Gel bakalım şöyle, otur yanıma evlat. Şu zeytin ağacının gölgesi ne güzel serinletiyor, değil mi? Hadi, kulaklarını kabart da sana şu eski zamanların, hani o başı biraz dumanlı ama yüreği hırsla dolu İksion’un eşi Dia’dan bahsedeyim.
Dia... İsmi bile ne kadar zarif, değil mi? Sanki sabah güneşinin ilk ışıkları denizin üzerine düşmüş de bir isim almış gibi. O, Deioneus’un kızıydı. Deioneus dediğin adam da öyle sıradan biri değildi; kendi krallığında sözü geçen, nüfuzlu bir babaydı. Ama mesele babasında değil, Dia’nın o duru güzelliğinde ve kaderinin düğümünde.
Zamanında bu İksion, hani şu meşhur İksion, Dia’ya gönlünü kaptırdı. Tabii, bir gökyüzü sakininin ya da ölümlü bir beyin kalbinin ne zaman kime çarpacağını kimse kestiremez. İksion, kızı babasından istediğinde öyle büyük vaatlerde bulundu ki, Deioneus bile şaşkına döndü. Altınlar, atlar, topraklar... Sanki dünyayı önüne serecek gibiydi. Dia, bu gösterişli vaatlerin arasında, kendini bir anda o hırslı adamın sarayında buldu.
Ama bak evlat, hikaye burada biraz sarpa sarıyor. İksion, verdiği sözleri tutmak şöyle dursun, kayınpederine karşı pek de centilmence davranmadı. İşler öyle bir noktaya geldi ki, İksion, Deioneus’u o meşhur ve tehlikeli tuzağına düşürdü. İşte o an, Dia’nın hayatındaki rüzgarların yönü değişti. Kocası bir yanda, babasının acısı diğer yanda...
Dia’nın hikayesi, aslında sadece bir kadının adından ibaret değil; o, hırsın, verilen sözlerin ve ihanetin tam ortasında duran o sessiz figürdür. İksion, Zeus’un sofrasına oturacak kadar küstahlaştığında bile, zihninin bir köşesinde Dia’nın o vakur duruşu vardı belki de. Ama gökyüzü sakinleri, verilen sözlerin tutulmadığı, misafirperverlik kurallarının çiğnendiği o sofraları hiç sevmezler.
Dia hakkında çok fazla destan anlatılmaz, şarabın köpükleri arasında ismi çok geçmez belki ama unutma; sessiz duranlar bazen hikayenin asıl şahididir. O, İksion’un o deli dolu, dizginlenemez hayatının tek sakin limanıydı. Ama gökyüzü sakinlerinin adaleti bir kez tecelli etti mi, hiçbir fırtına o limanı kurtarmaya yetmez.
Nasıl, yoruldun mu biraz? Hayat dediğin de böyle işte; bazen bir kral kızı olursun, bazen de unutulmuş bir efsanenin gölgesi. Hadi, şimdi şu derenin sesini dinle, belki sular sana Dia’dan daha fazla sır fısıldar.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar kralların altın tahtlarını parlatırken, o tahtların altında ezilenlerin fısıltılarını hep duymazdan gelirler. Gel, dizlerimin dibine otur; şu kadehimdeki şarabın tortusuna karışmış, unutulmuş bir gölgeyi anlatayım sana.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler: Dia ve İksion'un Hikayesi
Deioneus’un kızı Dia’dan bahsederler. Herkes onu sadece bir 'eş' olarak hatırlar; sanki bir insanın tek varlık sebebi bir erkeğin hanesine yazılmakmış gibi. Oysa Dia, kendi başına bir deniz feneriydi; ama büyüklerin kurduğu o karanlık sistem, onun ışığını kendi çıkarları için kullanmaya çalıştı. Evlat, sarayların koridorlarında yürüyenler, kadının sadece bir piyon olduğunu sanır, yanılırlar.
Onu, kibrini bir zırh gibi kuşanan, kralların bile gölgesinden çekindiği İksion ile evlendirdiler. İksion, bir "kahraman" sanılırdı; ancak gerçek güç, başkalarının hayatlarını bir oyun tahtasında hareket ettirme hırsıdır. İksion için Dia, bir sadakat yemini değil, bir mülkiyet beyanıydı. Sistem, Dia'nın sesini, kocasının gürültülü hırslarının altında boğdu. İksion, doğanın ve insanın üzerine basıp geçebileceğine inanıyordu; oysa unuttuğu bir şey vardı: Gerçek, eninde sonunda çatlaklardan sızar.
Peki ya İksion'un sonu?
O, güce taptıkça tanrıların gazabını kendi üzerine çekti. Ama unutma evladım, gökyüzünde dönen o meşhur ateş çemberi, sadece bir ceza değil; kibrin kendi etrafında boşuna dönüp duruşunun bir simgesidir. Dia mı? O, bu gürültülü trajediden sessizce sıyrılan bir hakikat parçası gibi kaldı. Otoritenin, yani İksion'un düştüğü o büyük boşlukta, Dia artık bir kurban değil, anlatılmamış bir ders olarak parlıyor.
Biliyor musun küçük bilge, dünya hala İksion'un mirasçılarıyla dolu. Güçlü olduklarını sanıp, aslında kendi zincirlerini örenler... Sen sadece gözlerini kapatıp, o kralların değil, sessizlerin ne dediğini dinlemeyi öğren. Çünkü gerçek, tarihin yazdığı destanlarda değil, o destanların boşluklarında gizlidir.