Thesauros Mitoloji Antikleia

Antikleia

Antikleia

Autolykos’un kızı, Odysseus’un hasretle beklediği annesi. Oğlunun Troya dönüşü gecikince kederinden solup giden, Hades’te bir gölgeye dönüşen ana.

İthaka hakimi Laertes’in eşi ve Odysseus’un annesi olan Antikleia, kurnazlığıyla nam salmış Autolykos’un kızıdır. Sisyphos’un, sürülerini çaldığı Autolykos’un sarayına yerleştiği dönemde aralarında filizlendiği iddia edilen bağ, Odysseus’un gerçek babasının Sisyphos olduğu yönündeki söylentilerin de kaynağıdır; bu rivayet, hanedan çizgilerinin ve mülkiyetin, kan bağından öte bir düzenbazlık zemininde kurgulandığını imler. Laertes ile kurduğu meşruiyet çatısı, aslında bu belirsiz kökenlerin üzerine çekilmiş bir örtüdür. Oğlu Odysseus’un, düzenin devamı adına bir yıkım seferi olan Troya’ya gidişinden sonra, özlemin ağırlığıyla yaşamına son vermesi, iktidarın kutsadığı o gidişin geride bıraktığı bir yok oluş tablosudur. Destanın on birinci bölümünde, Odysseus ile yeraltında gerçekleşen kavuşma anı, hafızalara kazınan bir sekans olarak belleklerde yer eder:

Görünce onu, bir vakitler canlı bıraktığı yerden uzak, şimdi gölgeler arasında süzülen bu ruhu, tanıdık bir kederle sarsılır Odysseus. Kendisi, ölüler diyarında sözü hükmüne boyun eğdirecek kehanet sahibi Teiresias’a kanı sunduktan sonra, annesiyle giriştiği diyalogda sarayın o günkü yasaklı ve çürümüş gerçekliğini işitir. Mülkün ve krallığın iktidar hiyerarşisi içindeki boşluğu, tam da bu kavuşma anında, dokunulamaz bir uçurum olarak tezahür eder.

"O böyle konuşunca, içimde yankılanan tek bir arzunun, o geçmişe ait gölgeye sarılma isteğinin dizginlerini tutamadım. Üç kez hamle yaptım ona, kollarımı her doladığımda tuttuğum şey bir hayalden, bir boşluktan ibaret kaldı. Üç kez denedim; her defasında o, itaat etmeyen bir imge gibi avuçlarımın arasından süzülüp gitti. Oysa sahip olmak, tutmak ve yönetmek üzerine kurulu olan o düzen, bu gölgenin bir kez olsun tenine değmeme dahi izin vermiyordu; bu acı, kollarımın arasında dağılan o boşlukla her seferinde daha da büyüdü."
Silenos
Gel bakalım evlat, şöyle ateşin başına otur. Sakalımı sıvazlamama bakma, bu kırışıklıkların her biri gökyüzü sakinlerinin oyunlarıyla dolu. Bugün sana İthaka’nın kraliçesi, o meşhur, o kurnaz mı kurnaz Odysseus’un annesi Antikleia’yı anlatayım.

Antikleia, hani şu meşhur hırsız, yani "hırsızların efendisi" Autolykos’un kızıdır. Öyle bir babadan doğan kızın da aklı zehir gibidir tabii. Hatta derler ki, Sisyphos diye biri vardır, bilirsin, hani şu dünyadaki en kurnaz adam derler ona... Bir söylentiye göre, Odysseus’un kanında sadece Laertes’in değil, o zekası dünyalara sığmayan Sisyphos’un da payı varmış. Doğrudur, yanlıştır, dedikoduyu rüzgar getirir, biz ağacın gölgesinde serinleriz; ama şu bir gerçek ki, o kanında bir parça kıvrak zeka taşıyan herkesin başına bin bir türlü iş gelir.

Antikleia’nın hikayesi biraz hüzünlüdür, evlat. Oğlu Odysseus, o koca Troya’ya, yani o şanlı İlyon’a doğru yola çıktığında, geride bıraktığı annesinin kalbi İthaka’nın kayalarında asılı kalmıştı. Günler haftaları, aylar yılları kovaladı; oğlunun dönmediğini gördükçe, içindeki o hasret ateşi kadını günden güne eritti. Bir annenin evladına duyduğu özlem, Hades’in karanlığından bile daha soğuk, daha keskindir. Nihayetinde, hasretine yenik düşüp bu dünyadan göçüp gitti.

Yıllar sonra Odysseus, tanrıların tuhaf cilveleriyle ölüler diyarı Hades’e indiğinde, o karanlık ve dilsiz gölgelerin arasında birini gördü: Annesi Antikleia’yı. Odysseus onu orada, o puslu diyarda görünce gözyaşlarına boğuldu. Hani o koca savaşçı, devlerle boğuşan, şehirler yıkan adam, annesinin ruhunu karşısında görünce nasıl küçüldü sanırsın?

Odysseus, annesine anlatacak çok şeyi olduğu için yanıp tutuşuyordu. "Anne!" diye bağırdı, kollarını açıp ona sarılmak istedi. Bir değil, üç kez atıldı üzerine. Ama ne mümkün? Ölüler diyarının kuralları katıdır; o kollarını her doladığında, elleri bir gölgeye, bir rüzgar esintisine çarptı. Bir düş gibi, bir duman gibi parmaklarının arasından süzülüp gitti Antikleia.

O an, Odysseus’un yüreğindeki o acı, bir kılıç yarası gibi derinleşti. Çünkü insan, sevdiğine dokunamadıktan sonra kazandığı tüm savaşların, topladığı tüm ganimetlerin sadece tozdan ibaret olduğunu anlıyor.

Hadi bakalım, şarabından bir yudum al da kendine gel. Ölümlü dünyada sevdiklerinin kıymetini bilmek, Hades’in soğuk gölgeleri arasında birbirine sarılmaya çalışmaktan çok daha değerlidir. Unutma; ne krallar, ne kraliçeler o karanlık sisin ardında bir gölgeye dönüşürler, ama anılar... Anılar, işte onlar hep yaşar.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi