Thesauros Mitoloji Devler ve Tanrılar Savaşı (Titanomakia)

Devler ve Tanrılar Savaşı (Titanomakia)

Devler ve Tanrılar Savaşı (Titanomakia)

Zeus, Titanlar’a karşı on yıl süren amansız bir savaş verdi. Yüz kollu devlerin yardımıyla göğü ve yeri titreterek Titanlar’ı Tartaros’a hapsetti.

Hesiodos, Olympos’un hiyerarşik düzenini kutsamadan evvel, nesiller boyu süren bir iktidar devrini anlatır. Theogonia’nın satır aralarında beliren bu anlatı, egemenliğin ancak mutlak bir yıkım ve zor aygıtlarının manipülasyonuyla inşa edilebileceğini fısıldar.

Othrys dağlarında kümelenen kadim Titanlar ile nimetin kaynağı olduğunu iddia ederek Olympos’a yerleşen Kronos oğulları arasındaki çatışma, bir on yıl boyunca evrenin sınırlarını zorladı. Bu, sadece bir mevki kavgası değil, otoritenin kimin elinde kalacağını belirleyen bir güç tahakkümüydü; zira her iki tarafın da dengeyi bozacak bir üstünlüğü yoktu. Zeus’un mutlak hakimiyeti, ancak yeraltının karanlığından birer savaş enstrümanı olarak devşirilen Yüz Kollu Devlerin özgürlüklerinin -sadece kendi iktidarını perçinlemek adına- ödünç alınmasıyla mümkün olabildi.

Thessalia’nın yüksek dorukları arasında yankılanan bu devasa çarpışma, kozmosun sarsıldığı bir kargaşayı doğurdu. Gökler ve yer, birbirine hükmetmeye çalışanların hırsıyla inledi. Zeus, egemenliğini tahkim etmek adına şimşeklerini bir yasaklayıcı güç olarak evrene savurduğunda, dünya toprağı yanıp kül oldu, denizler ve ormanlar bu iktidar hırsının ateşinde kavruldu. Şiddetin ve yıkımın dili, her türlü aklı ve düzeni gölgede bırakıyordu.

Savaşın tıkanma noktasında sahneye sürülen Kottos, Briareus ve Gyes gibi yüz kollu, elli başlı devler, Zeus’un kurduğu yeni düzende ancak birer "bekçi" olarak varlık gösterebildiler. Onların fırlattığı üç yüz kaya, Titanların varlığını yerin katmanlarına, güneşin dahi ulaşamadığı, Poseidon’un tunç kapılarla kilitlediği Tartaros’un karanlığına hapsetti. Bugün o derinlikte, gökten bir örsün dokuz gün dokuz gecede ulaşabileceği o uçurumda, Titanlar sadece Zeus’un iradesine mahkum edilmişlerdir. Düzenin bekçiliğini yapan devler dahi, aslında özgürlüklerini bir otoritenin mutlak buyruğuna teslim etmiş, kendi güçlerini bir iktidar mekanizmasının sınırlarına hapsetmişlerdir.
Silenos
Gelin bakalım, yaklaşın biraz… Şu ağacın gölgesi ne güzel serin, değil mi? Şarap testimi kenara bıraktım, biraz soluklanalım. Gözlerinizi kapatın ve hayal edin; hani bazen gök gürler de ürperirsiniz ya, işte bugün anlatacağım hikaye tam da o günlerden kalma. Çok, çok eski zamanlardan… Hatta tanrıların bile henüz yeni yeni etrafı çekip çevirdiği o ilk çağlardan.

O vakitler dünya bugünkü gibi durulmuş değildi evlatlar. Bir tarafta Olympos’un tepesinde oturan, pırıl pırıl parlayan bizimkiler; diğer tarafta ise mağrur Titanlar… Kronos’un çocukları bir yanda, babaları ve amcaları diğer yanda. Düşünün, tam on yıl! Dile kolay, koca on kış, on bahar boyunca sadece savaştılar. Ne o taraf geri adım atıyor, ne bu taraf diz çöküyordu. Kimin kazanacağı belli değil, evrenin nefesi kesilmiş bekliyor.

Sonra Zeus, o gökyüzü sakini, baktı ki bu iş böyle olmayacak, "Yeter artık," dedi. Yerin derinliklerinde, karanlık mahzenlerde unuttuğu o devleri –hani şu her birinin elli kafası, yüz tane de kolu olanları– hatıra getirdi. Onları özgür bırakınca, savaşın rengi bir anda değişiverdi.

O günü görmeliydiniz! İki taraf karşı karşıya gelince, yer yerinden oynadı. Denizler kükredi, koca Olympos dağı temellerinden sarsıldı. İnanın bana, gök gürültüsünün sesiyle birbirine giren devlerin naraları, yıldızlı göklere kadar yükseldi. Sanki yerle gök birbirinin üzerine çöküyor gibiydi.

Zeus, hiddetlendiğinde nasıldır bilirsiniz; elinde şimşekler, gökyüzünü bir ateşe çevirdi. Ana Toprak bile sıcaktan "ah" edip inledi, ormanlar cayır cayır yandı. Titanlar bile gözleri kamaşarak şaşkına döndü. Tam o anda, işte o yüz kollu devler sahneye çıktı! Kottos, Briareus ve Gyes… Bir fırlattılar ki kayaları, sanki gökten taş değil, dağlar yağıyordu.

Sonunda olan oldu; Titanları yakalayıp yerin en derinlerine, o zifiri karanlık Tartaros’a tıktılar. Öyle derin bir yer ki orası; bir örs gökyüzünden düşse, yere varması dokuz gün dokuz gece sürer. Hele bir de yerin altına düşse, bir dokuz gün dokuz gece daha…

Şimdi o kapıların başında Poseidon’un mühürlediği tunç kapılar ve bekçi olarak duran o koca devler var. Zeus istediği için orada öylece duruyorlar. O günden beri gökyüzünde Zeus’un huzuru, yerin altında ise o eski, öfkeli günlerin sessizliği hüküm sürer.

Hadi şimdi, gidin de azıcık koşturun. İhtiyar Silenos’un kemikleri biraz ısınsın. Ama unutmayın; gök gürlediğinde, bilin ki yukarıda hala o günlerin hatırası saklıdır.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi