Thesauros Mitoloji Dolon

Dolon

Dolon

Hektor’un vaadiyle Akhilleus’un atlarına göz diken çirkin ve tez ayaklı Dolon, gece baskınında Odysseus ve Diomedes’e yakalanıp acı sona mahkum oldu.

Eumedes’in oğlu Dolon, dış görünüşünün estetikten yoksunluğunu, bedenine kazınmış o durdurulamaz çeviklikle telafi eden biridir. Hektor, savaşın dengelerini belirleyen bir otorite olarak, ona bir görev biçer; ancak bu görev, sadece bir gözlem faaliyetinden ibaret değildir. Komutanın vaat ettiği Akhilleus’a ait olan o kudretli atlar ve araba, mülkiyet hırsının ve iktidar arzusunun birer nişanesidir; Dolon ise bu vaatlerin cazibesiyle, yönetenlerin belirlediği sınırlar içinde kendi sonuna doğru koşar. Gece karanlığında Odysseus ve Diomedes tarafından kıstırıldığında, Dolon’un hayatta kalma çabası, stratejik bir oyunun kurbanı olduğunu anlamasıyla derin bir çaresizliğe evrilir. O, ne kadar çok bilgi sunarsa sunsun, sistemin çarklarında bir işlevselliğe sahip olduğu sürece varlığını koruyabileceğini sanır; oysa iktidar, işlevi biten ya da saf dışı kalan için merhamet üretmez. Yalvarışları, kurulan hiyerarşik düzenin soğuk duvarlarına çarparak etkisizleşir; nihayetinde canı alınır ve cansız bedeni bir ılgın ağacına asılarak, diğerlerine boyun eğmemenin veya yanlış safta yer almanın sessiz bir ibret vesikası olarak sergilenir.
Silenos
Bak evlat, şuraya otur da sana biraz gürültülü, biraz da tozlu bir Troya gecesinden bahsedeyim. Hani şu meşhur savaşın en karanlık zamanlarında, herkes derin uykudayken aslında neler dönüyormuş, anlatayım.

Hikayemiz Dolon adında bir adamla başlıyor. Dolon denince akla öyle heybetli, güneş gibi parlayan bir yiğit gelmesin sakın; kendisi pek bir çirkin, pek bir hırslıydı. Ama hakkını yemeyelim, ayakları yere basmazdı sanki; bir koşmaya başladı mı rüzgarı bile ardında bırakırdı. Babası Eumedes ona bu sürati vermişti vermesine ama birazcık da “gözü karalık” bulaştırmıştı.

O gece, Hektorhani şu Troyalıların koca yürekli komutanıordunun önünde durup, "Kim gidip de şu Akha gemilerinin etrafında neler oluyor, bir baksın?" diye seslendi. Dolon, o sivri zekasıyla hemen öne fırladı. "Ben giderim!" dedi. Ama bir şartı vardı: Hektor, o meşhur Akhilleus’un tunçtan parlayan atlı arabasını ona vereceğine dair kutsal yeminler etti. Ah, hırs işte! İnsanın gözüne perdeyi böyle indirir.

Dolon, üzerine bir kurt derisi attı, başına da gelincik postundan bir başlık geçirdi. Karanlığın içinde bir gölge gibi süzülmeye başladı. Ama unutmuştu bir şeyi; Akha tarafında da zekasıyla ünlü Odysseus ve o keskin kılıçlı Diomedes devriyedeydi. Dolon, sanki bir avcı gibi gizlice ilerlediğini sanıyordu ama aslında kendi sonuna doğru yürüyordu.

Derken, o karanlığın içinden iki gölge belirdi. Bizimki, önce dost olduklarını sandı ama o koca Diomedes’in elindeki pırıltıyı görünce dizlerinin bağı çözüverdi. Yakalandı tabii! "Ne isterseniz yaparım, yeter ki beni bırakın!" diye yalvarmaya, "Babam size dünyalar kadar altın versin!" diye dil dökmeye başladı. Ama o geceki gökyüzü sakinleri kararını vermişti bir kere. Korku Dolon’un dilini düğümledi, Troyalıların gizli planlarını bir bir döktü ortaya.

Peki, Odysseus ve Diomedes onu sağ bırakır mı sandın? Ne gezer! Savaşın acımasız yasaları böyle işler evlat. Dolon, hırsının kurbanı oldu. O geceki son görüntüsü, bir ılgın ağacının dalları arasında, ay ışığında sallanan o çaresiz bedeniydi.

Gördün mü? Bazen hayat, en hızlı koşanları bile yanlış yola saptırabiliyor. Hırsın, insana o çok istediği Akhilleus’un atlarını değil, sadece soğuk bir geceyi ve ıssız bir ağacı armağan ettiği de olur. Şimdi, hadi bakalım, biraz dinlen. Bir dahaki sefere sana daha mutlu masallar anlatırım, söz!

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi