Gelin hele, biraz yanaşın ateşin başına. Şarabın tadı damağımda, aklımda ise eski günlerin tozlu yolları... Size öyle iki kardeşten anlatayım ki, gökyüzünün sakinleri bile bazen onlara bakıp "işte gerçek dostluk bu" derler. Hani şu bizim *Dioskur* dediğimiz, Zeus’un yakışıklı delikanlıları; Kastor ile Polydeukes.
Bakın, işin aslı biraz karışıktır, çünkü aileleri biraz kalabalıktır. Anaları Leda, bir gece hem fani kocası Tyndareos’un, hem de o koca göklerin hakimi Zeus’un büyüsüne uğrayınca ortaya bir değil, iki çift kardeş çıkmış. Kastor ile Polydeukes ise sanki tek bir bedenin iki parçası gibi, ayrılmaz bir bütün olmuşlar. Birinin attığı ok, ötekinin niyetinden ayrı olmazmış.
Bu ikili, gençliklerinde yerlerinde duramazlardı. Atina’nın meşhur kralı Theseus, kız kardeşleri güzel Helena’yı kaçırıp dağlara sakladığında, bizimkiler atlarına atladıkları gibi Atina yollarını tutmuşlar. "Kardeşimize el uzatmak kimin haddine?" demişler ve ortalığı birbirine katıp kız kardeşlerini geri almışlar. Argonautlar ile o meşhur altın postun peşine düşen gemiye bindiklerinde de, Kalydon’un o azman yaban domuzunu avlamaya gittiklerinde de hep omuz omuzalardı. Kalkanları yan yana geldiğinde, karşılarında durabilen pek azdı.
Ama hayatın cilvesi işte; insanın kaderi bazen en olmayacak yerde düğümleniyor. *Dioskur* kardeşlerin başı, Leukippos’un güzel kızları yüzünden derde girdi. İki kız kardeş, iki sevgili; derken işler çığırından çıktı, kılıçlar çekildi. O kavgada Kastor, yani o fani olan, göçüp gitti bu dünyadan. Polydeukes ise kederinden perişan oldu. O, babasından aldığı o ilahi, ölümsüz nefesi taşıyordu ama kardeşi olmadan yaşamayı, nefes almayı bile reddetti.
Tanrıların kralı Zeus, oğullarının bu kopmaz bağına kıyamadı. Madem biri ölümlüydü, diğeri ölümsüzdü; babaları bir karar verdi: Kardeşleri birbirinden ayırmayacaktı. İkisini de o sonsuz maviliğin üzerine, yıldızların arasına yerleştirdi. Hani şu gece yukarı baktığınızda gördüğünüz İkizler burcu var ya, işte onlar! Biri parlar, biri hafifçe silikleşir ama asla birbirlerini yalnız bırakmazlar.
Sparta’nın o sarp Taygetos dağlarında doğdukları söylenir; sert, mağrur ve her zaman birbirine sadık. İşte evlatlar, dünyada her şey gelip geçicidir; şan, şöhret, krallıklar, koca koca şehirler... Ama arkanda kardeşin gibi tutunacağın, kalkanını kalkanına yaslayacağın bir dostun varsa, yıldızlar bile seni unutmaz. Şimdi, varın gidin uykunuza; belki bu gece gökyüzüne bakarsanız, İkizler’in size göz kırptığını görürsünüz.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılan o parıltılı zaferlerin ardında, tozlu raflarda unutulmuş, biraz buruk bir şarap tadında sırlar gizlidir. Kulak ver, zira hakikat, kralların altın tahtlarından daha eskidir...
Dioskuroi denilen o meşhur kardeşler, Kastor ile Polydeukes, gökyüzünün efendisi Zeus ile ölümlü Leda’nın hikayesine hapsedilmiş iki gençti. İnsanlar onlara "Zeus’un çocukları" deyip kutsal bir zırh giydirirken, aslında sistemin kendi çıkarları için onları nasıl birer piyon gibi kullandığını görmezden geldiler. Bir tarafta tanrısal güç, diğer tarafta ölümlü bir kral; bu kargaşada Leda’nın ne hissettiğini, o iktidar oyunlarının içinde bir kadın olarak nasıl nefessiz kaldığını kimse merak etmedi, öyle değil mi evlat?
Onları kahraman yapan neydi biliyor musun? Başkalarının kızlarını, Aithra gibi anaları bir ganimet gibi çekip çıkarmaları, kendi adaletlerini kılıçla yazmaları... İnsanlar onları "kardeşlik ve dostluk simgesi" diye alkışlarken, o ellerin aslında sadece kendi hırsları ve kralların emri uğruna başkalarının hayatlarını nasıl bir satranç tahtasında harcadığını görebilmek gerek.
Sonları mı? İşte orada tüm ihtişam silinip gidiyor, sevgili evladım. Phoibe ve Hilaira’yı kendi mallarıymış gibi kaçırmaya kalkıştıklarında, Lynkeus ve İdas ile olan kavgaları... Birinin ölümlü, diğerinin tanrısal olması, o acı dolu kavgada neyi değiştirdi? Kastor’un toprağa düşen soğuk bedeni, Polydeukes’in yüreğindeki o derin, bitmek bilmez keder... O kavga, sadece kanlı bir hırsın sonucuydu; kaybeden yine iki kardeşin huzuru, kazanan ise sadece mitlerin soğuk ve acımasız yasaları oldu.
Ve Zeus... O yüce baba, dünyada hüküm süren düzenin koruyucusu, iki kardeşi göğe, yani yıldızların arasına yerleştirdi. Neden mi? Onları sevgisinden değil, sistemi sonsuza dek parlayan birer "örnek" olarak kalsınlar diye gökyüzüne astı. Sparta’nın o dik başlı, savaşçı ruhunun ebediyen Atina’ya karşı kılıç sallaması, bir sembol olarak yaşatılması gerekiyordu çünkü.
Yıldızlara baktığında, onların parıltısını değil, bir sistemin içine doğup o sistemin dişlileri arasında ezilen, birbirini bırakamayan iki genç adamın yorgun ruhunu gör. Gerçek, gökyüzündeki takımyıldızlardan daha soğuktur ama en azından gerçektir. Şimdi git, kendi yolunu çiz; kralların gölgesinde değil, kendi vicdanının ışığında.