Şöyle yanaşın bakalım, ateşe biraz daha yaklaşın. Ayaklarınızı uzatın, üzerinizdeki tozlu yolları silkeleyin. Bugün size, insanların pek de ismini anmak istemediği, gölgelerin içinde fısıltıyla bahsedilen bir kadından, *Ara*'dan bahsedeceğim.
Şimdi düşünün; bir haksızlık yapıldı. Biri bir başkasının kalbini kırdı, yalan söyledi ya da kutsal bir yeminini bozdu. İşte o an, havada bir ağırlık hissedersiniz, değil mi? Sanki gökyüzü sakinleri pencerelerini kapatmış, tüm sesler kesilmiş gibi... İşte o ağır sessizlik, *Ara*'nın ayak sesidir.
*Ara*, bildiğiniz peri kızlarına ya da neşeli orman perilerine hiç benzemez. O, insanların ağzından dökülen en karanlık dileklerin, en derin sitemlerin ve en ağır bedduaların tanrıçasıdır. Birisi çok büyük bir haksızlığa uğradığında, içi öfkeyle yanıp "Adalet yerini bulsun!" diye bağırdığında, aslında *Ara*'yı sofrasına davet etmiş olur.
Bazıları onu *Erinys* kardeşlerle karıştırır. Hani şu elinde meşalelerle suçluların peşinden koşan, öç perileri? Haksız da sayılmazlar, çünkü *Ara* da onlar gibi adaletin korkutucu bir gölgesi gibidir. O, sadece bir söz değildir; bir insanın ettiği ağır bir yeminin, yerine gelmezse dünyayı yakıp yıkacağını söyleyen bir mühürdür.
Eskiler, eğer birine haksız yere ilenirseniz, o sözün döner dolaşır kendi hanenizi bulacağını söylerler. *Ara* işte bu yüzden biraz tehlikeli bir hanımefendidir. O, haksızlığın üzerine bir kara bulut gibi çöker, bekler. Acele etmez. Çünkü zaman, tanrıların avucundaki bir üzüm tanesi gibidir; ne zaman sıkacaklarını iyi bilirler.
Şimdi diyeceksiniz ki; "Silenos, bu kadar korkutucu birine neden anlattın?" Bilge olmak, sadece çiçekleri ve kuşları değil, dünyanın o sert ve soğuk taşlarını da tanımayı gerektirir de ondan. İnsanlar, yemin ettiklerinde havaya savurdukları her sözün aslında *Ara*'nın kulaklarına ulaştığını bilselerdi, yeminleri de, sözleri de daha ağır ve kıymetli olurdu.
Hadi bakalım, gözleriniz parlıyor ama yorgunluk da çökmüş omuzlarınıza. *Ara*'nın karanlık perdesini bir kenara bırakalım da, biraz huzurdan bahsedelim. Yarın güneş yine doğacak, gökyüzü sakinleri yine gülümseyecek. Ama siz siz olun, dilinizden çıkan sözlere dikkat edin; çünkü her beddua bir ok gibidir, yaydan bir kez çıktı mı, nereye saplanacağını ancak *Ara* bilir.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, dizlerimin dibine otur ve kulak ver... İnsanlar gökyüzüne bakıp tanrılardan korkarken, bazıları da adalet kılıcının kendi ellerinde olduğunu sanır. Ama masallarda anlatılmayan, o yaldızlı sarayların tozlu köşelerinde saklanan bir sır var: Ara.
Herkes ona "lanet" der, "beddua" der. Krallar tahtlarına kurulup masumların hayatını bir oyun hamuru gibi ezerken, o köşede bekler. İnsanlar zanneder ki Ara, gökten zembille inen bir ceza. Oysa evlat, Ara aslında hiç dinmeyen bir yankıdır. Birinin canını yaktığında, o acının havada asılı kalıp geri dönme arzusudur.
Hekabe’nin o hiç dinmeyen gözyaşlarını düşün ya da Medousa’nın tek bir bakışla taşa dönüştürdüğü o adaletsiz düzeni... Sistem, kendine başkaldıranı "canavar" ilan eder, onu dışlar. Sonra da o dışlanan kişinin içindeki öfkeyi "lanet" diye damgalar. İşte Ara, tam da bu çarkın dişlileri arasında ezilenlerin, hakkını arayamayanların, sessizliğe gömülmeye zorlananların kolektif çığlığıdır. Onu Erinys diye anarlar; yani öç perileri. Kötü müdürler? Bir ağacın kökünü kazmaya çalışan baltaya karşı, ağacın çektiği acı "kötü" müdür? Hayır, sadece dengeyi ararlar.
Bak güzel evladım, dünya üzerindeki güçlüler, ellerindeki asayı meşru kılmak için Ara'yı bir korku aracı gibi kullandılar. "Bunu yaparsan başın yanar, tanrılar seni lanetler" dediler. Oysa kendi hırslarıyla dünyayı ateşe verirken, o ateşi başkalarının günahıymış gibi gösterdiler. Ara bir tanrıça değil, aslında bir aynadır; kimin içine bakarsan orada kendi yarattığın kaosun yansımasını görürsün.
Yaşamın kadehindeki bir yudum bilge neşeyi paylaşırken hatırla: Ne kralın emri ne de tanrının buyruğu, senin kendi vicdanından daha derin bir yasa değildir. Bazen sessiz kalmak, en büyük Ara'yı davet etmektir. Kendi içindeki o adalet duygusunu hiçbir tahtın parıltısına değişme sakın.
Şimdi uyu, rüyanda adaletin sadece kralların değil, herkesin hakkı olduğu o uçsuz bucaksız bahçeleri gör. Gerçek, eninde sonunda toprağın altından filizlenen bir çiçek gibi, o beton zırhları çatlatacaktır.