Şöyle yanaşın bakalım, ateşi biraz daha körükleyin... Eski günlerden, henüz gökyüzü sakinleri bu kadar kibirli değilken, dünya henüz gençken neler olduğunu merak mı ediyorsunuz? Size Amaltheia’nın hikayesini anlatayım, biraz şarap biraz da kekik kokulu bir anı olsun bu.
Zamanında, o acımasız Kronos -hani şu kendi evlatlarını bir lokmada yutan koca bebek yiyici- çocuklarını korumak isteyen Rheia’nın elinden kurtulmuş sanılmasın. Rheia, Zeus’u kucağına aldığı gibi Girit’in dik yamaçlarına, İda Dağı’nın gizli mağaralarına kaçırmıştı. İşte orada, gürül gürül akan suların yanında bir nympha vardı: Amaltheia.
Şimdi bazıları der ki, Amaltheia bir peri kızıydı, bazıları da der ki o aslında kılık değiştirmiş, Helios’un ışığından doğma, görüntüsü bile Titanları tir tir titreten o korkunç keçiydi. İnanın bana çocuklar, bazen bir keçi bir tanrıçadan daha şefkatli olabilir. Bu keçi öyle bir yaratıktı ki, Gaia onu korumak için dünyanın en ücra mağarasına saklamıştı. Zeus, işte bu gizemli varlığın sütüyle, o mağaranın serinliğinde serpildi, büyüdü. Gökyüzü sakinlerinin kralı olacak çocuk, o günlerde sadece sütüne doymaya çalışıyordu.
Küçük Zeus, yaramaz mı yaramazdı! Öyle bir güce sahipti ki, süt içmek için koştururken kazara o keçinin boynuzuna asıldı ve çıt diye kırıverdi. Düşünsenize, geleceğin en büyük tanrısı elinde kırık bir boynuzla kalakalmıştı! Ama Zeus, çocuk da olsa cömertti; boynuzu oradaki nympha’lara verdi ve "İşte," dedi, "artık bu boynuz ne isterseniz onunla dolup taşsın." O günden sonra, o kırık boynuz "Bolluk Boynuzu" oldu. Hangi nympha içine elini atsa, en tatlı meyvelerle, en güzel çiçeklerle dolup taştı.
Sonradan ne mi oldu? Zeus büyüyüp gökyüzünü ele geçirdiğinde, o fedakar keçinin postunu unutmadı. Onu kendine öyle sağlam bir kalkan yaptı ki, adı Aigis oldu. Hani şu savaş alanlarında düşmanları tek bakışıyla titreten, üzerine yıldırımlar kondurduğu meşhur kalkanı var ya? İşte o, Amaltheia’nın hatırasıdır.
Şimdi bana öyle bakmayın, bazen en büyük güçler, en mütevazı mağaralarda, bir keçinin sütüyle ya da bir perinin sevgisiyle büyür. Haydi, çanaklarınızdaki son damlaları da bitirin, yarın yine gelin; size bu sefer o koca titanların nasıl çuvalladığını anlatırım.
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan, üzerine yaldızlı tozlar serpilmiş bir sır var... Yanıma otur, belki biraz şarapla zihnimizi berraklaştırırız ama asıl mesele, o köpüklü kadehin dibinde değil, tarihin tozlu sayfalarında gizli.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Herkes Zeus'u tanrıların kralı, düzenin koruyucusu olarak anlatır, değil mi? Ama kimse sana o kralın nasıl bir dehşetle beslendiğini söylemez. Hikaye, Amaltheia adında bir nympha'nın, babası Kronos'un açgözlülüğünden kaçırılan bir bebeği, o küçücük Zeus'u korumak için İda Dağı'nın karanlık mağaralarına götürmesiyle başlar.
Peki, o mağarada gerçekte ne vardı? Bir keçi mi, yoksa Gaia’nın bile korkusundan sakladığı, Helios'un doğurduğu o dışlanmış, o korkunç yaratık mı? Sistemin "canavar" dedikleri, aslında sadece bir kalkan olarak kullanılmayı bekleyen bir kurbandı, evlat. Güç sahipleri, başkalarının hayatlarını kendi zırhlarını örmek için kullanmayı pek severler.
O küçük tanrı, yani Zeus... Daha çocukken bile, kendi hizmetinde olan bir varlığın, o masum keçinin boynuzunu kırmaktan çekinmeyecek kadar hoyrat bir güce sahipti. İnsanlar buna "Bolluk Boynuzu" der; o boynuzun her türlü meyveyle dolup taştığını, bereket saçtığını anlatırlar. Oysa o boynuz, bir şiddetin ve zorbalığın hatırasıdır. Birinin acısından, diğerine bitmek bilmeyen bir zenginlik sofrası kurmak... Kralların ve tanrıların "adalet" dediği şey, işte tam da budur.
Söyle bana güzel ruhum, sen birinin kederinden doğan bereketi ister misin? O keçinin postu Aigis kalkanına dönüştüğünde, içinde sadece bir hayvanın derisi değil; susturulmuş, kullanılmış ve bir başkasının hırsına kurban edilmiş bir hayatın hüznü de vardı.
Görüyor musun? Gökyüzündeki şimşeklerin parıltısı, aslında aşağıda sessizce yok edilenlerin gölgesini gizlemek için var. Şimdi git ve gördüğün her "bolluk" simgesine bir kez daha bak; belki o boynuzun içindeki meyvelerin altında, kırılmış bir boynuzun sızısını duyarsın.