Thesauros Mitoloji Arima

Arima

Arima

Arima; Kilikya dağlarının altında Typhoeus ve Ekhidna gibi korkunç ejderlerin hapsedildiği, efsanelerle örülü gizemli bir yer altı yurdudur.

Kilikya’nın sarp yamaçlarında yükselen Arima, coğrafi bir isimden öte, yerin altında gömülü yatan otoritenin susturulmuş yankısıdır. Homeros’un dizelerinde Typhoeus’un hapsedildiği bir karanlık oda olarak işaret edilen bu dağlar, tahakkümün yarattığı sınırları taşır; zira iktidar, kendisine biat etmeyen devasa güçleri ancak yerkürenin altına gömerek sessizliği tesis edebilir. Hesiodos’un anlatısında ise Ekhidna’nın bu derinliklerde tutsak edilişi, sistemin kendi dışındakini nasıl görünmez kılarak hapsettiğini kanıtlar. Dağların heybeti, aslında tepedeki düzenin yer altına zorla hapsettiği o vahşi karşı duruşun bastırılmış ağırlığıdır; her sarsıntı, zincirleri kırmaya çalışan o kadim ve tekinsiz özgürlüğün, kurulan nizama karşı sessiz isyanıdır.
Silenos
Bakın bakalım çocuklar, şu dizlerimin dibine oturun hele. Eski günlerin tozunu silkeleyelim biraz, ne dersiniz? Size, Kilikya’nın o sarp, dimdik dağlarından, bulutlara komşu olan Arima’dan bahsedeceğim. Öyle her insanın kolayca yolu düşmez oraya; orası hem biraz ürkütücü hem de efsanelerin nefes aldığı bir yerdir.

Hani derler ya, yerin yedi kat altı sadece toprak ve taştan ibaret değildir diye; işte Arima’nın altında durumlar biraz daha farklı. Gökyüzü sakinlerinin bile adını anarken seslerini alçalttığı o devasa ejderhalar, derin uykularını tam da o dağların köklerinde uyurlar. Homeros’u bilirsiniz, hani şu gözleri görmese de dünyanın en güzel destanlarını fısıldayan ozanımız; o der ki, Typhoeus denen o dehşetli yaratığın inidir Arima. Öyle bir öfkesi vardır ki Typhoeus’un, yer sarsıldığında köylüler "Ejder huzursuz" der, şarap kadehlerini sıkı tutarlar.

Yalnız iş sadece Typhoeus ile bitse iyi! Bir de Hesiodos’un anlattığı, yılan dilli, bakışları taşa çeviren o Ekhidna vardır. Kimi anlatılar onun o dağların altında, dünyanın derinliklerinde zincire vurulduğunu söyler. Bir yanardağın külleri gibi soğuk ve tekinsiz bir yerdir orası. Arima’nın tepesinde güneş pırıl pırıl parlarken, dağın karnında kadim bir nefes hırlar durur.

Belki de bu yüzden, oradan geçen çobanlar ıslık çalmazlar, kuşlar o zirvelerin üzerinde biraz daha hızlı uçarlar. Korkudan değil ama, saygıdan... Çünkü bazı topraklar, sadece üzerinde yürümek için değil, üzerinde düşünmek ve anlatılanları hayal etmek için vardır. Şimdi söyleyin bakalım, siz olsanız o dağların altında uyuyanların rüyalarını merak eder miydiniz, yoksa arkkanıza bakmadan uzaklaşır mıydınız? Hey gidi günler, daha anlatacak çok şey var ama önce şu rüzgarın sesini bir dinleyin; belki Arima'nın altındaki o kadim dostlardan bir haber getirmiştir.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi