Gelin buraya küçükler, ateşin başına biraz daha yaklaşın. Şarabımdan bir yudum alıp boğazımı yumuşatayım ki, size kahinlerin o tuhaf, sisli dünyasından bir hikaye anlatabileyim. Bugün size Amphilokhos’tan bahsedeceğim. Hani şu meşhur kahin Amphiaraos’un oğlu...
Kaderi yazan o büyük iplikçiler, Amphilokhos’a babasından miras kalan o keskin, geleceği gören gözleri vermişlerdi. Ama bilirsiniz, Tanrılar birine bir yetenek verdiğinde, yanına da mutlaka bir düğüm atarlar. Amphilokhos, abisi Alkmaion gibi annesinin yaptığı o büyük hatanın karanlık gölgesini taşımadı. Erinys’lerin, yani o amansız öç perilerinin pençesinden kurtulmayı başardı; sanki gökyüzü sakinleri onu daha temiz bir yola çıkarmak istemişti.
Troya dediğimiz o büyük felaket çanları çaldığında, Amphilokhos da kendini kılıçların ve gemilerin arasında buldu. Hani şu Homeros’un İlyada’sında adından pek bahsetmediği ama aslında oranın tozunu yutan nice yiğit vardır ya, işte Amphilokhos da onlardan biriydi. Savaş bittiğinde, memleketine dönmek yerine babasının izinden gitti ve kendini kadim bilgilerin peşine vurdu.
Kalkhas’ı duymuşsunuzdur; hani şu kuşların uçuşuna bakıp kralların kaderini tayin eden o yaşlı kahin... İşte Amphilokhos ve Kalkhas, yanlarına o kehanet yeteneklerini alıp Anadolu’nun bereketli topraklarına, yani bugün sizin de bildiğiniz o sıcak Seyhan kıyılarına geldiler. Orada, Mallos şehrini kurdular. Düşünsenize, bir şehir kurmak kolaydır da, iki kahini aynı şehirde tutmak ne kadar zordur! İkisi de geleceği görüyordu, ikisi de Tanrıların fısıltılarını duyuyordu; ama krallık koltuğu birdi, gökyüzü ise ikisi için de aynı anda parlıyordu.
Sonunda, o bitmek bilmeyen kehanet yarışları, bir gün kılıçların şakırtısına dönüştü. Mopsos adında, kendisi gibi kahin olan bir başkasıyla girdikleri o kavga, ne yazık ki ikisinin de sonunu getirdi. Gökyüzü sakinleri bu kavgayı tepeden izlerken, belki de şöyle fısıldamışlardır: "İnsan, kendi kaderini görmeye çalışırken bazen ayağının ucundaki uçurumu görmez olur."
İşte böyle çocuklar. Amphilokhos, bilgeliğiyle şehirler kurdu ama hırsı ve kaderin cilvesi onu toprağın derinliklerine, o çok sevdiği atalarının yanına gönderdi. Şimdi, hikaye bittiğine göre... biriniz şu odunları tazelesin, gece soğuk oluyor. Söyleyin bakalım, sizce geleceği bilmek bir lütuf mudur, yoksa ağır bir yük mü?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını yaklaştır... Masallarda sana anlatılan o yaldızlı kahramanların arkasında, tozlu raflarda unutulmuş bir fısıltı var. Sana bugün Amphilokhos'un, yani o babasının gölgesinde kalmış kehanet ustasının hikayesini anlatayım. Ama önce şu kadehimdeki bir yudum şarabın getirdiği neşeyle söyleyeyim; hakikat, kralların tahtları gibi sarsılmaz değildir, aksine akışkandır.
Amphilokhos, ünlü kahin Amphiaraos ve Eriphyle’nin oğlu. Abisi Alkmaion, annesinin kanını yerde bırakıp o korkunç Erinys’lerin pençesine düşerken, Amphilokhos o kanlı döngüden bir şekilde sıyrıldı. İnsanlar bunu bir "şans" ya da "kutsanmışlık" sanır; oysa evlat, belki de sadece sistemin ona biçtiği rol, henüz kurbanlık bir kuzu olmasını gerektirmiyordu.
Troya’nın o uğultulu surları yıkıldığında, Amphilokhos da diğerleri gibi eve dönmedi. Neden dönsün ki? Güçlülerin savaşı bittiğinde, kırıntıları toplamak yine o "bilgelik" maskesi takanlara kalır. O da Kalkhas ile birlikte Anadolu topraklarına, bizim buralara uzandı. Kehanet merkezleri kurdular. Sanıyor musun ki bu merkezler sadece tanrıların sesiydi? Hayır benim güzel gözlü evladım, bu merkezler aslında kralların geleceği kontrol etme, insanların korkularını yönetme araçlarıydı.
Sonra ne mi oldu? İnsan hırsı, tanrıların gök gürültüsünden daha yıkıcıdır. Kilikya’nın verimli topraklarında, Seyhan’ın suları akarken, Mopsos adında başka bir kahinle yolları kesişti. İki bilge, iki kahin, iki "yöneten"... Aralarında bir hükümranlık kavgası başladı. Paylaşamadıkları şey toprak değildi, o toprağın üzerindeki otoriteydi.
Kavgaları öyle bir hüzünle bitti ki, o iki kahin birbirlerinin ellerinde can verdiler. İkisi de geleceği gördüğünü iddia ediyordu; ama kendi ölümlerini, o kör edici güç hırsının onları sürüklediği o karanlık sonu göremediler. Krallar ve kahinler, evlat; onlar her zaman başkalarının hayatı üzerinden oyun kurarlar ama o oyun, eninde sonunda kurucularını yutar.
Şimdi unutma; biri sana "şerefli bir son"dan bahsederse, aslında bir iktidar oyununun kurbanını anlatıyordur. Gerçek, o savaş meydanındaki sessizlikte saklıdır. Şimdi git ve kendi yolunu çiz, zira başkalarının çizdiği kehanetler, sadece kendi kazdıkları kuyulardır.