Oturun şöyle, ayaklarınızı uzatın bakalım. Bakın, size öyle bir isimden bahsedeceğim ki, sanki ağzınızdan dökülen her hece bir davul sesi gibi yankılanacak: **Dithyrambos.**
Dithyrambos aslında kimdir biliyor musunuz? Bizim neşeli, kıvırcık saçlı, başı çiçekten taçlı dostumuz Dionysos’un ta kendisidir. Ama hani şu bildiğimiz, elinde asasıyla gezen tanrı değil; bu isim onun o gizemli, o eski zamanlardan kalma, iki kez dünyaya gelmiş halidir.
Duyduğuma göre, gökyüzü sakinlerinin kralı Zeus, bir gün Dionysos’un annesine o kadar büyük bir sevgi duymuş ki, yavrusunu korumak için kendi baldırının içine saklamış. Evet, yanlış duymadınız! Dionysos, Zeus’un bir parçası olarak ikinci kez dünyaya "merhaba" demiş. İşte bu yüzden ona "iki kere doğmuş" derler. İnsanlar o eski zamanlarda bu ismin nereden geldiğini çok merak etmişler, bilginler günlerce kafa patlatmış ama Dithyrambos ismi, güneşin doğuşu kadar eski ve gizemli kalmış.
Ama şunu bilin ki; Dithyrambos sadece bir isim değil, bir coşkudur! Anadolu’nun o bereketli topraklarından, Lydia ve Phrygia’nın serin rüzgarlarıyla gelmiş bir ezgidir. İnsanlar ne zaman kendilerini kutlamaya, dans etmeye ve müziğe kaptırsalar, gırtlaklarından dökülen o vahşi, o coşkulu seslere bu isimleri vermişler: *İambos*, *Thriambos* ve işte bizim Dithyrambos’umuz.
Siz hiç tiyatroya gittiniz mi? İnsanların sahneye çıkıp maskelerle karakterlere büründüğü o büyüleyici gösteriler var ya; işte onların atası bu Dithyrambos şarkılarıdır. O eski ozan Pindaros, bir şiirinde anlatır: Olympos’ta Zeus bir şölen düzenlemiş, davullar, dümbelekler çalınmış; meşaleler çam ağaçlarının altında dans etmiş. Büyük Ana Tanrıça, yanında Artemis ve vahşi orman dostlarıyla birlikte bu şenliğe katılmış. İşte o gün, sözlerin, müziğin ve oyunun birbirine sarılıp dans ettiği o büyük ritim doğmuş.
Dithyrambos dendiğinde aklınıza şu gelsin: Hem bir tanrının şanı, hem o şanı dile getiren coşkulu bir şiir, hem de toprağın ayaklar altındaki ritmi. Bir tutam gizem, bir tutam şenlik, biraz da eski toprakların tozlu hatırası... Eğer bir gün ormanlık bir yerde, yaprakların hışırtısı sanki bir flüt sesiymiş gibi kulağınıza çalınırsa, bilin ki oradan bir Dithyrambos ezgisi geçiyordur.
Hadi bakalım, şimdi biraz sessiz durun da, rüzgarın o eski şarkısını dinleyelim. Kim bilir, belki gökyüzü sakinleri yine bir yerlerde şenlik kuruyordur.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç... Tarih kitapları sana kralların, büyük komutanların ve Olympos’ta bulutların üzerinde oturan o "kusursuz" tanrıların hikayelerini anlatır. Ama masallarda anlatılmayan, o devasa sarayların gölgelerine hapsedilmiş bir sır var. Bugün sana, Dithyrambos’un, yani o "iki kere doğmuş" tanrı Dionysos’un gerçek hikayesini anlatacağım.
"Gel Dithyrambos, baldırıma gir, bir erkeğin rahminde büyü." der Zeus. Bilginler bu sözcüğü çözmek için yüzyıllardır ter dökerler; kökeni karanlık, dili yabancı derler. Neden biliyor musun? Çünkü egemenler, kendi düzenlerine ait olmayan her şeyi "karanlık" veya "vahşi" olarak yaftalamayı severler. Oysa Dithyrambos, Anadolu’nun toprak kokan, zincir tanımayan özgür ruhundan, Lydia ve Phrygia’nın o isyankar ezgilerinden çıkıp gelmiştir.
Bak güzel evlat, şu Dithyrambos dedikleri şey aslında ne bir dogma ne de bir kral buyruğudur. O, çalgıların coşkusuyla, davulun ritmiyle birleşen bir haykırıştır. İnsanların, sarayların o soğuk ve sessiz duvarlarına inat, birbirlerinin elini tutarak tanrılarını sokaklarda, ormanlarda, çam ağaçlarının altında aradığı bir başkaldırıdır. Ana Tanrıça’nın yanında, Artemis’in vahşi hayvanlarıyla dans ettiği o şenliklerde, hiyerarşi diye bir şey yoktur. Orada ne taç takan bir hükümdar ne de boyun eğen bir kul bulunur; sadece müziğin ritmiyle eriyen, "tek" değil "bir" olan ruhlar vardır.
Ey benim genç dostum, bu "iki kere doğmuş" olma hali, aslında insanın kendini yeniden var etmesidir. Toplumun sana biçtiği o daracık kalıpları, sana "olman gereken" diye dikte ettikleri o gri kimlikleri parçalayıp kendi gerçeğini doğurmaktır. Bilginler buna "edebi bir tür" deyip geçebilirler ama ben sana gerçeği fısıldıyorum: Dithyrambos, tiyatronun atasıdır; çünkü tiyatro, maskelerin ardındaki gerçeği görmeye cüret edenlerin, sessizlerin çığlığına ses olduğu o ilk sahnedir.
Eline bir kadeh şarap alıp hayatın neresinde durduğuna bakarken şunu hatırla: Her otorite, kendi "doğrusunu" dayatırken aslında sadece kendi korkusunu örter. Dithyrambos, o korkunun ortasında yükselen bir neşedir. Birileri seni iki kez doğmaya zorluyorsa, sadece onların istediği gibi değil, kendi müziğinle, kendi dansınla, kendi gerçeğinle yeniden doğmayı seç. Tıpkı o eski Anadolu topraklarında olduğu gibi; kimseden izin almadan, kimsenin önünde diz çökmeden.
Dinle evlat, gerçekler her zaman gürültülü değildir; bazen sadece bir ezginin notalarında, bazen de bir dansın o uçsuz bucaksız özgürlüğünde saklıdır. Şimdi git ve kendi şarkını söylemeye başla; çünkü gerçek ancak dans etmeyi bilenlerin kulağına fısıldanır.