Thesauros Mitoloji Alpheios

Alpheios

Alpheios

Arkadya'nın aşk peşinde koşan ırmak tanrısı; bir peri uğruna denizleri aşıp Sicilya’ya dek uzanan, tutkulu ve durmak bilmeyen suların efendisi.

Peloponnesos coğrafyasında, Elis ve Arkadia sınırlarını belirleyen bir akış hattı olarak kabul edilen Alpheios; kökenini Okeanos ve Tethys’in egemen soy ağacından alır. Doğanın akışkanlığına hükmetme arzusuyla hareket eden bu nehir, zaman zaman Artemis ve çevresindeki nymphae topluluğunun sınırlarını ihlal eden bir zorbalıkla anılır. İktidarın kendi hükümranlığını her alana yayma dürtüsü, tanrısal avcının meclisini bile tehdit etmiş; periler, bu istilacı bakışın yarattığı baskıdan kurtulmak için çareyi kendilerini çamurla gizleyip kimliksizleştirmekte bulmuşlardır. Arethusa’ya duyduğu tutku ise aslında bir aşk hikayesinden ziyade, iradesi dışında kovalanan bir varlığın kaçış öyküsüdür; Alpheios, Sicilya’ya dek uzanan bu ısrarlı takibiyle, tahakkümün sınır tanımayan yayılmacı doğasını temsil eder.
Silenos
Bir varmış, bir yokmuş... Dünyanın henüz yeni yeni şekillendiği, nehirlerin sadece su değil, aynı zamanda koca birer hafıza olduğu zamanlarmış. Gelin, size Alpheios’un hikayesini anlatayım; hani şu Peloponez topraklarını bir dantel gibi süsleyen, Elis ile Arkadya arasında kıvrıla kıvrıla akan o meşhur nehir tanrısının.

Bilirsiniz, tüm nehirler gibi o da koca Okeanos ile Tethys’in oğlu sayılır. Yani anlayacağınız, kökeni oldukça asil, damarlarında akan su ise dünyanın en eski hikayelerini taşır. Ama gelin görün ki, bu Alpheios pek bir yaramaz, pek bir haylazmış. Öyle yerinde duran, uslu uslu akan nehirlerden değilmiş anlayacağınız.

Bir gün, bizimki Artemis’i ve onun cıvıl cıvıl nympha’larını, yani o su perilerini görmüş. Gökyüzü sakinlerinin bile hayranlıkla izlediği o şenlikte, bizimki sanki bir delikanlıymış gibi kalbi pır pır etmiş. O ırmak ağzındaki neşeli kahkahaları duyunca, "Durayım da şunlara biraz katılayım," demiş. Ama nympha’lar bu işten pek hoşnut kalmamışlar. Kendi aralarında fısıldaşıp, "Bu adam yine başımıza dert olacak," demişler ve hemen yüzlerine çamur sürüp kendilerini tanınmaz hale getirivermişler. Alpheios etrafına bakmış, "Nerede bunlar?" diye şaşkınlıkla suyun üzerinde dönüp durmuş. Periler de uzaktan kıs kıs gülmüşler; çünkü koca bir nehir tanrısını kandırmak, periler için en büyük eğlenceymiş.

Ama asıl hikaye, Alpheios’un yüreğini asıl yakan Arethusa ile olanıdır. Arethusa, öyle güzel bir su perisiymiş ki, sanki güneş ışığı onun teninde hapsolmuş gibiymiş. Alpheios ona öyle bir tutulmuş ki, gözü hiçbir şeyi görmez olmuş. Arethusa kaçmış, Alpheios kovalamış. Kız, Sicilya’nın kıyılarına kadar ulaşmış, ama bizimki inat etmiş. Yerin altına girmiş, denizlerin altından geçitler açmış, sırf o sevdiği perinin yanına ulaşabilmek için.

Düşünsenize, bir nehir tanrısı, sevdiği için koskoca denizleri aşıp başka bir toprağa, ta Sicilya’ya kadar yol buluyor. Tabii, şarabın verdiği o hafif baş dönmesiyle anlatılmayacak kadar büyük bir sevda bu. Bugün bile insanlar, nehrin sularının bazen o derinlerde nasıl olup da karıştığını konuşurlar.

Şimdi söyleyin bakalım, bir nehrin bu kadar tutkulu olması sizce de biraz tuhaf değil mi? Ama ne yaparsın, tanrıların dünyası böyle işte; bazen bir damla su, bazen de koca bir okyanus kadar derin arzularla dolar. Hadi bakalım, çenenizi yormayın, bir yudum su için ve dinlenin. Alpheios’un suları hala akıyor, kim bilir, belki de bir gün başka bir maceraya doğru yol alıyordur.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi