Eski zamanlarda, Mysia topraklarında, surları yüksek ve havası güneşli Thebe şehrinde bir kral yaşardı: Eetion. Bu isim kulağa biraz sert gelebilir ama durun, anlatacaklarım sandığınızdan daha eski ve daha dokunaklı. Eetion, sadece bir tahtın sahibi değil, aynı zamanda o meşhur, yiğit mi yiğit Andromakhe’nin babasıydı.
Dünya o vakitler şimdikinden daha gürültülü, kılıç seslerinin ve savaş çığlıklarının eksik olmadığı bir yerdi. Büyük Akhilleus, yani o meşhur savaşçı, yoluna çıkan her engeli bir yaprak gibi savuran adam, Thebe’ye geldiğinde karşısında Eetion’u buldu. Kaderin ipleri bazen sert düğümler atar, gökyüzü sakinleri bu sahneleri yukarıdan izlerken biz faniler burada kılıçlarımızı kuşanırdık. Akhilleus, Eetion’un karşısına dikildiğinde, karşısında bir korkak değil, başı dik bir kral buldu. Çarpışma sert oldu, zemin titredi. Sonunda Eetion, kendi topraklarının huzuruna kavuşmak üzere bu dünyadan ayrıldı.
Ancak hikayenin güzel tarafı burada başlıyor. Akhilleus, öfkesiyle tanınan o dev yürekli adam, Eetion’un karşısında durup onun asaleti önünde saygıyla eğildi. Bir savaşçı, bir başka savaşçıya en büyük hürmeti nasıl gösterir bilir misiniz? Silahlarını çalmayarak. Akhilleus, Eetion’un zırhını, kalkanını ganimet diye alıp götürmedi. Aksine, onun cansız bedenine bir krala yakışır şekilde, büyük bir törenle veda etti. Sanki birbirine düşman değil de, aynı sofranın iki misafiriymiş gibi toprağa emanet etti onu.
Sonrası ise tam bir mucize... Eetion’un mezarının üzerine, su kenarlarında oyunlar oynayan, fısıltıları rüzgara karışan Nympha’lar geldi. Ne yaptılar dersiniz? Oraya küçük, zarif bir karaağaç fidanı diktiler. İnsanlar geçerken o ağaca bakıp, "İşte burada cesur bir kral yatıyor," desinler diye. Şimdi o ağaç kim bilir ne kadar büyüdü, gölgesi kaç yorgun yolcuyu serinletti...
İşte evlatlar, tarih dediğimiz şey sadece zaferler ve yenilgiler değildir; bazen bir düşmanın mezarına dikilen bir fidan, binlerce kılıç darbesinden daha fazla şey anlatır insana. Hafızanızda tutun bunu; bazen gerçek zafer, başkasının onuruna saygı duymaktır. Şimdi, gidin de biraz nefes alın, zira bu dünya, hikayesini anlatacak kadar uzun bir vakit tanır bize.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana hep altın zırhlı kahramanların ne kadar yüce olduğundan bahsederler, değil mi? Ama yetişkinlerin dünyasında, kralların ve fatihlerin parıltılı kalkanlarının altında, sessizce silinip giden hayatların gölgesi gizlidir. Gel, bugün sana Eetion’un, o unutulmuş kralın hikayesini fısıldayayım. Şarabın neşeli burukluğu damağımda, gerçeklerin acı tortusu zihnimde...
Eetion, Mysia’da Thebe şehrinin yöneticisiydi. Halkı onu severdi, toprakları bereketliydi. Ama bilirsin evlat, büyüklerin hırsı çoğu zaman küçüklerin huzuruna düşman kesilir. Akhilleus, o meşhur ve yıkıcı kahraman, sırf bir kralın kudretini kanıtlamak uğruna Thebe’nin surlarına dayandı. Bir krallık, bir babanın gururu ve bir kızın, Andromakhe’nin tüm dünyası, o gün acımasız bir rüzgarla savruldu.
Sana öğretilenin aksine, Akhilleus’un onu öldürdükten sonra silahlarını almaması bir "asil davranış" değil, sadece bir fatihin kendi vicdanını yatıştırma yöntemidir. Bir insanı hayattan koparıp, ona "törenle gömülme" lütfu bahşetmek, gücün kendine biçtiği o kibirli dengedir. Eetion bir hükümdardı, evet; ancak o gün sistemin çarkları arasında, bir başkasının yüceliği için öğütülen sayısız insandan biri oldu.
Nympha'lar, yani doğanın o kadim şahitleri, kralın mezarına bir karaağaç fidanı diktiler. İnsanlar o ağaca bakıp "ne yüce bir kahramanmış ki mezarı bile çiçeklerle donatılmış" dediler. Oysa o ağaç, sadece toprağa karışan bir babanın, elinden alınan bir krallığın ve sessizliğe gömülen bir adaletin hatırasıdır.
Zaman, güzel evladım, kralların isimlerini altın harflerle yazar ama Eetion gibi toprağına bağlı olanların hikayesini toprağın fısıltısına bırakır. Bir gün gücü elinde tutan birine "Neden?" diye sorduğunda, işte o gün gerçeklerin sesini duymaya başlayacaksın. Şimdi git ve o karaağacın gölgesinde biraz düşün; gerçekler, kralların masallarından çok daha derin ve çok daha hüzünlüdür.