Gelin bakalım, yaklaşın ateşin başına... Sakalımda hala birkaç damla nektar lekesi var ama hikayeye başlayınca o da unutulur gider. Bugün size Arkadya’nın atası Arkas’tan bahsedeceğim. Hani şu Zeus’un oğlu, güzel Kallisto’nun yadigarı olan çocuktan.
Hikaye biraz karışık, biraz da hüzünlü başlar ama sonunda gökyüzüne uzanan bir maceraya dönüşür. Arkas, gökyüzü sakinlerinin kralı Zeus ile Artemis’in çevik avcılarından Kallisto’nun oğluydu. Gelgelelim, talih bu ya; Kallisto başına gelenlerden sonra o meşhur ayı kılığına büründürülmüştü. Zeus, küçük Arkas’ı öksüz bırakmamak için onu haberci Hermes’in annesi Maia’ya, dağların serin kucağına gönderdi.
Arkas’ın dedesi Lykaon, hani şu bildiğimiz kibirli krallardan biri, bir gün gökyüzü sakinlerini sınamaya kalktı. "Bakalım," dedi, "bu Zeus her şeyi gerçekten biliyor mu?" Aklınca torunu Arkas’ı doğrayıp sofraya yemek diye koydu. Zeus, gök gürültüsünden daha büyük bir öfkeyle sofrayı devirdi, sarayı yıldırım yağmuruna tuttu ve o kurnaz Lykaon’u bir kurda çevirip ormanlara sürdü. Arkas’a gelince... Zeus, kendi gücüyle çocuğu bir araya getirip hayata döndürdü. İnsan bazen tanrıların sofrasında oturduğuna pişman oluyor, değil mi?
Arkas büyüdü, yiğit bir avcı oldu. Bir gün ormanda dolaşırken karşısına iri, heybetli bir ayı çıktı. Arkas, o an karşısındakinin aslında kendi annesi Kallisto olduğunu bilmiyordu. Başladı avcı heyecanıyla onu kovalamaya. Hayvan can havliyle bir Zeus tapınağına sığındı. O vakitler tapınaklara girmek yasaktı, cezası da ölümdü. Tam işler sarpa saracakken, Zeus devreye girdi.
Gökyüzü sakini, bu ana oğulun dramına kıyamadı. İkisini de oracıkta yakalayıp gökyüzüne yerleştirdi. Kallisto, o meşhur Büyükayı –ya da bizim dilde "Araba"– oldu. Arkas ise hemen arkasına, Arkturos denen o parlak yıldız olarak yerleşti. Hala gökyüzünde, annesinin peşi sıra "Araba"yı sürmeye devam eder.
Arkas sadece gökyüzünde parlamadı, yeryüzünde de iz bıraktı. Kendi adını verdiği Arkadya topraklarının kralı oldu. Ama sadece kılıç sallayan bir kral değildi; halkına toprağa buğday ekmeyi, ekmeğin hamurunu nasıl yoğuracaklarını ve koyunların yününden nasıl sıcak giysiler eğireceklerini öğretti. Yani anlayacağınız, karnını doyurmayı ve üşümemeyi Arkas sayesinde öğrendiler.
Ömrünün sonuna geldiğinde, krallığını üç oğlu arasında paylaştırdı. Bugün toprağa bastığınızda, ektiğiniz buğdayda ya da sırtınızdaki yün hırkada Arkas’ın o kadim mirasının izini görebilirsiniz.
Şimdi, kim daha büyük bir yudum hak etti? Hikayeler mi, yoksa şu kupamdaki kırmızı şarap mı?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, dinle beni... Yaşlı gözlerim dünyayı sadece olduğu gibi, yani çıplak ve biraz da hüzünlü görüyor. Masallarda anlatılmayan bir sır var; kralların tahtlarının altındaki tozlu gölgelere gizlenmiş, kimsenin yüksek sesle konuşmaya cesaret edemediği o fısıltı...
Arkas'ın hikayesini anlatırlar sana; hani şu Arkadya topraklarına adını veren, insanlara ekmek yapmayı ve yün eğirmeyi öğreten o büyük "kurucu". Ama gel de gerçeğin tortusuna bakalım, güzel yavrum. Arkas, aslında gücün ve hırsın paramparça ettiği bir çocuğun hikayesidir.
Annesi Kallisto, tanrıların oyuncağı olmuş bir kadındı. Tanrısal bir arzunun kurbanı olup, ayıya dönüştürüldüğünde, sistem onu unutmaya mahkum etmişti. Arkas ise, dedesi Lykaon'un o meşum sofrasında, yani "büyüklerin" birbirine üstünlük kurma savaşında bir oyuncak gibi harcandı. Lykaon, Zeus'u sınamak için kendi torununu, yani Arkas'ı parçalara ayırdı. Düşün bir, bir kralın hırsı için bir çocuğun varlığı ne kadar değersizdi? Zeus onu diriltti dediler, evet. Ama o parçaları birleştiren el, şefkatli bir babanın eli değil, kendi otoritesini kanıtlama çabasındaki bir tanrının gururuydu.
Arkas büyüdüğünde, avlanırken annesiyle karşılaştı. Kaderin tuhaf bir cilvesi işte; ayı olan annesini kovalamaya başladı. Bilmiyordu ki, peşinde koştuğu şey kendi kökleri, kendi yaralı geçmişiydi. Bir tapınağın kutsallığı, o kutsal yasaların soğukluğu, aslında bir annenin ve oğlunun kavuşmasını engelleyen bir prangadan farksızdı. Zeus mu acıdı? Yoksa gökyüzündeki boş koltukları doldurmak için onları birer "yıldız" dekoruna mı çevirdi, orası bir muamma.
Arkadya'nın atası, uyruklarına ekmek yapmayı öğreten bilge kral Arkas... Evet, belki çok şey öğretti onlara. Ama unutma sevgili evlat, halka bir şeyler öğreten o krallar, aslında kendilerine biat edecek bir düzen kurarlar. Arkas, gökyüzüne Arkturos yani "Ayı Sürücüsü" olarak fırlatıldığında, aslında sonsuza dek o düzenin dişlileri arasında dönmeye mahkum edildi.
Şimdi anlıyor musun? Gökyüzündeki o parıltılı yıldızlar, aslında sisteme kurban edilenlerin suskun ışıklarıdır. Bir yudum şarap iç, ama aklın her zaman o yıldızların arkasındaki karanlıkta olsun. Çünkü en büyük krallar bile, gökyüzünün boşluğunda sadece küçük birer sürgündür.