Gel bakalım evlat, şöyle ateşin kenarına iyice yerleş. Ayaklarını uzat, gece daha yeni başlıyor. Sana gökyüzünün en eski zamanlarından, daha şimşekler gürlemeden önce yaşananlardan bir hikaye anlatayım.
Uranos, yani o uçsuz bucaksız Gök, Toprak Ana Gaia ile el ele verip evrenin hamurunu yoğurduğunda, ortaya öyle çocuklar çıktı ki, şimdiki biz ölümlülerin aklı pek ermez. İşte bu devasa, kudretli çocuklardan biri de Arges’ti. "Işık saçan" demek onun adı, hani şu zifiri karanlık bir gecede ormanda birden bire parlayan bir yıldız gibi.
Arges, diğer kardeşleri gibi pek nazik sayılmazdı. Hani şu Kyklopes dediğimiz, alnının tam ortasında koca bir güneş gibi dönen tek gözü olan devler var ya, işte onlardan biriydi. Düşünsene, o koca gövdesiyle bir dağ yamacında dursa, bulutlar omzuna takılır, ayakları vadideki nehirlerin yatağını değiştirirdi. Ama Arges’in elleri sadece dağ devirmek için değil, yaratıcılık için de biçilmiş kaftandı.
O vakitler dünya henüz çok gençti ve gökyüzü sakinleri, özellikle de Zeus, henüz krallığını tam olarak kuramamıştı. Büyük kavgalar kapıdaydı. Arges ve kardeşleri, demirci ocaklarının başına geçip ellerindeki çekici bir zanaatkar hassasiyetiyle sallamaya başladılar. Ateşin o kızıl, dans eden dillerini demirle birleştirip, göğün en korkutucu silahını, o meşhur yıldırımı dövdüler.
Düşün bir, Arges’in o tek gözü, ocaktaki ateşin en sıcak rengine odaklanmış; metalin soğumasını beklerken havaya savurduğu kıvılcımlar gökyüzüne yayılıyordu. Nihayetinde Zeus’a o yıldırımı armağan ettiğinde, sadece bir silah değil, aynı zamanda gökyüzünün en büyük gücünü de onun eline vermiş oldu.
Bilirsin, eski dostum Arges gibi devler bazen biraz hoyrat görünürler ama aslında sanatın ve ısının bekçileridir. O koca tek gözüyle dünyaya baktığında ne görürdü dersin? Bizim gördüğümüzden çok daha fazlasını. Işığın nereden gelip nereye gittiğini, metalin içindeki o gizli direnci...
Görüyor musun? Arges olmasa, o fırtınalı gecelerde göğü yaran o parlak şeritleri asla göremeyecektik. Zeus'un elindeki o ışık huzmesi, aslında vaktiyle bir devin ocak başında döktüğü terin ve emeğin hikayesidir.
Hadi bakalım, şarap testisini bir kenara bırakalım da o devlerin döktüğü kıvılcımların anısına bir yudum su içelim. Dünya eski, ama anlattığımız bu hikayeler daha dün yaşanmış gibi taze, değil mi?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evladım, yaşlı gözlerimin gördüğü o kadim tozlu yollarda, masallarda anlatılmayan bir sır var... Gel otur yanıma, şu kadehimdeki üzümün neşesi gibi biraz hafifle ve dinle. Bugün sana, gökyüzünün ve toprağın o büyük kavgası arasında ezilen ama her şeyi gören o tek gözlü devden, Arges’ten bahsedeceğim.
Arges... "Işık saçan" demek onun adı. Gökyüzü olan Uranos ile Toprak olan Gaia’nın birleşmesinden doğan o devasa çocuklardan biri. İnsanlar onu sadece Zeus’un eline o yakıcı yıldırımları tutuşturan, o meşhur Kyklopes soyundan biri olarak hatırlar. Tarih kitapları, kralların ve tanrıların yanında duranları hep 'kullanışlı birer araç' olarak yazar, değil mi benim meraklı yavrum? Ama sistem böyle işler; güçlü olan, başkasının emeğini kendi görkemli tacının bir parçası yapmaya bayılır.
Arges ve kardeşleri, o tek gözleriyle dünyayı bizden daha net görüyorlardı. Işığı nasıl bükeceklerini, ateşi nasıl döveceklerini biliyorlardı. Ancak otorite, onların bu bilgisini korkuyla besledi. Kendi babaları Uranos, onların farklılığından ürktü; güç dengeleri bozulmasın diye onları karanlığın en dibine, Tartaros’a hapsetti. Neden mi? Çünkü kendi iktidarını sorgulayabilecek, ışığı yönetebilen bir zekadan çekiniyordu. Kral olmak, biraz da ışığı kendine saklayıp, başkalarını karanlıkta bırakmaktır, anlıyor musun?
Sonra sahneye Zeus çıktı. O, Arges’in ışığını kendi mutlak hakimiyeti için bir silaha dönüştürdü. Arges’in dövdüğü o yıldırımlar, sadece gökyüzünü aydınlatmadı; aynı zamanda korkunun ve itaatin de simgesi oldu. Arges, kendi elleriyle yarattığı o muazzam gücün, özgürlüğünü elinden alan sistemin temel taşı haline gelmesini izlemek zorunda kaldı. Kimse sormadı ona: "Bu ışığı yakarken mutlu musun?" diye. Güç sahipleri, başkalarının yeteneklerini kendi saltanatlarına kurban etmeyi pek severler.
Şimdi bir düşün sevgili çiçeğim; bugün de etrafındaki "ışık saçanları" bir hatırla. Onları sadece bir işe yaradıkları için mi seviyorlar, yoksa gerçekten o tek gözlerinin gördüğü gerçeği merak ettikleri için mi? Arges belki yıldırımı verdi, ama o yıldırımla dünyayı yönetenlerin aslında ne kadar karanlıkta olduklarını en iyi o biliyordu.
Gerçek, çoğu zaman bir yıldırım kadar parlak ve yakıcıdır; ama unutma, gerçek ışığın kendisi değil, o ışığın kimi ve neyi aydınlatmak için kullanıldığıdır. Şimdi git ve kendi ışığını kimin emrine verdiğini iyi düşün, zira her hükümdar bir gün o yıldırımların altında titrer. Şarabın neşesi zihnini açsın, ama gözlerin hep Arges’inki gibi tek ve keskin kalsın.