Gel bakalım şöyle, ateşin yanına kıvrıl. Gözlerin parlıyor bakıyorum, yine macera mı arıyorsun? Kulaklarını iyi aç küçük dostum, çünkü anlatacaklarım sadece taş duvarların ardındaki tozlu parşömenlerde değil, rüzgarın sesinde ve yıldızların fısıltısında gizli.
Şimdi seninle bir harita üzerinde değil, bir zamanın üzerinde yolculuk edeceğiz.
Önce şu masmavi, köpüklü Ege’ye bak. Hani o her sabah güneşin yıkandığı, Aigeus’un hüzünlü dalgalarına ev sahipliği yapan o uçsuz bucaksız yer... Orada, Amazonların yorgun atlarının nallarını vurup geçtiği, Artemis’in gümüş oklarının parladığı kıyılarda Efesos (biz ona bugün Efes diyoruz) uzanır. Şehrin tozlu yollarında Androklos’un ayak izlerini, Syrinks’in sazlıklardaki mahzun ezgisini duyarsan şaşırma. Bir de bakarsın ki Daktyl’lerin metal döven çekiç sesleri karışır rüzgara.
Hele o Eleusis yok mu? Demeter’in kederiyle toprağı çatlatıp sonra yine yaşamı yeşerttiği o gizemli şehir... Orada takkhos çığlıkları havayı titretirken, Erekhteus’un mirası hala toprak altında fısıldaşır. İnsanlar oraya sadece dua etmeye değil, evrenin sırrını duymaya giderlerdi.
Biraz daha kuzeye, dağlara doğru çıkalım. Erymanthos Dağı’nı görüyor musun? Oranın yamaçlarında Herakles’in o meşhur, ter kokulu zaferlerini kazanırken attığı haykırışlar hala kayalarda yankılanır. Bir soluklanıp su içmek istersen, Eurotas ırmağının serinliğine yüzünü sür; Sparta’nın sert çocukları o sularda büyüdü, Lakedaimon’un gücü oradan beslendi.
Gözlerini biraz daha öteye, İtalya’nın güneşli yamaçlarına çevir. Etrüskler... Ah o gizemli halk! Anadolu’dan çıkıp o uzak kıyılara, Kirke’nin sihirli otlarla kaynattığı kazanların tüttüğü o topraklara yerleştiler. Tarkhon’un bilgece yönettiği, Askanios’un anılarının taşındığı o diyar, bugün bile hala tarihçileri şaşırtmaya devam eder.
Peki ya Ephyra? Sen onu bugün Korinthos olarak bilirsin, ama eskiden o surların ardında Bellerophontes’in kanatlı atı Pegasus’un gökyüzünü nasıl yırtıp geçtiğini konuşurdu yaşlılar. Ya Epidauros? Asklepios’un o şifalı, bilge ellerinin dokunduğu o kutsal topraklar... İnsanlar bir dertle gider, o gökyüzü sakinlerinin bahşettiği şifayla dönerlerdi.
Bak evlat, dünya dediğin yer sadece yediğimiz bir parça ekmek veya içtiğimiz bir kupa şaraptan ibaret değil. Her nehir, her dağ ve her şehir bir hikaye anlatır. Fırat’ın (Euphrates) bereketinden, Eskişehir’in topraklarında uyuyan ana tanrıça Kybele’nin kadim kudretine kadar... Her yerde bir iz, her izde bir tanrı ya da tanrıça dokunuşu var.
Şimdi uykun gelmiş, gözlerin ağırlaşıyor. Git uyu. Ama unutma; yarın uyandığında baktığın her taşın altında, senin gibi meraklı bir çocuğun öğreneceği koca bir dünya saklı olacak. Haydi, yavaşça... Rüyanda belki bir gün o kıyılarda, o Amazonlarla karşılaşırsın, kim bilir?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak güzel yavrum, heybesinde sadece altın değil, ağır birer yük de taşıyan yolcu... Masallarda anlatılmayan bir sır var; o, taşların altında uyuyan yosunların, kurumuş nehir yataklarının ve haritaların kenarına "burada devler yaşar" diye not düşülen o tozlu toprakların fısıltısıdır. Yetişkinlerin "tarih" deyip büyük harflerle taşa kazıdığı her şey, aslında birilerinin sessizliğinin üzerine inşa edilmiş birer anıttır.
Dinle evlat, gözlerini kapatıp haritayı değil de o toprakta akan kanın izini sür:
Ege kıyılarında, Ephesos’ta (Efes) Artemis’in görkemli tapınağına bakıp büyülenenler, o sütunların altında Amazon kadınlarının hürriyet haykırışlarının nasıl boğulduğunu bilmezler. Krallar, kendi tanrılarını yüceltirken, toprağın kadim sahibi olan ana tanrıça Kybele’nin sesini Eskişehir’in bozkırlarında nasıl kıstıklarını anlatmazlar sana. Ephyra, nam-ı diğer Korinthos, Bellerophontes gibi kahramanların zaferleriyle anılır ama o "kahramanlıkların" aslında kimlerin üzerine basılarak kazanıldığını sormaz kimse.
Küçük dostum, unutma ki;
Epidauros’ta Asklepios’un şifasıyla övünenler, o kutsal mabetlerin aslında sadece seçkinlerin acısını dindirmek için var olduğunu, Erythrai’de (Ildır) Sibylla’nın kehanetlerinin güç sahiplerinin hırslarına göre nasıl eğilip büküldüğünü görmezden gelirler. Epeiros’un hırçın sularında Akheloos akarken, Ekhetos’un zalimliği altında ezilenlerin ahı o ırmaklara karışmıştır. Etrüsklerin hikayesi anlatılırken Kirke’nin yalnızlığına, Acca Larentia’nın dışlanmışlığına kimse bakmaz; çünkü güç, her zaman hikayeyi kazananın ağzından çıkar.
Ah benim yaşlı ruhlu evladım...
Sen Euphrates’e (Fırat) bakıp medeniyetin doğuşunu gör, ama şunu unutma: Her nehir, kralların sınırlarını çizmek için kanla beslenmiştir. Eurotas kıyısında, Sparta’nın o katı nizamında, kaç Lakedaimon çocuğunun kendi doğasına yabancılaştırılarak birer savaş makinesine dönüştürüldüğünü düşün. Erymanthos dağında Herakles’in attığı her adımda, sistemin bekası için doğanın nasıl dizginlendiğini hatırla.
Bir yudum şarap iç, ama sadece neşenin hatırına; çünkü gerçekler, kadehin dibindeki tortu gibi acıdır ama insanı ayık tutar. Tarih, kazananların yazdığı bir masal değil, kaybedenlerin sessizliğinde saklı duran bir isyandır. Bugün sana bildiğin yerlerin, aslında unutulmuş birer ağıt olduğunu fısıldadım. Şimdi git ve o haritalara bir de bu gözle bak; çünkü otorite, masalların bittiği yerde başlar, ama sen o masalların dışına, yani gerçeğin tam kalbine bakmayı öğren, güzel evlat.