olduğunu sanır. Ama Epimetheus’un hikayesi bize şunu fısıldar: Büyük güçlerin çarpıştığı yerde, en çok ezilenler her zaman, sadece sevmek ya da anlamak isteyenlerdir. Epimetheus’un kızı Pyrrha, bir gün dünyanın yeniden kurulacağı o büyük felaketten sağ çıkacaktı; yani hüzün, aslında yeni bir başlangıcın da tohumuydu.
Şimdi söyle bana evlat, hayatın gerçekleri bir kadeh şarabın neşesinden daha acı değil mi? Güç sahipleri sahneye çıkıp gürlediğinde, sen gölgelerde kalan o sessizlerin neden sustuğunu anlamaya çalış. İşte o zaman, belki sen, diğerlerinden daha özgür bir zihne sahip olursun.