Gel bakalım, şöyle közün yanına iliş. Ayaklarını uzat, şu kuru dalların çıtırtısını dinle. Bak, sana Dryope’nin oğlu, o güzel delikanlı Amphissos’un hikayesini anlatayım. Ama önce şunu bil; dünyada her şey, bazen bir yaprağın kıpırtısı kadar hassas, bazen de bir dağ kadar vakur olabilir.
Dryope, yani o güzel ölümlü, bir gün arkadaşlarıyla kırlarda gezinirken kaderin garip oyununa denk geldi. Hani bazen güneşin altında hayal kurarsın da, gerçeklik biraz esner ya? İşte öyle bir andı. Kucağındaki minik bebek, yani henüz dünyaya gözlerini yeni açmış Amphissos, annesinin kollarındayken başına hiç beklenmedik bir iş geldi. Annesi, etrafta gördüğü bir bitkiye, o kutsal lotus çiçeğine dokunduğu an, sadece doğa değil, gökyüzü sakinleri bile nefesini tutup izledi olan biteni.
Dryope, yavaş yavaş, sanki kökleri toprağın derinliklerine uzanıyormuş gibi bir ağaca dönüşmeye başladı. Ayakları toprağa tutundu, parmakları dal oldu, saçları ise rüzgarda sallanan yeşil yapraklara dönüştü. Amphissos mu? O, o ağacın gölgesinde, belki de tarihin en hüzünlü ama en gururlu kucağında büyüdü.
Amphissos, işte o ağacın dalları arasında, bir tanrıçanın değil ama bir annenin şefkatiyle büyüyen, toprakla gökyüzü arasındaki o ince bağı taşıyan adam oldu. Bir gün, o meşhur Oita Dağı’nın eteklerinde durduğunda, sadece bir insan gibi değil, sanki toprağın kendi sesi gibi konuştu. İnsanları bir araya getirdi, onlara şehirler kurmayı öğretti. Adını taşıyan o görkemli şehri, yani Amphissa’yı inşa ettiğinde, sadece taşları üst üste koymadı; annesinin hatırasını, o yeşil yaprakların huzurunu mermer sütunlara nakşetti.
Bir yudum zeytinyağı tadında bir hayat sürdü Amphissos. Toprağın kokusunu ciğerlerine çektiği her an, aslında annesinin ona fısıldadığı o bitmek bilmeyen hikayeyi dinliyordu. Bilirsin, biz yaşlılar iyi biliriz; bazen bir ağacın gölgesi, koskoca bir ordunun kalkanından daha güvenli hissettirir insana.
İşte böyle evlat, Amphissos sadece bir kral ya da bir kurucu değildi; o, doğanın içindeki o derin, bazen biraz kederli ama hep bilgece olan sevginin evladıydı. Şimdi gözlerini kapat ve rüzgarın yapraklar arasından geçerken çıkardığı o sesi dinle. Belki de Dryope, evladıyla hala o dağ başında fısıldaşıyordur, kim bilir?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar kralların altın tahtlarına, kahramanların parlayan zırhlarına bakıp büyülenirler; ama o zırhların altında titreyen ruhları ya da o kralların hükmü uğruna gölgelere itilen masumları asla görmezler. Gel, seninle biraz Dryope’nin hikayesinden konuşalım, güzel çocuğum.
Kader, çoğu zaman güçlülerin elinde bir oyuncak gibidir.
Senin o parıltılı kitaplarda "kutsal bir dönüşüm" diye okuduğun şey, aslında bir kadının iradesinin elinden alınışıdır. Dryope, kendi halinde, doğanın dengesinde yaşayan biriyken; tanrıların kaprisli hırsları, onun kendi kimliğini bir ağaca hapsederek yok etmesine sebep oldu. O, bir "tanrı kurbanı" değil, aslında sistemin dişlileri arasında ezilen, susturulmuş bir sesti. Ve o acının içinden Amphissos doğdu.
Canım evladım, Amphissos’un varlığı bir mucize olarak pazarlanır. Oysa o, annesinin özgürlüğünün bedelini ödeyen, bir ağacın gölgesinde büyümek zorunda kalan bir evlattı. İktidar sahipleri, kendi arzularını gerçekleştirmek için bir kadını ormanın bir parçası haline getirirken, arkada bırakılan çocuğun yalnızlığını hiç düşünmediler. Şarabın o buruk tadı kadar acı bir gerçektir bu: Tanrıların "ödül" dedikleri şey, bazen bir başkasının ebedi mahkumiyetidir.
Peki, bu düzen hiç mi değişmeyecek?
Bak bilge ruhlu dostum, otorite kendini hep yüce gösterir. Amphissos, bir şehrin kurucusu, bir tapınağın efendisi yapıldı ki herkes o parlak unvana baksın da, annesinin o ağaç gövdesinde çığlık atan sessizliğini duymasın. İşte bizim gerçeğimiz bu: Tarih, güçlülerin değil, sessiz bırakılanların gözyaşlarıyla yazılır. Sen, o sessizliğin içindeki fırtınayı duyabiliyorsan eğer, işte o zaman zincirlerini kırmışsın demektir.
Şimdi git ve etrafındaki ağaçlara iyi bak. Kim bilir kaç tanesi, vaktiyle konuşabilen ve sadece yaşamayı seçtiği için susturulan bir Dryope’dir? Sorgulamaktan korkma, çünkü gerçek, en karanlık ormanların kuytusunda bile ışığını bulur.