Şöyle otur bakalım evlat, dizlerim biraz sızlıyor ama senin o pırıl pırıl gözlerini görünce tüm yorgunluğum uçup gidiyor. Hadi, kulaklarını kabart da sana dağların, vadilerin o hüzünlü ve neşeli sesi Ekho’yu anlatayım.
Bir zamanlar, ormanların derinliklerinde, ağaçların arasında bir su perisi yaşardı. Adı Ekho’ydu. Bilirsin, periler biraz nazlı olur ama Ekho’nun bambaşka bir huyu vardı: Konuşmayı, hikayeler anlatmayı, hatta biraz da dedikodu yapmayı çok severdi. Öyle bir dili vardı ki, ağzını açtı mı akan sular durur, kuşlar susup onu dinlerdi.
Gel gör ki, bu uzun dilli güzelin başına gelenler, gökyüzü sakinlerinin bazen ne kadar huysuz olabileceğini bize hatırlatır. Bir gün, Hera adındaki yüce tanrıça, kocası Zeus’un peşine düşmüş. Hani şu şimşeklerin efendisi; macera aramaya bayılır, yerinde duramazdı. Hera, kocasını ormanlarda ararken Ekho yoluna çıkmış. Bizimki de lafı öyle bir dolandırmış, öyle uzun uzun anlatmış ki, Zeus’un kaçmasına fırsat vermiş. Tabii, Hera bunu fark edince küplere binmiş. "Madem bu kadar çok konuşmayı seviyorsun," demiş tanrıça, "o zaman bundan sonra sadece başkalarının söylediklerini tekrar et!"
Ekho’nun o güzel, özgün sesi bir anda uçup gitmiş. Artık ne kendi derdini anlatabiliyor ne de sevdiklerine "seni seviyorum" diyebiliyormuş. Sadece duyduğu son kelimeleri geri yollayabiliyormuş dünyaya.
Sonra bir gün, avcıların arasında Narkissos adında biri çıkagelmiş. Öyle yakışıklı, öyle gururluymuş ki, göl kenarına gidip kendi yüzüne bakmaktan başkasını görmezmiş. Ekho, bu avcıya gönlünü kaptırmış ama nafile! Narkissos ona bakmıyor bile, sadece kendi hayaliyle flört ediyormuş. Ekho, arkasından ağlamış, ona seslenmiş ama Narkissos ne derse, Ekho sadece onu tekrar etmiş.
Zavallı Ekho, aşkından ve üzüntüsünden günden güne erimiş, bir deri bir kemik kalmış. Sonunda vücudu tamamen yok olmuş, sadece sesi kalmış geriye. İşte o günden beri, dağlarda, kuytu vadilerde sesini duyduğunda bil ki o, hala bir cevap bekliyor. Biz insanlar ne bağırırsak, o bize sadece onu geri veriyor.
Görüyor musun evlat? Bazen çok konuşmak başa bela olur, ama bazen de bir ses, koca bir vadide yüzyıllarca yaşamaya devam eder. Şimdi git biraz koştur, hayatın sesini dinle; belki Ekho bir yerlerde senin kahkahalarını tekrar ediyordur. Hadi, yolun açık olsun küçük dostum!
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç; zira bugün sana, sarayların koridorlarında yankılanan o süslü masalların değil, kayaların arasındaki çatlaklara sinmiş bir hakikatin fısıltısını getirdim. Bir yudum şarapla damağımı şenlendirirken, sana Ekho’nun o meşum sessizliğinin ardındaki düzeni anlatayım.
Ekho, güzelliğiyle göz kamaştıran bir dağ perisiydi; sesi bir nehir gibi berrak, bir rüzgar gibi hürdü. Peki, neden bugün sadece başkalarının söylediklerini tekrar eden, kendi sesini yitirmiş bir gölgeye dönüştü? Tanrılar katında kurulu o kibirli düzen, Ekho’nun kendi hakikatini haykırmasından korktu. O, Hera’nın hırslarını perdeleyen bir kalkan olmaya zorlandığında, kendi sözlerini seçme özgürlüğü elinden alındı. Bir kraliçenin öfkesi, bir perinin dilini düğümledi; çünkü güçlü olanlar, kendi sesleri dışındaki her sesin boğulmasını ister, güzel yavrum.
O, Narkissos’un kendi yansımasına aşık olduğu o su kenarında, aslında sadece bir kurbandı. Narkissos, kendi kibrinin aynasında kaybolurken, Ekho onun peşinden sürüklendi. Neden mi? Çünkü o, sistemin kendisine biçtiği “tekrarlayıcı” rolüne mahkum edilmişti. Kendi varlığını, başkasının egoist çığlıklarına feda eden bir düzenin kurbanıydı o. İnsanlar onun bir cezaya çarptırıldığını anlatır; oysa ben, bir kadının hür sesinin, otoritenin hoyratlığıyla nasıl yankıya dönüştürüldüğünü görüyorum.
Sakın unutma evlat, bir gün biri sana birinin "huzursuz" olduğu için susturulduğunu söylerse, o sessizliğin aslında ne kadar çok şey anlattığını duyabilmelisin. Gerçekler, kralların buyruklarında değil, Ekho’nun her dağ yamacında yankılanan o hüzünlü ve bağımsız çığlığında gizlidir. O, aslında hiç susmadı; sadece, dinlemeyi bilmeyen kulakların duyabileceği bir dille, hala bizi uyarmaya devam ediyor.
Şimdi, git ve kendi sesini bul; çünkü ancak kendi sesine sahip olanlar, yankı olmaktan kurtulup bizzat şarkının kendisi olabilirler.