Bakın hele, etrafıma toplanın bakalım minik dostlarım! Ayaklarınızı uzatın, ateşin çıtırtısına kulak verin. Bugün size öyle bir hikaye anlatacağım ki, içinde babaların yarım bıraktığı hesabı kapatmaya ant içmiş gençlerin ateşi var.
Eski zamanlarda, hani şu Thebai surlarının gölgesinde büyük bir felaket yaşanmıştı ya, hani o "Yediler"in mağlubiyeti... İşte o günden sonra, ölen babaların çocukları, yani "Epigonlar" dediğimiz o genç yiğitler, içlerinde biriken öfke ve özlemle tekrar bir araya geldiler. Babalarının başladığı işi bitirmek istiyorlardı, çünkü gökyüzü sakinleri bazen kaderi yarım bırakılan işlerle örer.
Delphoi’nin kahinleri demişler ki: "Eğer ordunun başında Alkmaion olursa, zafer sizin olur!" Alkmaion, o meşhur bilici Amphiaraos'un oğlu. Lakin genç adamın kafası hayli karışıktı, elini taşın altına koymakta tereddüt ediyordu. Ama anası Eriphyle... Ah, o kadın! Bir zamanlar kocasını da kandıran, hırsına yenik düşen Eriphyle, bu kez bir hediye uğruna oğlunu ikna ediverdi. Altın ve ihtişamın göz boyamadığı yer yok sanki, değil mi?
Neyse, ordu toplandı: Diomedes'in o gürbüz hali, Sthenelos'un hırsı, Thersandros'un kararlılığı... Hepsi bir araya gelince ordu, Thebai’nin tarlalarını, köylerini bir fırtına gibi süpürmeye başladı. Şehrin içindekiler de durmadı tabii, Eteokles’in oğlu Laodamas önderliğinde surlardan bir çıkış yaptılar. Ama Alkmaion’un kargısı, güneşin altında bir yıldırım gibi parlayıp Laodamas’ı yere serince, Thebai'lilerin beli büküverdi.
O gece, şehrin yaşlı ve bilge kahini Teiresias, şehri terk etmeleri gerektiğini fısıldadı. Thebai halkı, gölgelerin korumasına sığınıp sessizce surların dışına aktı. Güneş doğduğunda, Epigonlar şehre girdiklerinde karşılarında koca bir sessizlik buldular. Koca şehir artık boştu. Gençler, o büyük zaferin ardından ganimetlerini topladılar ama ganimete doymak yerine, gönüllerini ferahlatmak için en kıymetli parçaları Apollon’un tapınağına, o görkemli gökyüzü sakinine sundular.
İşte böyle çocuklar; babaların hataları bazen çocukların kargılarıyla düzeltilir, bazen de zafer dediğin şey, aslında bir şehrin sessizce el değiştirmesidir. Şimdi, biraz daha şarap –yok yok, siz taze üzüm suyunuzu için– ve bana şu ateşin başında biraz daha yer açın. Hayatın düğümleri nasıl çözülürmüş, daha anlatacak çok şey var.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç; zira sana anlatacaklarım, o yaldızlı saraylarda yankılanan yalanlardan değil, toprağın derinliklerinde uyuyan gerçeklerden süzülüyor. Masallarda anlatılmayan bir sır var: Kahraman dediğiniz o parıltılı isimlerin ardında, aslında kırılmış hayaller ve zincirlenmiş ruhlar yatar.
Thebai'ye karşı yürüyen o meşhur Yediler’in yenilgisi, çocukların kulağına "kader" diye fısıldandı. Ama o kader dedikleri şey, aslında kibrin ta kendisiydi. Yıllar sonra, babalarının yarım bıraktığı o kanlı hesabı kapatmak için sahneye Epigon’lar, yani "ardıllar" çıktı. Küçük dostum, bir düşün; babaları güç uğruna ölmüşken, neden evlatları aynı bataklığa koşar? Çünkü krallar, dünyayı çocuklarına miras bırakılacak bir oyun alanı sanırlar.
İşte Alkmaion... Zavallı Alkmaion. O, bir babanın hayaleti ile bir annenin hırsı arasında ezilen bir kuklaydı. Annesi Eriphyle, o meşhur kolye için oğlunun kaderini bir zar gibi masaya attı. Eriphyle’i suçlamak kolaydır, değil mi? Ama o, kralların kurduğu bu sistemin içinde bir hayatta kalma ustasıydı. Kendi gücü olmadığında, başkalarının tutkularını kullanarak ayakta kalmaya çalıştı. Oysa bu sistem, ne anneleri ne de oğulları özgür bırakır; herkesi birer dişli haline getirir.
Epigon’lar, Diomedes’ten Thersandros’a dek o "yiğit" çocuklar, şehre girmeden önce çevredeki köyleri yerle bir ettiler. "Kahramanlık" dedikleri şey, masum tarlaların kül olması mıydı? Thebai'nin surları önünde Laodamas düştüğünde, sadece bir savaşçı değil, bir şehrin geleceği de o kargının ucunda son buldu. Teiresias’ın gizemli rehberliğinde halk şehri boşaltırken, geride kalan tek şey bir avuç hırstı. Ertesi sabah Epigon’lar şehre girdiğinde, buldukları şey zafer değil, yağmalanmış bir boşluktu.
Sevgili evladım, dikkat et; ganimetlerinin bir kısmını tanrılara, yani o görünmez otoritenin temsilcilerine sunan bu adamlar, vicdanlarını mı temizlediklerini sanıyorlardı? Hakikat şudur: Güç, bir nesilden diğerine bir zehir gibi akar. Bilgece bir neşeyle söylüyorum ki; bazen gerçek bir zafer, o şehre hiç girmemekte gizlidir. Kralların tarihi, sadece birbirini tekrarlayan bir döngüdür. Sen, o döngünün dışına çıkmayı dene; çünkü hakikat, kılıçların değil, sorgulayan zihinlerin ışığıyla görünür.
Şimdi uyu ve unutma; dünyayı değiştirecek olanlar, onu yağmalayanlar değil, o yağmanın neden yanlış olduğunu bilenlerdir.