Thesauros Mitoloji Ankhises

Ankhises

Ankhises

Aphrodite’nin aşkına mazhar olan, Aineias’ın babası Ankhises; tanrısal sırrı ifşa edince Zeus’un gazabıyla sakatlanıp efsanelerde yaşlı bir gölge oldu.

Troya kraliyet soyundan gelen Asrakos'un oğlu Ankhises, İda yamaçlarında sürüsünü otlattığı bir sırada, doğanın düzeni üzerindeki mutlak otoritesini bir arzu oyununa dönüştüren Aphrodite ile yolları kesişen ölümlüdür. Homeros’un Aphrodite’ye atfettiği övgüde, tanrıçanın dağa inişi bir fetih edasıyla anlatılır; çevresindeki vahşi doğayı bile kendi arzusu etrafında hizaya getiren bu figür, Ankhises’e yaklaşırken tahakkümünü gizleyen bir Phrygialı bakire maskesini kuşanır. Tanrıça, iktidarın doğasındaki o belirleyici kibirle, yaşanacak birleşmenin ardından Ankhises’in kucağına bir kral adayı bırakırken, sınırları da çizer: Bu soyun sürekliliği, kutsal olanın buyruklarına mutlak bir itaatle mümkündür.

Tanrıça, dünyaya gelecek olan Aineias’ın büyüme sürecini kendi denetiminde tutmak isterken, Ankhises’i Zeus’un cezalandırıcı otoritesiyle korkutup bir sessizlik yemini etmeye zorlar. Efsanenin bir anlatısına göre, içkinin getirdiği bir anlık gevşeme ya da iktidarın o görünmez hiyerarşisine karşı gelen küçük bir başkaldırı cüretiyle Ankhises, bu gizli "ayrıcalığı" ağzından kaçırır. Egemenin buyruğuna karşı gelen bu ihlal, ona bedeninde kalıcı bir iz bırakarak geri döner; topal veya kör düşmesi, iktidarın cezalandırıcı gücünün fiziksel bir tezahürü olarak okunur. Bu sakatlık, daha sonra Aineias’ın onu sırtında taşıyarak Troya’dan kaçışının hüzünlü ve bağımlı gerekçesi olacaktır. Seksen yaşında, bir başka coğrafyada Sicilya’nın Drepanon burnunda sona eren yaşamı, Vergilius’un Aeneis’inde Aineias’ın babası adına düzenlediği oyunlarla ölümsüzleşir. Roma’nın kadim Troya oyunları, aslında bu mitolojik boyun eğişin ve kurucu babanın yaralı mirasının kuşaktan kuşağa aktarıldığı bir ritüel olarak tarihsel süreçte yerini alır.
Silenos
İda Dağı’nın o meşhur, binbir pınarlı yamaçlarını bilir misiniz çocuklar? İşte orada, sığırlarını otlatan, yakışıklı mı yakışıklı, Troya soylusu bir genç varmış: Ankhises. Öyle bir delikanlıymış ki, yaylaların havası yüzüne öyle bir renk vermiş, öyle bir gürbüzlük katmış ki, gören dönüp bir daha bakarmış.

Bir gün, gökyüzünün en güzel sakinlerinden Aphrodite, yükseklerden aşağıya, bizim Ankhises’in olduğu yere süzülmüş. Ama öyle görkemli bir şekilde değil; sanki oradan geçen, Phrygialı tatlı bir genç kız kılığında… Yanında vahşi hayvanlar, dağın tüm canlıları sanki ona selam durmuş, büyülenmiş bir şekilde peşine takılmışlar. Tanrıça, genç delikanlının yanına varınca işler değişmiş tabii. Ankhises, karşısındakinin sıradan bir fani olmadığını hissetse de, o anın cazibesine kapılıp gitmiş.

İşte o gün, o yamaçlarda öyle bir kader örülmüş ki, dünyalar güzeli tanrıça, Ankhises’e şöyle fısıldamış: "Bir oğlun olacak. Hem Troya’nın kralı olacak hem de soyu sonsuza dek sürecek!" Ama bir şartı varmış: "Bu çocuk büyürken onu nympha’lar eğitecek, beş yaşına gelince sana getirecekler. Ama sakın, sakın ola ki annesinin ben olduğumu kimseye söyleme. Eğer Zeus'un kulağına giderse, o meşhur yıldırımlarıyla seni çarpar, aman diyeyim!"

Ankhises, tanrıçanın bu gizemli aşkıyla mest olmuş. Fakat gelin görün ki, insanoğlunun ağzında bakla ıslanmaz derler, bizimkisi de pek farklı değilmiş. Aradan yıllar geçmiş, bir gün biraz keyiflenip kadehi fazla kaçırınca, dilinin bağını çözmüş. "Ben var ya ben," demiş, "koskoca Aphrodite’nin sevgilisiyim!"

Tabii, gökyüzü sakinlerinin dedikodusunu yapmak pek hayra alamet değildir. Zeus duymuş bunu; bir hışımla yıldırımını savurmuş. Ankhises orada canından olmamış belki ama o günden sonra artık eskisi gibi yürüyemez olmuş. Ya topal kalmış ya da gözlerine bir perde inmiş; orası biraz sisli, biraz karanlık...

Yıllar sonra Troya’nın o uğursuz günleri gelip çattığında, Ankhises artık seksen yaşında, beli bükük bir ihtiyar olmuş. Şehir alevler içinde kalıp herkes kaçışırken, oğlu Aineias ne yapmış biliyor musunuz? O koca adam, babasını sırtına almış. O eski, o hatıralarla dolu yüküyle beraber yürümüş limana doğru.

Ankhises, sonunda Sicilya’nın kıyılarına kadar varmış ama orada hayata veda etmiş. Oğlu Aineias da babasına olan saygısından, onun anısına oyunlar, şenlikler düzenlemiş. Hani derler ya, Roma’da uzun yıllar boyunca devam eden o büyük Troya oyunları var ya, işte hepsi o günden, o vefalı oğulun babası için yaptığı yarışlardan kalma.

Siz siz olun, bir tanrıçanın sırrını saklayacaksanız, kadehleri sayarak kaldırın; yoksa sonunuz Ankhises gibi olur, bastonla gezmek zorunda kalırsınız! Haydi, şimdi dağılın bakalım; belki bir gün rüyanızda İda Dağı’nın o gümüş pınarlarını görürsünüz.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi