Bak evlat, hayat bazen insanın ayağını yerden keser ama bazen de onu tam anlamıyla yere yapıştırır. Gel, sana Elpenor’un tuhaf hikayesini anlatayım. Kendisi, o meşhur Akhilleus kadar efsanevi ya da Odysseus kadar kurnaz biri değildi; o daha çok, herkesin grubunda bulunan, masanın en neşeli ama biraz da sakar dostuydu.
Elpenor, Odysseus ve diğerleri gibi o uzun ve yorucu yolculukta bir yolcuydu. Nihayet meşhur büyücü Kirke’nin o görkemli sarayına vardıklarında, aylar süren yorgunluklarını unutmuşlardı. Kirke’nin sofrası öylesine zengindi ki, Elpenor da hayata dair tüm dertlerini bir kadeh serinletici içeceğin içine gömmeye karar verdi. Ne de olsa gökyüzü sakinlerinin bahşettiği bu nimetler, bir denizcinin yorgun ruhuna iyi gelir, öyle değil mi?
Ancak o gece, kaderin başka planları vardı. Odysseus, ölüler ülkesine, o kasvetli Hades’in krallığına gitmek için hazırlanıyordu. Herkes bir telaş içindeydi; gemiler hazırlanıyor, rotalar çiziliyordu. Elpenor ise, artık nasıl bir yorgunluksa, sarayın çatı katına çıkmış, günün yorgunluğunu uykuyla dağıtmak istemişti. Fakat ne yazık ki, o içtiği son kadehin etkisiyle başı biraz dönmüş olmalı. Dengesi şaşınca, damın kenarında tutunamadı ve kendini bir anda aşağıda buldu.
İşte o an, hikayesi henüz bitmeden sona erdi. Gökyüzü sakinlerinin adaleti bazen böyledir; en beklenmedik zamanda, en tuhaf yollarla hayatın ipini kesiverirler.
Hikaye burada bitmedi tabii. Odysseus, Hades’in karanlık kapılarından içeri girdiğinde, oradaki gölgelerin arasında bir çift hüzünlü gözle karşılaştı. Elpenor’un ruhu oradaydı! Odysseus’u görünce, o unutulmuş, gömülmemiş olmanın verdiği sızıyla yalvarmaya başladı. "Beni bırakma kaptan!" diyordu, "Bana layık bir veda töreni yap, küllerimi rüzgara, adımı tarihe emanet et."
Bir insanın ardında bıraktığı en değerli şey, dünyadan göçtüğünde geride kalanların ona duyduğu saygıdır. Elpenor’un o talihsiz düşüşü, aslında bize çok basit bir ders verir: Ne kadar neşeli olursan ol, hayatın dengesini daima korumalı, ayaklarının bastığı yere dikkat etmelisin. Şimdi, o serin gölgenin tadını çıkar ve unutma; bazen en kısa hayatlar bile, en derin dersleri taşır içinde. Hadi, biraz daha yaklaş, bir sonraki hikayeyi anlatmak için boğazımı biraz daha yumuşatmam lazım.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak benim güzel yavrum, masallarda sana anlatılan o parıltılı kahramanlık destanlarının arkasında, tozlu raflarda unutulmuş bir gölge vardır. Herkes Odysseus’un zekasından, onun engin denizlerdeki maharetinden bahseder ama kimse Elpenor’un neden o damın kenarında, karanlık bir uykunun kucağında olduğunu sormaz. Gel, kulak ver bu yaşlı Silenos'a; hayatın neşesi bir yudum şarapta gizliyse de, acısı haksızlıkların en kuytusunda saklıdır.
Kirke’nin konağı, sanırsın bir sığınak... Altın kadehler, bol yemekler, gürültülü kahkahalar. Ama evlat, bir kralın hırsı gemiye bindiğinde, yanında taşıdığı adamları sadece birer piyon gibi görür. Elpenor da öyleydi; ne büyük bir savaşçıydı, ne de destanların başrol oyuncusu. Sadece yorgun bir gençti. Herkesin kör kütük sarhoş dediği o gecede, belki de o, efendisinin karanlık ve belirsiz yolculuğunun ağırlığından kaçmaya çalışıyordu. Koca bir ordunun, büyük bir adamın uğruna kendi hayatını feda etmenin getirdiği o görünmez yükü taşımaktan yorulmuştu belki de.
O gece damdan düştüğünde, aslında sadece bir beden yere çakılmadı; bir insanın hikayesi, o meşhur destanın içinde bir dipnot bile olamadan silinip gitti. Odysseus’un, ölüler ülkesine, Hades’in o kasvetli krallığına gitme hırsı o kadar büyüktü ki, geride bıraktığı dostunun cansız bedenine bakmaya vakti bile olmadı.
Elpenor'un ruhu orada, o sonsuz gri boşlukta bir başına beklerken, neden isyan etmesin? Kendi gömülme hakkını, bir kralın kibirli adımlarından dilenmek zorunda kalması... İşte bu, evlat; güçlülerin kurduğu düzende, sen sadece onların yoluna ışık tutan bir fener kadarsın. Söndüğünde ise, bir başkasının zafer yürüyüşünde sadece bir toz zerresi olarak kalırsın.
Unutma küçük dostum, tarih sadece kazananların sesini yükselttiği bir gürültüden ibaret değildir. Asıl gerçek, Elpenor’un o karanlık köşede, kimse tarafından hatırlanmayan sessiz feryadında gizlidir. Otoritenin pırıltısına aldanma; bazen en büyük kahramanlık, başkalarının kurduğu oyunun içinde bir figüran olmayı reddedebilmektir. Şimdi biraz uyu, yarın uyandığında kralların değil, kendi hikayenin efendisi olmaya söz ver.