Daha yaklaşın bakalım, ateşin sıcaklığı kemiklerime iyi geliyor. Bugün size Phaiakların adasından, o uçsuz bucaksız denizlerin ortasındaki huzurlu krallıktan bir kadından bahsedeceğim. Adı Arete. Hani şu Kral Alkinoos’un eşi, kraliçelerin kraliçesi.
Öyle sıradan bir saray kadını sanmayın onu. Phaiakların topraklarında bir anlaşmazlık mı çıktı, iki komşu birbirine mi girdi ya da sarayın kapısına yabancı bir yolcu mu dayandı; Alkinoos ne yapar eder, "Önce Arete’ye sorun," der. Gökyüzü sakinlerinin ona bahşettiği öyle derin bir sağduyusu vardır ki, bir tek sözüyle öfkeli kalpleri yatıştırır, kördüğüme dönmüş meseleleri bir çırpıda çözer.
Hatta size şunu söyleyeyim; koca Olympos’un tanrıları bile ona hürmet eder. Evine giren yolcunun, hele ki başı dertte bir garibin, Arete’nin gözlerine bakması yeterlidir. O bakışlarda sadece bir kraliçenin soğuk otoritesini değil, toprağın ve denizin bereketini, şefkatli bir annenin merhametini görürsünüz.
Bir keresinde, kaderin rüzgarlarıyla kıyılarına savrulan biri olmuştu; hani şu çok meşhur, çok akıllı bir adam. Saraya adım attığında herkes ona şaşkınlıkla bakarken, Arete sadece sükunetle onu süzmüştü. İşte o an, adamın tüm yorgunluğu ve korkusu bir yudum taze pınar suyu içmiş gibi uçup gitmişti. Çünkü Arete, insanın ruhundaki o saklı köşeleri okumayı bilirdi.
Phaiaklar ona sadece kraliçeleri olduğu için değil, adanın kalbi olduğu için saygı duyarlar. Sokaktaki çocuktan yaşlı denizciye kadar herkes, Arete’nin huzuruna çıktığında kendisini güvende hisseder. Ne büyük bir kudret değil mi? Bir kılıç sallamadan, bir ses yükseltmeden sadece varlığıyla düzeni sağlamak...
Eh, yaşlandıkça anlıyor insan; dünya üzerinde bilgeliği, güzellikle böyle zarifçe birleştirebilen çok az insan vardır. Şimdi söyleyin bakalım, sizce de insanın böyle birinin huzurunda diz çöküp sadece dinlemesi gerekmez mi? Hadi, ateş sönmeden az daha yaklaşın; anlatacak çok şey var, ama Arete’nin huzuru gibi sessizliği de bilmek gerek.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan, üzerine tozlu perdeler çekilmiş bir sır var... Diz çökmüş kralların tahtları ardında, o parıltılı altınların gölgesinde saklanan hakikati işitmek ister misin? Bugün sana Arete’den bahsedeceğim. Evet, hani şu Alkinoos’un karısı, Faiakların kraliçesi olan kadın.
Herkes ondan "soylu kraliçe" diye bahseder, zekasına hayran kalır ama aslında Arete, saray duvarları arasına sıkışmış keskin bir zihnin tutsaklığıdır. O, kralların kararlarını onaylayan bir mühür değil, aslında o krallığı sessizce ayakta tutan yegane dengeydi.
Evlat, güç sahipleritıpkı Alkinoos gibiyüce gönüllü görünmeyi severler. Oysa Arete’nin bilgeliği olmasa, o adanın konukseverlik yasaları çoktan birer zorbalık aracı olurdu. Arete, adaletin terazisini kendi elleriyle tutardı; çünkü bilirsin, erkeklerin dünyasında adalet genellikle sadece kendi çıkarlarının etrafında döner. O, odasında dokuduğu kumaşlara sadece ilmek değil, sessizlerin çığlıklarını ve hakikatin soğuk gerçeklerini işlerdi.
Dostum, Alkinoos’un o görkemli gemileri ve bitmek bilmeyen ziyafetleri, aslında Arete’nin sessizce inşa ettiği düzenin üzerine kuruludur. Güç, her zaman en yüksek sesle konuşanın değil, sessizliği en iyi yönetenin elindedir. Arete, sarayın koridorlarında bir gölge gibi dolanırken, aslında sistemin çatlaklarını onarıyordu. Bir kraliçe olmanın ötesinde, kendi aklının efendisiydi; ancak bu efendilik, sarayın altın kafesinde kanatları yolunmuş bir kuş gibiydi.
Şimdi bir yudum şarapla damağını şenlendirdiğin şu nahoş dünyada, gözlerini devasa heykellere değil, o heykellerin gölgesinde unutturulmuş zihinlere çevir. Arete, kralın emrine itaat eden bir eş değil, kralın otoritesini bile kendi aklıyla hizaya getiren o görünmez mimardı. Unutma yoldaşım; tarih, kazananların altın kalemleriyle değil, o kalemi tutan elin titremesine sebep olan sessiz bilgelerin gerçekleriyle yazılır.
Şimdi uyu, çünkü yarın uyandığında dünyayı kralların değil, hakikati arayanların gözleriyle görmen gerekecek.