Thesauros Mitoloji Anaksarete

Anaksarete

Anaksarete

İphis’in aşkına kayıtsız kalan taş kalpli Anaksarete, Aphrodite’in gazabıyla sonsuza dek taşa dönüştürülerek duygusuzluğuna uygun bir bedene hapsedildi.

Kıbrıslı Anaksarete, güzelliği bir zırh gibi kuşanmış, kendisine yönelen her türlü duygusal talebi mülkiyetçi bir tahakküm girişimi olarak algılayıp buzdan bir mesafeyle reddeden genç bir kadındı. İphis’in ona duyduğu tutku, karşılık bulamayınca şiddetli bir çöküşe evrildi; genç adam, arzuladığı beden üzerinde hak iddia edemeyince hayatından vazgeçerek kendini Anaksarete’nin kapısına astı. Bu nihai teslimiyet bile, iktidarını bireysel özerkliği üzerinde kurmuş olan kadını sarsmaya yetmedi. Cenaze konvoyu evinin önünden geçerken pencereye çıkan Anaksarete, insanın başka bir can üzerindeki otorite kurma çabasına kayıtsız kalmayı seçti; ölümü dahi bir dayatma aracı olarak reddetti. Aphrodite, bu sarsılmaz iradeyi ve tahakküme boyun eğmeyen soğukkanlılığı cezalandırmak adına; onu hareket kabiliyetinden yoksun, ebediyen donmuş bir nesneye, yani bir heykele dönüştürerek statik bir otoritenin sessiz mahkumu haline getirdi.
Silenos
Bakın hele, gözlerinizdeki o merak pırıltısı hiç sönmesin emi? Gelin, oturun şöyle; size Kıbrıs’ın güneşli kıyılarından, hani o denizlerin köpüğünden doğan güzel Aphrodite’nin bile sabrını taşıran bir kızın masalını anlatayım.

Kıbrıs denince akla güzellik gelir, ama her güzelin kalbi de bir bahar meltemi gibi yumuşak olmuyor işte. Anaksarete adında bir kız vardı; yüzü sanki bir sanatçının en mahir dokunuşuyla çizilmişti, gözleri parlaktı ama o gözlerin ardındaki yürek, kışın donmuş bir göl gibi soğuktu. İphis adında bir delikanlı ise ona öylesine tutulmuştu ki, sanki gökyüzündeki yıldızlara ulaşmaya çalışan bir fidan gibi günden güne süzülüp gidiyordu. İphis, kapısının önünde nöbetler tuttu, ona en güzel sözleri fısıldadı, belki biraz acemi, biraz da çaresizdi. Ama Anaksarete? O, İphis’in aşkını bir tutam saman kadar bile değerli görmedi.

İnsan yüreği dayanır mı sandınız bunca taş duvarlı sessizliğe? Zavallı İphis, umudunu o kapı eşiğinde bırakıp gittiğinde, geride sadece acı bir hatıra kaldı. Delikanlının cansız bedeni evinin önünden geçirilirken, Anaksarete ne yaptı dersiniz? Perdesini araladı, penceresine yaslandı ve sanki komşusunun bahçesindeki bir ağacı seyredermiş gibi kaygısızca izledi olan biteni. Ne bir gözyaşı, ne bir iç çekiş... Sadece o soğuk, o katı duruş.

İşte o an, yukarılarda, Olimpos’un yüksek tahtında oturanların en zarifi, sevginin ve tutkunun tanrıçası Aphrodite’nin kaşları çatıldı. Bir gökyüzü sakininin, hele ki aşkın tanrıçasının, bu denli taşlaşmış bir vicdana tahammül etmesi mümkün müydü? Aphrodite, o güzel ellerini havaya kaldırdı ve adaletin o şaşmaz hükmünü verdi.

Anaksarete’nin bedeni, o soğuk bakışlarına yaraşır bir şeye dönüştü; yumuşak teni mermere, hareketli damarları taşa çevrildi. Artık ne pencereden bakacak bir gözü vardı, ne de bir başkasının acısına kayıtsız kalacak bir kalbi...

Şimdi Salamis civarlarında dolaşırsanız, bazı kayaların arasında o eski güzelliğin izlerini taşıyan ama soğukluğuyla insanı ürperten bir heykel görürsünüz. İşte o, Anaksarete’dir. Taşlaşmış bir yüreğin, taş bir bedende ebedi uykusuna dalışı...

Hadi bakalım, şimdi o güzel gözlerinizi kapatın ve düşünün; insanı insan yapan, etten kemikten ziyade, içindeki o sıcak, kıpır kıpır duygular değil midir? Eğer onları kaybedersen, bir mermer parçası olmaktan ne farkın kalır ki?

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi