Thesauros Mitoloji Anteia

Anteia

Anteia

Lykia Kralı İobates'in kızı Anteia, karşılık bulamadığı aşkı Bellerophontes'i iftiralarıyla ölüme sürükleyen tutkulu ve intikamcı bir kraliçedir.

Homeros’un *İlyada*’sında Anteia, tragedya geleneğinde ise Stheneboia ismiyle anılan bu figür, Lykia kralı İobates’in hanedan soyuna mensuptur. Korinthos’tan sürgün edilerek Lykia topraklarına sığınan Proitos ile kurduğu evlilik bağı, aslında bir krallığın sınırları içinde inşa edilen hiyerarşik düzenin ve erkin denetimindeki bir yerleşimin parçasıdır. Tiryns sarayına misafir edilen Bellerophontes’e karşı duyduğu arzu, iktidar mekanizmasının sunduğu ayrıcalıkların reddedilişiyle birleştiğinde, reddedilen bir tahakküm arayışı intikama dönüşür; zira kendi iradesini kabul ettiremediği noktada, statüsünün ona sağladığı kudreti bir yıkım aracı olarak kullanmaktan çekinmez.
Silenos
Bir zamanlar, güneşin altın rengi sakalları Lykia’nın sarp kayalıklarını öperken, herkesin ismini fısıldadığı bir kraliçe vardı: Anteia. Bazıları ona Stheneboia da der, ama isimlerin ne önemi var, önemli olan o ismin ardında yatan fırtınalardır. Bu kadın, Lykia Kralı Iobates’in kızıydı; yani hem saray ihtişamıyla büyümüş hem de rüzgarın sertliğini teninde hissetmişti.

Günün birinde, yolları biraz dolambaçlı bir adam olan Proitos çıkageldi. Kardeşi Akrisios ile yaşadığı talihsiz bir anlaşmazlık yüzünden Korinthos’taki evinden olmuş, yersiz yurtsuz kalmıştı. İşte bu Proitos, bizim Anteia’nın kalbini kazandı ve beraber uzaklara, Tiryns’in surlarına yerleştiler. Hayatları bir süre, durgun bir göl gibi sakindi. Ta ki o meşhur genç, Bellerophontes çıkagelene dek.

Bellerophontes, gökyüzü sakinlerinin bile gözünü alamadığı, yiğit mi yiğit, güneşin altında parlayan bir kahramandı. Onu görenin kalbi şöyle bir hoplar, nefesi kesilirdi. Anteia da bir kadındı, kanı damarında deli akıyordu. Bu genç adamın sadeliğine ve o yiğit duruşuna gönlünü kaptırdı. Oysa Bellerophontes, kendi değerlerini bilen, namusuna gölge düşürmeyen biriydi. Kraliçenin ona sunduğu sevgi dolu bakışları görmezden geldi, nezaketini bir an bile bozmadı.

İşte o an, Anteia’nın içindeki o masum heyecan, sivri uçlu bir hırsa dönüştü. İnsan kalbi garip bir kadehtir evlat; içine biraz hayal kırıklığı damlarsa, tadı hemen değişir. Bellerophontes’ten o "hayır" cevabını alınca, Anteia’nın dünyası başına yıkıldı. Ama kraliçe dediğin, yıkımı sessizce izlemez. Anteia da öyle yaptı.

Kocasının yanına gidip o meşhur yalanlarını sıraladı. "Bana el uzattı," dedi, "senin misafirperverliğini çiğnedi!" Bir kralın, hele ki eşine düşkün bir kralın öfkesi, kışın kopan ilk fırtınası gibidir. Proitos öfkeden kudururken, aslında kendi evliliğinin de sonunu hazırladığını fark etmemişti. Bellerophontes’in üzerine öyle oyunlar kurdular, onu öyle tehlikeli yollara gönderdiler ki; sanırsın ki bir masalın içindeki kötü karakterler el birliği etmiş.

Ama şurası bir gerçek; doğruluk, bazen en uzun yoldan gider ama en sonunda mutlaka evine varır. Anteia’nın o küçük hırsı, kendi sonuna giden kapıyı araladı. Bizim ihtiyarların dediği gibi, birine kuyu kazarken, aslında kendi yolunu da uçuruma çeviriyorsun.

Şimdi, kadehinden bir yudum al da düşün; insan sevgiye kavuşamayınca neden her şeyi yakıp yıkmak ister? Belki de bu, hikayenin en eski ve en tozlu düğümüdür.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi