Bak bakalım evlat, şu nasırlı ellerimle işaret ettiğim uzak kıyılara... Bir zamanlar, Atina kralı Kodros’un oğlu Androklos diye bir yiğit vardı. Öyle masa başında oturup emir veren krallardan değildi o; denizin tuzunu saçlarında, rüzgarın sesini yüreğinde taşıyan, yerinde duramayan bir kaşifti.
Genç Androklos, yanında bir avuç İon halkıyla yeni bir yurt arıyordu. Nereye yerleşeceklerini, kaderin onlara nerede "dur" diyeceğini merak edip bir biliciye, yani gökyüzü sakinlerinin fısıltılarını duyabilen o yaşlı kahinlere danışmışlar. Bilici onlara demiş ki: "Bir balık ve bir yaban domuzu size şehrinizin yerini gösterecek."
Eee, ne saçma değil mi? Bir balık nasıl yol gösterir insana? Ama kaderin oyunları bazen insanın aklına sığmayacak kadar şaşırtıcı olur. Bir gece, İon göçmenleri bir sahil kıyısında kamp kurmuş, ateşin başında biraz taze balık kızartıyorlardı. Tam o sırada, tavadaki balıklardan biri hop diye sıçrayıp kızgın közlerin üzerine düşüverdi. Balığın sıçramasıyla etrafa saçılan kıvılcımlar, hemen yan taraftaki gür koruluğu tutuşturdu.
İşte tam o telaşın içinde, ateşin hararetiyle ürken kocaman bir yaban domuzu, ağaçların arasından hırsla fırlayıp kaçmaya başladı. Androklos, o an o kıvılcımları, o şaşkın hayvanı ve o sarsılmaz cesareti görünce durumu çakıverdi. "İşte!" diye haykırdı, "Kaderin bizi çağırdığı yer burası!"
Kılıcını çektiği gibi hayvana yetişti ve onu oracıkta avladı. O topraklar artık kutsal bir yuva olacaktı. İşte o gün, o koruluğun gölgesinde, bugün bile hala sütunları zamana meydan okuyan güzelim Efes şehri kuruldu. Androklos, sadece yeni bir yurt inşa etmedi, Sisam adasını da o mahir elleriyle zapt etti.
Anlayacağın dostum, bazen hayat seni hiç beklemediğin bir anda, sadece kızgın bir balığın sıçramasıyla bambaşka bir kadere savurabilir. Önemli olan, o anı fark edip kılıcını (ya da kendi nasibini) doğru yere sallayabilmek. Şimdi, şu kadehin dibindeki son birkaç yudumu da toprağa, bu toprakların kurucularının anısına dökelim. Ne dersin?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masallarda sana hep kralların zaferlerini, onların tanrılardan aldıkları buyrukları anlatırlar ya; işte o anlatılmayan bir sır var... Şimdi dizlerimin dibine çök, şu kadehimdeki üzümün neşesi kadar hafif bir gerçeği fısıldayayım sana.
Androklos derler adına. Atina Kralı Kodros'un oğlu, soyundan gelen ayrıcalığın ağırlığıyla yollara düşen bir lider. Tarih kitapları onu İon göçmenlerinin koruyucusu, Ephesos şehrinin kurucusu diye yazar. Ama söyle bana küçük dostum, bir "kurucu" olmak için neden hep birilerinin topraklarından kovulması gerekir? Karia’lıların ve Leleg’lerin evleri, o toprakların asıl sahipleri, Androklos’un hırsına kurban edilip silinirken, krallar bunu hep "tanrıların buyruğu" diye paketleyip sunarlar.
O meşhur yaban domuzu hikayesini duymuşsundur; hani bir kehanet, bir balık kıvılcımı ve bir av hikayesi... Tanrıların oraya bir şehir kurulsun diye domuzu yolladığı söylenir. Peki ya o domuz? Yaşamaya hakkı olan, kendi koruluğunda özgürce dolaşan o canlı, sırf bir insanın iktidar hırsına bir "işaret" olsun diye canından edildi. Androklos mızrağını ona saplarken, aslında sadece bir hayvanı değil, o topraklardaki kadim dengenin bir parçasını da yok ediyordu. İktidar, her zaman bir şeyleri kendine kurban ederek yükselir evlat. Kendi şehrini kurmak için bir başkasının hayatına son vermek, o günden beri kralların en sevdiği "tanrısal" oyun oldu.
Androklos, Samos (Sisam) adasını da ele geçirdiğinde halk ona "zafer kazanan" dedi. Oysa arkasında bıraktığı yıkımı, evinden edilenleri, yerinden yurdundan olanların sessiz çığlıklarını kimse duymadı. Tarih, güçlü olanın kalemiyle yazılırken, o sessizlerin sesi hep kütüphanelerin tozlu raflarında unutuldu. Şimdi sen büyürken, sana anlatılan "kahramanlık" masallarının arkasındaki o ince sızıyı unutma. Bir kralın zaferi, bazen bir ormanın ve bir halkın sessiz çöküşüdür.
Bu dünyada krallar gelir geçer, şehirler kurulur ve yıkılır. Ancak gerçek, en az bir yaban domuzunun koruluktaki korkulu gözleri kadar çıplak ve savunmasızdır. Sakın unutma; her zaferin altında, aslında susturulmuş bir hikaye yatar.