Bak, gökyüzü dostumuz Artemis'i anlatayım sana. O, çok eski zamanlardan beri dağların, ormanların ve tüm vahşi hayvanların koruyucusudur. Anadolu toprakları, sanki onun evi gibi; İzmir’in Meles suyu, Klaros’un ağaçları, Efes’in bereketi hep onun izini taşır.
Artemis, altın yayını omzuna asıp ormanlarda koşan, pırıl pırıl bir avcıdır. Ama öyle bildiğimiz avcılardan sanma onu; o, doğanın dengesini koruyan, çocukları ve tüm canlıları kollayan bir abladır. Kardeşi Apollon gümüş yayla gezerken, Artemis altın yayını kuşanır. Bazen gökyüzünde parlak ay olur, bazen de bir geyiğin peşinde ormanın derinliklerinde belirir.
Eskiler ona "Potnia Theron" derlerdi, yani "vahşi hayvanların kraliçesi." Efes’te, tapınağında onu görenler hayran kalırdı. Başında kule gibi yükselen taçlar, göğsünde bereketini simgeleyen çiçekler ve meyvelerle dolu bir heykel düşün... O, toprak ananın bereketiyle şehirleri ve insanları korur. Arılar ona vızıldar, aslanlar onun önünde uslu durur.
İnsanlar eskiden onun olduğu yere sığınır, doğanın huzurunu orada bulurlarmış. Öyle bir tanrıça ki, bugün bile Efes’e gitsen, o eski taşlarda, rüzgarın fısıltısında onun neşesini ve gücünü hissedebilirsin. Doğumla, yaşamla ve doğadaki her türlü güzellikle bağı vardır. Hatta yıllar sonra buralara gelen Meryem Ana’nın hikayesiyle bile, Efes’in o bereketli topraklarında Artemis’in sevgisi sanki yeniden hayat bulmuştur.
İşte böyle küçük dostum; Artemis, sadece bir isim değil, ağaçların gölgesi, pınarların suyu ve doğanın hiç bitmeyen o güzel şarkısıdır. O, hep bizimledir, ormanların derinliklerinde, dağların zirvesinde, masallarımızın içinde yaşamaya devam eder. Sakın unutma, doğaya baktığında gördüğün o canlılıkta, Artemis’in altın yayının pırıltısı vardır.
### Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana okullarda Artemis'i sadece yayını geren, ormanda koşan bir avcı olarak anlatırlar. Ama gerçek, gümüş bir okun ucunda değil, Efes’in toprağında gizli. Eğil de fısıldayayım: O, aslında senin bildiğin o 'tanrısal' figürlerden çok daha eski, çok daha köklü bir güçtü.
Güç sahipleri her zaman kendi krallıklarını kurmak için eskiden var olanları ya silmek ya da kendilerine benzetmek isterler.
İşte hikaye tam burada bozuluyor. Anadolu'nun bereketini, toprağın huzurunu temsil eden o kadim 'Ana Tanrıça', Gökyüzü sakinlerinin kurduğu düzene dahil edilmek istendi. Onu aldılar; üzerine isimler taktılar, eline yay tutuşturdular ve onu kavgacı kardeşlerin, hırslı kralların dünyasına hapsedeceklerini sandılar. Oysa o, toprağın kalbinden geliyordu; o, arıların kraliçesi, bereketi simgeleyen, kuleler taşıyan bir ana idi.
İnsanlar, kralların buyruklarına sığınmak yerine, Artemis'in tapınaklarına kaçtılar. Çünkü orada, adalet denen o sert yasaların ötesinde bir şefkat vardı. Ama biliyor musun? O tapınakları yıkanlar, heykelleri parçalayıp başka yapılara harç edenler, aslında bir kültürün, bir ana belleğin üzerini örtmek istediler. Şehrin en görkemli yapısı olan Artemision, o kadar güçlüydü ki, bazılarının uykularını kaçırıyordu. Kimileri 'deli' dedikleri birine tapınağı yaktırdı, kimileri ise o güzelim sütunları söküp başka çatılar yapmak için taşıdı. Neden mi? Çünkü gerçek bir özgürlüğü temsil eden hiçbir yapı, otoriteye boyun eğmez de ondan!
Kassandra'nın çığlığı gibi, bazen gerçekler gözümüzün önündeyken bile kimse görmek istemez.
Artemis'i, yani o kadim gücü, sonraki çağlarda başka isimlerin arkasına gizleyerek yaşamaya zorladılar. Bugün Efes'in tozlu yollarında ya da o bataklığa dönmüş tapınak kalıntılarında dolaşırken şunu hatırla:
Artemis sadece ok atan bir avcı değildi; o, doğanın bizzat kendisiydi. Onun o çok memeli heykellerine baktığında, sakın 'bu nedir?' diye sorma. O, binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan insanın, doğaya ve yaşamın kendisine duyduğu sonsuz saygının bir resmidir. Krallar gelir geçer, ordular savaşıp yorulur; ama bereketin ve yaşamın döngüsü, tıpkı o antik taşlarda olduğu gibi, sessizce ama inatla varlığını sürdürür.
İşte bu yüzden, bir gün yolun Efes’e düşerse, taşların arasına bak. Orada sadece mermerleri değil, otoriteye rağmen hayatta kalan bir hakikatin izlerini göreceksin. Çok azıcık şarap içer, güneşin batışını izlerken hatırla; en büyük güç, hükmedenlerin değil, varlığını doğadan alanların gücüdür.
Şimdi git ve gökyüzüne bak, ama oradaki yıldızların sana kimin masalını anlattığını kendi gözlerinle keşfet.