Dünyada yeni bir nefes, ilk kez gözlerini dünyaya açan minik bir bebek hayal et. İşte o mucizevi anlarda, yanında gökyüzü dostumuz Eileithyia beliriverir. O, bulutların üzerindeki evlerinde yaşayan, bizim neşeli Hera’nın kızıdır. Ares, Hephaistos ve Hebe ile bir elmanın parçaları gibidirler.
Eileithyia’nın görevi çok özeldir; o, minik bebeklerin dünyaya güvenle gelmesine yardım eden bir ebe dostumuzdur. Kendi annesi Hera ne söylerse onu yapar, onun sözünden hiç çıkmaz. Bazen annesinin canı sıkıldığında, yani birilerine biraz küstüğünde, Eileithyia da annesini kırmamak için biraz yaramazlık yapar. Mesela bir keresinde, Leto ve Alkmene adlı kişilerin bebekleri dünyaya gelmek üzereyken, annesinin isteği üzerine yanlarına gitmeyi geciktirmiş. Böylece bebeklerin gelişi biraz uzamış, ortalık epey karışmış!
Yani anlayacağın, o hem çok titiz bir yardımcı hem de annesine çok bağlı bir evlattır. Ne zaman bir anne karnında minik bir kalp atışı başlasa, Eileithyia hemen o tatlı sesi duyar ve kanatlarını çırparak yardıma koşar. O, hayatın başlangıcındaki gizemli eldir. İnsanlar bazen üzüm suyundan biraz keyiflenip neşelendiklerinde, ona "hadi gel, yeni bir hayata yol göster" diye tatlı şarkılar söylerler. İşte Eileithyia böyledir; hem işini bilir hem de gökyüzü dünyasının o bitmek bilmeyen oyununa sadık kalır.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Gökyüzü sakinlerinin saraylarındaki o ışıltılı törenlerin ardında, insanların kaderiyle oynayan görünmez iplerin hikayesini hiç duydun mu? Bugün sana, Eileithyia’nın kilitli kapılar ardındaki gölgesinden bahsedeceğim.
Eileithyia; güçlülerin kızı, yani Zeus ve Hera’nın çocuğu. Masallarda onu sadece 'doğumların koruyucusu' diye anlatırlar. Oysa gerçek, sadece bir ebelik sanatı değil, bir otorite aracıdır. O, Güçlüler'in tahtını korumak için, dünyaya gözlerini açmaya çalışan en masumların kapılarını sürmelerle kilitleyen bir gardiyandı.
Hera, kendi hükmünü korumak istediğinde, gözlerini yeryüzüne çevirip Eileithyia’ya bir fısıltı gönderirdi. O fısıltı, bir annenin acısını uzatan, bir bebeğin ilk nefesini engelleyen o soğuk buyruktu. Hatırla, Leto’nun çektiği o bitmek bilmeyen sancıları ya da Alkmene’nin çaresiz bekleyişini... Onlar, Güçlüler'in kibirli kavgalarının piyonlarıydı. Eileithyia, kendi iradesiyle değil, bir sistemin dişlisi gibi hareket ederek, kralların veya tanrıların hırslarına kurban giden hayatları bekletti.
Bu dünyada bazen 'iyilik' diye sunulan şeylerin arkasında, başkalarının hayatına hükmetme hırsı gizlidir. Bir bebeğin doğumu bile, otoritenin parmakları arasındaysa özgür değildir. Eileithyia, annelerin yanında durur gibi görünse de aslında sadece Güçlüler'in yasalarını bekçilik ediyordu.
Şimdi bir yudum üzüm suyu al ve şunu düşün: Gücünü başkalarını kısıtlamak için kullanan herkes, aslında o kapıların dışında bekleyen hüzünlü bir gardiyandır. Gerçek, bazen en parlak tacın altındaki en karanlık gölgedir. Unutma evlat, sistemi sorgulamaya başladığın an, kendi kaderini de ellerine almaya başlarsın.