Şöyle bir yaslanın bakalım, dizlerimi kırmışım yine, şuramda da bir parça taze üzüm... Dinleyin evlatlar, size herkesin kötü diye yaftaladığı o koca kalabalığın içindeki tek bir çiçekten, Amphinomos’tan bahsedeceğim.
İthaka’nın o tozlu sarayında, Penelopeia’nın kalbini çalmaya çalışan bir sürü züppe, bir sürü küstah adam vardı hani; hatırlar mısınız? İşte o gürültücü, o hadsiz güruhun içinde Amphinomos biraz farklıydı. Hani bahar dalının ortasında yeşeren, vakitsiz açan o sükunetli yaprak gibi. Diğerleri gürültüden başka bir şey bilmezken, o, durgun bir göl gibiydi. İçinde fırtınalar kopsa da dışarıya hep ağırbaşlı bir sükunet yansıtırdı.
Bir gün, o meşhur dilenci kılığındaki kralınız Odysseus sarayın kapısından girdiğinde, o kendini bilmez kalabalık zavallıya gülüp geçiyor, hatta kaba kuvvetle onu hırpalamak istiyordu. Herkesin vicdanı sanki bir köşeye çekilmiş uyuyordu. Ama Amphinomos… O, işte o an araya girdi. "Yapmayın," dedi, "bir bilene danışalım, belki de bu gelen gökyüzü sakinlerinden biridir, belki de bir habercidir." Sesi gür değil ama etkiliydi, tıpkı sarp kayalıkları usulca aşındıran berrak bir su gibi.
Sadece merhametli de değildi bu adam; korkusuzdu da. Genç Telemakhos’un başına bir iş gelmesin diye kılıç çekenlerin karşısında durdu. "Bir genci öldürmek ne büyük günahtır, hele ki bir sarayın çatısı altında," diye haykırdı. Gökyüzü sakinleri insanoğlunun yüreğine bazen böyle ince bir sızı koyar; Amphinomos’un yüreğinde o sızı vardı işte.
Ne çare ki evlatlar, kaderin dokuduğu o karmaşık kilim, bazen en temiz iplikleri de içine alıp düğümler. Amphinomos, o karanlık gecede taliplerle aynı kaderi paylaştı. Telemakhos’un kargısı ona doğru uçtuğunda, belki de o kargaşa içinde neden vurulduğunu bile anlayamadı.
Kötülerin arasında iyi kalmaya çalışmak, fırtınada yanan bir mum tutmak gibidir. Amphinomos o mumu sonuna kadar tuttu, ama rüzgar çok sertti. Şimdi kadehinizi kaldırın, ama şarabı değil, anıları yudumlayın. Çünkü bu dünya, kalabalıkların gürültüsünde bile kendi sessiz şarkısını söyleyebilenleri her zaman hatırlar. İyilik bazen sadece bir sonuç değil, bazen sadece bir duruş meselesidir, anladınız mı?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler: Amphinomos’un Sessiz Çığlığı
Bak küçük yolcu, masallarda anlatılmayan, üzerine toz kondurulmuş bir sır var... Yetişkinlerin krallar ve kahramanlar adına diktikleri o görkemli heykellerin gölgesinde, aslında ezilip giden zayıf bir vicdanın ayak sesleri duyulur. Gel, sana Amphinomos’tan bahsedeyim, oysa ki o, devlerin sofrasında bir kırıntı bile olamamıştı.
Dünya, evlat, sadece en gürültülü olanların sesini duyduğunu sanır. Oysa İthaka’nın o gürültülü sarayında, Penelopeia’nın kapısında bekleyen o hırslı kalabalığın içinde, Amphinomos adında bir yabancı vardı. Diğerleri, hırslarının karanlığında körleşmişken; o, vicdanını bir fener gibi elinde tutmaya çalışırdı. Bir gün saraya gelen o ihtiyar dilenciyi ki aslında o, kibrinden arınmamış kral Odysseus’un ta kendisiydi korumaya çalıştı. “Yapmayın,” dedi, “bir insana el kaldırmak, kendi ruhumuzu kurban etmektir.”
Bak, ey bilge dostum, güç sahipleri her zaman kendi düzenlerini kurarlar. Ve o düzende, nezaket göstermek bir zayıflık, itiraz etmek ise bir ihanettir. Amphinomos, diğerleri gibi bir yağmacı değildi; belki sadece ait olmadığı bir masalın içinde, yanlış tarafta durmuş bir gölgeydi. Ancak sistem, kendi hatalarını temizlerken asla kimin iyi kimin kötü olduğunu sormaz. Tıpkı ormanın fırtınada hem kurumuş dalı hem de taze filizi devirmesi gibi, kılıç da ayrım yapmadı.
Telemakhos, babasının intikamını alırken, sanki bir bahçeyi yabani otlardan temizler gibi savurdu kargısını. Oysa kargının ucundaki, bir zamanlar kardeşçe barıştan bahseden o insandı. Amphinomos, hırsların ve kralların savaşında, sadece "insan" kalmaya çalıştığı için bir bedel ödedi. Sessizliğin sesi, bir kargı darbesiyle, belki de sarayın soğuk taşlarında son buldu.
Şimdi şunu düşün benim güzel evladım: Tarih, kazananların elinde bir boyama kitabı gibidir. Ama biz, sarhoşun neşesiyle değil, hakikatin o keskin berraklığıyla bakmalıyız. Kahramanların zafer şarkılarının altında, aslında ne kadar çok Amphinomos’un sessizce susturulduğunu gör. Gerçek, bazen bir kargı ucu kadar soğuktur ama en azından seni yalanların konforunda uyutmaz.
Unutma; otoritenin sofrasında nezaket, çoğu zaman en erken sönen ışıktır. Şimdi git, kendi yolunu çiz, ama başkalarının hırsı için kendi vicdanını kurban etme.