Şöyle yanıma kıvrılın bakalım, biraz yaklaşın ateşe... Gözlerinizi kapatın ve zihninizde ta uzaklardaki Kilikia dağlarını, o sarp Arima kayalıklarını canlandırın. Orada, karanlığın en derin dehlizlerinde bir mağara vardır ki, kuşlar bile üzerinden geçerken kanat çırpmaya çekinir. İşte o karanlığın ortasında, anlatılan en tuhaf, en ürkütücü ve bir o kadar da merak uyandırıcı canlılardan biri yaşar: Ekhidna.
Biliyorsunuz, bizim şu gökyüzü sakinleri bazen öyle işler yaparlar ki, insan hangisine şaşıracağını şaşırır. Ekhidna da işte böyle, yerin ve denizin kadim güçlerinin birleştiği tuhaf bir vakit doğmuş. Bir yanı... ah, nasıl anlatsam? Bir yanı, görenin gözünü alamayacağı kadar güzel, fıldır fıldır bakan gözlere sahip genç bir kız. Ama o belden aşağısına sakın bakmayın! Çünkü orada, yerin altındaki kökler gibi kıvrılan, pulları gece karanlığı kadar kara, devasa, korkunç bir yılan bedeni uzanır. Öyle bir yaratık ki, ne bizim gibi ölümlülere benzer ne de Olimpos’un soylu tanrılarına.
Ekhidna yalnız değildir, çocukları vardır. Ama evlatları, sizin bildiğiniz o uslu çocuklara hiç benzemez! Typhon denen o dehşetli yelle birleşince, yeryüzünün başına bela ne kadar gölge varsa dünyaya salıvermiştir. Hatırlayın; hani o Hades’in kapısında bekleyen üç başlı köpek Kerberos var ya, işte onun annesidir Ekhidna. Bataklıkları birbirine katan, bir başını kessen diğeri biten o meşhur Hydra, ağzından alevler saçıp ormanları küle çeviren Khimaira... Hepsi onun o karanlık ininden türemiştir. İşin garibi, torunları bile birbirinden beterdir; o korkunç Nemeia aslanı ya da şaşırtmacalı sorularıyla başımızı döndüren Phiks... Hepsi bu tuhaf ailenin bir parçası.
Ekhidna’nın kendisi ölümsüzdür, yani o derin mağarasında öylece kalır. Ama çocukları... Ah o çocukları! Herakles gibi, Bellerophontes gibi yiğitler, kılıçlarıyla ve zekalarıyla bu canavarları birer birer alt ettiler. Her ne kadar anneleri o kuytu köşelerde güvenle beklese de, dünyaya saldığı korkunç evlatları, yiğitlerin cesaretiyle birer hikayeye dönüşüp tarihin tozlu sayfalarına karıştılar.
Şimdi şöyle bir düşünün; güzellik ve dehşet, aynı bedende nasıl böyle birleşmiş? İnsanoğlu bazen kendi içindeki o karanlık yanları böyle hikayelerle dışarı vurur, anlatır ki korkusunu yenebilsin. Ekhidna, belki de sadece bir canavar değil, dünyanın derinliklerinde saklı kalmış olan o bilinmezliğin, o kadim merakın ta kendisidir.
Hadi, şimdi çayınızdan bir yudum alın; zira bu hikayeler anlatıldıkça dünya biraz daha büyür, biraz daha eski bir zamana geri döner. Ne dersiniz, bir masal daha anlatayım mı, yoksa ay ışığı altında başka maceralara mı yelken açalım?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Dinle küçük yolcu, kulaklarını tarihin tozlu sayfalarına değil, rüzgarın fısıltılarına ver. Bak evlat, büyüklerin kitaplarında anlatılmayan bir sır var; kralların ve kahramanların o parıltılı zırhlarının ardında, aslında kimleri "canavar" ilan ederek kendi krallıklarını kurduklarına dair bir sır...
Dünya kurulduğunda, bilge Gaia ile derin Pontos'un kucağından bir varlık doğdu: Ekhidna. Onu "azman" diye tanımlarlar, mağarasında kıvrılan, yarısı güzel bir genç kız, diğer yarısı ise pulları binbir parıltı saçan devasa bir yılan. Sen ona bakınca korku duyasın isterler, oysa o, sadece doğanın dizginlenemez ve kendine yeten o vahşi özüdür. O, ne ölümlülere ne de ölümsüzlere benzeyen, hiçbir sarayın hiyerarşisine sığmayan bir ruh.
Yetişkinler, Ekhidna'yı hep karanlık bir inin sahibi, korkunç Kerberos'un ya da bataklıkların laneti Hydra'nın annesi olarak anar. Onu, mitolojinin "kötücül" figürleriyle, yani Typhon gibi yıkıcı güçlerle bir tutarlar. Peki, neden diye hiç sordun mu yavrucuğum? Neden bir varlık, dünyaya getirdiği her çocuk için bir "felaket elçisi" olarak kodlanır? Çünkü o, sistemin dışındadır. O, hiçbir kralın emrine girmemiş, hiçbir tanrının tapınağında diz çökmemiştir. Kendi mağarasında, kendine ait kurallarla yaşar. Ve iktidar, kendine benzemeyenden, kendi kanunlarına boyun eğmeyenden her zaman korkar.
Sistemin "kahraman" dedikleri Herakles ya da Bellerophontes, ellerinde mızraklarıyla çıkıp gelirler. Neden? Ekhidna'nın doğurduğu o çocukları, yani kendi sistemlerinin "anormallik" olarak gördüğü o varlıkları birer birer yok etmek için. Çünkü düzene çomak sokan her şey, "yok edilmesi gereken bir canavar"dır. Ekhidna ise ölümsüzdür; o, mağarasında beklemeye devam eder. Yaşanan onca kıyıma, evlatlarının o kahramanlarca avlanmasına rağmen, o hala oradadır. Belki elinde bir kadeh dolusu neşeli şarapla, insanlığın bu bitmek bilmeyen "kahramanlık" hırsına acıyarak gülümseyen o yılan gözleriyle...
Yetişkin evlatlarım, unutmayın; Ekhidna aslında, sistemin "öteki" diye dışladığı her şeydir. O, kuralları yıkandır. O, sorgulayan, diz çökmeyen ve yeraltının karanlığında bile kendi gerçekliğini parıldatan kadim bir isyandır. Bugün birileri size yine bir "canavar" gösterirse, durun ve düşünün: Kimin işine yarıyor bu canavarlar? Hangi hırslı kral, kendi iktidarını meşrulaştırmak için ona bu ismi taktı?
Gerçek, yılanın kıvrımlarında gizlidir; sadece görmeyi bilenler için.