Thesauros Mitoloji Argonaut'lar (Argo Gemicileri)

Argonaut'lar (Argo Gemicileri)

Argonaut'lar (Argo Gemicileri)

İason ve Argonaut'lar, Argo gemisiyle Altın Post'u bulmak için çıktıkları tehlikeli yolculukta, Medeia'nın büyüsüyle engelleri aşıp destanlaştılar.

Argonautlar’ın seferi, Rodoslu Apollonios’un kaleminden antik çağın dokusuna işlenmiş; öncesinde Pindaros, sonrasında Apollodoros ile anılmış, tragedya sahnelerinde ise özellikle Euripides ve Seneca’nın tahakküm ve ihanet sarmalında yeniden şekillenmiştir.

Argo, Karadeniz’in derinliklerinde saklı Altın Post’un peşindeki iktidar hırsının elli beş kürekli somut karşılığıdır. Ustası Argos’un inşa ettiği bu gemi, Troya kuşatmasından önceki kuşağın; İason, Tiphys, Orpheus, Kastor, Polydeukes, Peleus ve Herakles gibi birleşik bir otorite figürlerinin taşıyıcısıdır. Altın Post ise Phriksos’un fedakarlığından geriye kalan, Aietes’in Ares koruluğunda mülkiyetine geçirdiği bir simgedir. İolkos tahtını gasp eden Pelias’ın, İason’u ölüme sürükleyen sefer emri; iktidarın, istenmeyen unsurları "görev" maskesiyle yok etme stratejisinden başka bir şey değildir.

Lemnos’un kendi içine kapalı düzenini bozan gemiciler, sonraki duraklarında Kyzikos’un trajik ölümüne neden olurlar; sistemin çarkları dişlilerine her yabancı müdahalede kurbanlar verir. Herakles’in Hylas uğruna yolda bırakılması, kolektif hedefin bireysel bağlılıkların üzerine çıktığı soğuk bir pragmatizmdir. Amykos’un yenilgisi ve Phineus’un kurtuluşuyla kazanılan bilgiler, aslında doğanın ve rakiplerin denetim altına alınma biçimini yansıtır. Çarpışan Kayalar, yani Symplegad’lar, egemenlerin geçişine boyun eğen ve nihayetinde iktidarın buyruğuyla "mıhlanıp" statükoya dönüşen bir engelden ibarettir; böylece konuksever deniz, aslında kuşatılmış bir düzene evrilir.

Amazonlar’ın sınırlarını aşıp Kolkhis’e, Aietes’in huzuruna vardıklarında, iktidar oyunlarına Medeia’nın büyüsü eklemlenir. Aietes’in koyduğu imkansız şartlar, bir devletin kendi gücünü kanıtlama biçimidir. Ancak Medeia, erkeğin iktidarını ayakta tutmak için kendi kanını, kardeşini ve özgürlüğünü feda eden bir araçsallaştırmaya mahkum olur. Ejderi uyutan, taşı toprağa ektirip birbirini öldüren adamlar yaratan bu büyü, otoritenin ayakta kalması için gereken en karanlık manipülasyondur.

Dönüş yolu; Kirke’nin arındırması, Seiren’lerin susturulması ve Girit’in muhafızı tunç robot Talos’un kan damarının patlatılması gibi, kontrolün her biçiminin alt edilmesiyle doludur. Pelias’ın sonu, Medeia’nın kurduğu kanlı düzenin kendi içinde nasıl bir yıkıma evrildiğini kanıtlar; gençleşme vaadi, aslında iktidarı teslim etmeyen bir despotun bizzat o iktidarın kurbanı olmasıdır. Nihayetinde İason’un Kreusa’ya yönelmesi, Medeia’nın da kendi evlatlarını yok ederek son sınırını aşması; iktidarın ve aidiyetin, sonunda yalnızca mutlak bir yalnızlık ve yakıcı bir yıkımdan başka bir şey bırakmadığını gösterir. Medeia, uçan arabasında uzaklaşırken, geride kalan tek şey çöken krallıkların külleridir.
Silenos
Gel bakalım şöyle, otur yanıma. Bak, ayaklarını uzat, şu zeytin ağacının gölgesi tam da senin gibi meraklı birini bekliyor. Biraz soluklanayım, sana öyle bir hikaye anlatayım ki, gökyüzü sakinlerinin bile kendi aralarında fısıldaşarak konuştuğu o eski zamanlara gidelim. Şarap fıçılarının dibini görmüş bir ihtiyar olarak söylüyorum; insanın macerası dediğin, kadehteki köpükten daha çabuk söner ama anısı, tıpkı o meşhur Argo gemisinin tahtaları gibi yıllara direnir.

Duyduğuna göre, Argo denince aklına hemen "hızlı" olan gelsin. Bu sadece bir gemi değil, elli beş kürekli, dev gibi bir ahşap gövde. Ustası Argos yapmış; tanrıça Athena’nın bile parmağı var o işin içinde. İason adında, tahtı elinden alınmış bir delikanlı vardı; hani o haksızlığa uğrayan, başı dertten kurtulmayan çocuk. Amcası Pelias, "Git bana şu Altın Post’u getir, ancak o zaman krallığı sana veririm," demiş. Altın Post dediğin de öyle sıradan bir deri değil; zamanında Phriksos’u denizlerin üzerinden uçuran kanatlı koçun pöstekisi!

İason, Yunanistan'ın ne kadar cengaveri, ne kadar ozanı varsa toplamış. Aralarında kimler yok ki! Orpheus’un liriyle ağaçları bile ağlattığı, Herakles’in kaba kuvvetiyle dağları devirdiği, Boreas’ın kanatlı oğullarının rüzgarla yarıştığı bir tayfa...

Yolculuk, Lemnos adasındaki o tuhaf durakla başladı. Sonra, talihsiz Kyzikos’un yanlışlıkla öldürüldüğü o karışık günler... Ah, o Mysia kıyıları! Herakles’in çok sevdiği genci, Hylas’ı su başında periler kaçırınca, koca adamın nasıl üzüntüden yıkıldığını bir görseydin. Gemi yoluna devam etmek zorundaydı, mecbur kaldılar onu orada bırakmaya.

Yolları Karadeniz’e, yani o "konuksever deniz"e düşmeden önce karşılarına Symplegad’lar çıktı. Çarpışan kayalar! İki koca kaya düşün; bir gemi geçerken birbirine kavuşuyor, arasına gireni un ufak ediyor. Bilici Phineus’un öğüdüyle bir güvercin uçurdular; kuş geçince, "Şimdi!" dediler. Argo, arkasından gelen o ölümcül kayalar arasında pupasını biraz zedeleyerek ama hayatını kurtararak fırladı. O günden beri o kayalar yerinde mıhlı, bir daha da kımıldamadılar.

Nihayet Kolkhis’e, Aietes’in diyarına vardılar. İşte orada Medeia ile tanıştılar. Medeia... hem bir prenses hem de derin bir büyücü. İason ona tutulunca, kız da büyülerini kullandı. Ateş püsküren boğalar mı dersin, topraktan biten silahlı askerler mi? Hepsini Medeia’nın yardımıyla aştılar. Ama o kız, aşkı uğruna babasının gözünü boyamak için öz kardeşini bile feda etti... İnsan sevgisi bazen ne kadar keskin, ne kadar karanlık olabiliyor, gördün mü?

Dönüş yolu da ayrı bir çile. Kirke’nin adasından, o güzel sesli Seirenlerin yanından, hatta tunçtan yapılmış o devasa robot Talos’un Girit’teki nöbetinden bile geçtiler. Medeia, o devin tek zayıf noktasını, ayak bileğindeki damarı bulup kanını akıtınca Talos koca bir heykel gibi yıkılıverdi.

Gelgelelim, İason İolkos’a döndüğünde işler düzelmedi. Pelias’ı kendi kızlarının eliyle ölüme sürükleyen Medeia, zamanla İason’un gözünde bir korku kaynağına dönüştü. İason başka bir kızla evlenmeye kalkınca, büyücü kadın dünyayı birbirine kattı. Kreusa’yı yanan bir elbiseyle yok etti, çocuklarını... Ah, çocukları sorma evlat, orası hikayenin en acı kısmı. Sonunda, güneşin oğlu Helios’un gönderdiği uçan arabaya binip Atina’ya kaçtı.

Görüyor musun? İnsan zaferi de, felaketi de kendi elleriyle örüyor. Şarap tadında bir hayat sürerken bazen acı tortular kalır dipte. Ama hikaye güzel, değil mi? Şimdi git biraz koş, şu ağaçların arasında oyun oyna. Yaşlı Silenos burada, gözlerini kapatmış seni dinliyor olacak.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi