Şöyle yamacıma oturun bakalım, ufaklıklar. Sakallarımı çekmeyin, hele o asayı da rahat bırakın, o bir ağaç dalı değil, kadim bir dosttur! Madem meraklı gözlerle bakıyorsunuz, size gökyüzü sakinlerinin dünyasından, anneliğin o uçsuz bucaksız şefkatinden bir parça anlatayım.
Eski zamanlarda, Okeanos ile Tethys’in o bitmek bilmeyen sularından doğan üç bin kızdan biri vardı: Dione. Kendisi, Zeus’un yanında yerini almış, asil mi asil bir tanrıçadır. Ama onu asıl özel kılan, güzeller güzeli Aphrodite’nin annesi olmasıdır.
Hani şu Troya Savaşı dedikleri, insanların birbirine girdiği o kargaşa günlerini duymuşsunuzdur. İşte o günlerde, Aphrodite kendi oğlu Alneias’ı korumak için savaş meydanına inmişti. İnsanlar o kadar hırslıydı ki, koca tanrılara bile kafa tutar olmuşlardı. Tydeus oğlu Diomedes, o heyecanlı ve gözü kara savaşçı, elindeki kargıyı savurduğu gibi Aphrodite’yi bileğinden yaralayıverdi.
Güzellik tanrıçası, canı yanmış ve kalbi kırılmış bir halde, gözyaşları içinde annesi Dione’nin dizlerine kapandı. Düşünün artık, en güçlülerin bile sığındığı bir ana kucağı! Dione, kızının yarasını görünce önce bir hüzünlendi, sonra hemen şefkatle sardı onu. "Kim kıydı sana yavrucuğum?" diye sordu. Aphrodite hıçkırarak Diomedes’in ne kadar kaba ve taşkın bir ölümlü olduğunu anlatmaya başladı.
İşte tam burada Dione’nin o meşhur bilgeliği devreye girer. Bakmış kızına, gülümseyerek silmiş gözyaşlarını. "Aldırma kuzum," demiş, "Sık dişini. Biz Olympos’ta oturanlar, zamanında ne çileler çektik insanlardan, ne oyunlar oynadık birbirimize... Bu ölümlüler bazen boylarından büyük işlere kalkışırlar. Diomedes’i senin üstüne süren, o gök gözlü Athena’dan başkası değil ama zavallı çocuk şunu unutuyor: Ölümsüzlerle savaşa tutuşan insanın ömrü kelebek ömrü kadar kısadır."
Dione, elleriyle o güzel tanrıçanın yarasını hafifçe sıvazladı. Tanrıların damarlarında akan o parlak öz, ellerinin değdiği an iyileşmeye başladı. Acı dindi, yerini huzura bıraktı.
Gördünüz mü çocuklar? Dünya ne kadar karmaşık olursa olsun, insanın başı sıkıştığında sığınacağı bir yer, bir ana şefkati her zaman vardır. Hatta tanrılar katında bile. Hadi şimdi, şu şarabımdan bir yudum alayım da, siz de o hayal gücünüzü biraz dinlendirin. Başka bir gün, size şu insanların tanrıları nasıl sinirlendirdiğini, sonra da nasıl diz çöktüklerini anlatırım. Şimdi gidin, ama uslu durun!
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var... Çoğu kişi gökyüzüne bakıp Olympos’un o parıltılı zirvelerini görür, kralların ve tanrıların altın tahtlarını yüceltir. Ama ben, yaşlı gözlerimle o tahtların gölgesinde ezilenleri, sistemin dişlileri arasında öğütülen o zarif ruhları da gördüm. Bugün sana Dione’den bahsedeceğim. Hani şu tarih kitaplarının sadece bir isim listesine hapsettiği, soğuk satır aralarında unuttuğu o kadim anne.
Dione, Hesiodos’un o kalabalık listelerinde, denizlerin uçsuz bucaksız derinliğinden gelen bir Okeanos kızı olarak geçer. Ama Olympos’un oyun kurucuları için o, sadece bir araçtı; Zeus’un ihtişamını perçinleyecek bir eş, güzelliğin sembolü Aphrodite’nin annesi.
Evlat, koca Olympos’un kibirli tanrıları, kendi hırslarını insanlara dayatırken Dione’yi de bir piyon gibi konumlandırdılar. Savaş alanının ortasında, Diomedes gibi bir insanın kılıcıyla yaralanan kızı Aphrodite’yi kucağına aldığında, Dione’nin o yarayı sarışında sadece bir annenin merhameti yoktu; aynı zamanda sistemin kurbanı olmuş bir tanrıçanın acı tecrübesi vardı.
Sana fısıldıyorum, dinle: Aphrodite, o büyük kavganın –o anlamsız krallık hırsının– ortasında kanayan eline bakıp ağlarken, Dione ona ne dedi biliyor musun? 'Biz Olympos’ta saray kurmuş tanrılar çok çektik insanlardan, epey de çektirdik birbirimize...'
Dione’nin bu sözleri, aslında bir çarkın itirafıdır. Bir sistemin kendi çocuklarını nasıl birer savaş aygıtına dönüştürdüğünün sessiz çığlığıdır. O, kızının bileğindeki o kutsal özü (ichor) silerken, aslında ölümlülerin hırslarıyla kirlenmiş bir dünyayı temizlemeye çalışıyordu. Athena gibi stratejistler kibri körükleyip, Diomedes gibi figürleri "kahramanlık" yalanıyla ölümsüzlere saldırtırken; Dione, olan biteni uzaktan izleyen ama her seferinde bedelini ödeyen o sessiz gücün ta kendisiydi.
Söyle bana güzel ruhlu çocuk, sahiden zafer kimin? Savaş alanında birbirini parçalayan kralların mı, yoksa çocuklarını o kirli toz bulutunun içinden çekip çıkarmaya çalışan annelerin mi? Bilgelik, bir kadeh dolusu şarabın neşesinde değil, gerçeklerin o puslu aynasına bakabilme cesaretindedir. Olympos'un ışıkları gözünü kamaştırmasın; asıl hikaye, o ışıkların ardındaki karanlıkta, sistemin unuttuğu yaraları saranlarda saklıdır.
Bunu unutma evladım; çünkü hakikat, kralların tunç kalkanlarından çok daha keskindir.