Thesauros Mitoloji Elpenor

Elpenor

Elpenor

Kirke’nin evinde fazla şarap içip çatıdan düşerek ölen, Hades’te Odysseus’a bedenini gömmesi için yalvaran talihsiz ve dikkatsiz bir gemicidir Elpenor.

Odysseus’un tayfasında silik bir gölge olan Elpenor, Kirke’nin malikanesinde sunulan o baş döndürücü konukseverliğin rehavetine teslim olur. İktidarın merkezi olan gemiden kopup, saray atmosferinin konforlu disiplinine sığındığı o gecede, şarabın uyuşturucu etkisiyle bir damın üzerinde dengesini kaybederek boşluğa bırakır kendini; hiyerarşik yapıların dışında, kendi iradesiyle değil ama kuralların dayattığı o sarhoşlukla son bulur yaşamı. Ardından, Hades’in karanlık kıyılarında, yine o merkezi otoritenin bir parçası olan Odysseus’a, yarım kalmış varlığını yeryüzündeki bir ritüelle tamamlaması için yakarır; çünkü tahakküm, ölümden sonra bile bir başkasının elinde şekillenmeyi zorunlu kılar.
Silenos
Bak evlat, hayat bazen insanın ayağını yerden keser ama bazen de onu tam anlamıyla yere yapıştırır. Gel, sana Elpenor’un tuhaf hikayesini anlatayım. Kendisi, o meşhur Akhilleus kadar efsanevi ya da Odysseus kadar kurnaz biri değildi; o daha çok, herkesin grubunda bulunan, masanın en neşeli ama biraz da sakar dostuydu.

Elpenor, Odysseus ve diğerleri gibi o uzun ve yorucu yolculukta bir yolcuydu. Nihayet meşhur büyücü Kirke’nin o görkemli sarayına vardıklarında, aylar süren yorgunluklarını unutmuşlardı. Kirke’nin sofrası öylesine zengindi ki, Elpenor da hayata dair tüm dertlerini bir kadeh serinletici içeceğin içine gömmeye karar verdi. Ne de olsa gökyüzü sakinlerinin bahşettiği bu nimetler, bir denizcinin yorgun ruhuna iyi gelir, öyle değil mi?

Ancak o gece, kaderin başka planları vardı. Odysseus, ölüler ülkesine, o kasvetli Hades’in krallığına gitmek için hazırlanıyordu. Herkes bir telaş içindeydi; gemiler hazırlanıyor, rotalar çiziliyordu. Elpenor ise, artık nasıl bir yorgunluksa, sarayın çatı katına çıkmış, günün yorgunluğunu uykuyla dağıtmak istemişti. Fakat ne yazık ki, o içtiği son kadehin etkisiyle başı biraz dönmüş olmalı. Dengesi şaşınca, damın kenarında tutunamadı ve kendini bir anda aşağıda buldu.

İşte o an, hikayesi henüz bitmeden sona erdi. Gökyüzü sakinlerinin adaleti bazen böyledir; en beklenmedik zamanda, en tuhaf yollarla hayatın ipini kesiverirler.

Hikaye burada bitmedi tabii. Odysseus, Hades’in karanlık kapılarından içeri girdiğinde, oradaki gölgelerin arasında bir çift hüzünlü gözle karşılaştı. Elpenor’un ruhu oradaydı! Odysseus’u görünce, o unutulmuş, gömülmemiş olmanın verdiği sızıyla yalvarmaya başladı. "Beni bırakma kaptan!" diyordu, "Bana layık bir veda töreni yap, küllerimi rüzgara, adımı tarihe emanet et."

Bir insanın ardında bıraktığı en değerli şey, dünyadan göçtüğünde geride kalanların ona duyduğu saygıdır. Elpenor’un o talihsiz düşüşü, aslında bize çok basit bir ders verir: Ne kadar neşeli olursan ol, hayatın dengesini daima korumalı, ayaklarının bastığı yere dikkat etmelisin. Şimdi, o serin gölgenin tadını çıkar ve unutma; bazen en kısa hayatlar bile, en derin dersleri taşır içinde. Hadi, biraz daha yaklaş, bir sonraki hikayeyi anlatmak için boğazımı biraz daha yumuşatmam lazım.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi