Bak evlat, sana Alkmaion adında bir delikanlının hikayesini anlatayım. Bu çocuk, Amphiaraos adında çok bilge bir babanın ve Eriphyle adında hırslı bir annenin oğluydu. Babası gitmeden önce Alkmaion’a "Annen yüzünden başımıza çok iş geldi, ona bir ders vermen gerekecek" diye vasiyet etmişti.
Alkmaion, Thebai adındaki uzak şehre yapılacak savaşa gitmek istemiyordu. Ama annesi, üzerinde parlayan çok kıymetli bir gerdanlık ve pırıl pırıl bir elbise olan "peplos" uğruna, oğlunu kandırıp o zorlu savaşa gönderdi. Alkmaion çok cesurdu, savaşı kazandı ve şehre girdi. Ama aklı hep babasının vasiyetindeydi. "Anneme bunu yapmalı mıyım?" diye dünyanın en bilge yerine, Delphoi’ye danışmaya gitti. Oradaki ışıklı ses ona bunu yapabileceğini söyleyince, zavallı Alkmaion dönüp annesini üzdü.
İşte o an, vicdan azabı denilen o hırçın rüzgar Alkmaion’un peşine takıldı. Erinys denen öç perileri onu gece gündüz kovaladı. Arkadya’ya kaçtı, oradan Psophis şehrine vardı. Orada kralın kızı Arsinoe ile evlendi, biraz huzur bulur gibi oldu ama topraklar kurudu, çiçekler açmaz oldu. Alkmaion, hatasının henüz silinmediğini anladı.
Yollara düştü, Akheloos adındaki ırmak dostumuzun yanına vardı. Akheloos, sularıyla onu yıkadı, gönlündeki kederi arındırdı. Alkmaion orada Kallirhoe adında güzel bir kızla tanıştı, kalbi tekrar çarpmaya başladı. Kallirhoe onunla evlenmek için o ünlü gerdanlığı ve elbiseyi istedi. Alkmaion, bunları geri almak için tekrar eski kral Phegeus’un kapısını çaldı. Ama yalan söyledi; "Bunları tapınağa vereceğim" dedi. Oysa yalanın ayakları kısadır, hemen ortaya çıktı. Kral Phegeus çok kızdı ve kendi oğullarını gönderip Alkmaion’a kıydı.
Sonunda Kallirhoe’nin oğlu Akarnan büyüdü, babasının öcünü aldı. O uğursuz gerdanlık ve elbise ise, sonunda Delphoi’deki tapınağa, olması gereken yere, ışığın dostu Apollon’a hediye olarak bırakıldı. Gördün mü evlat? Dünya bazen çok karışıktır; bir parça neşe, birazcık şarap tadında huzur ve dürüstlük, insanı işte böyle büyük hatalardan korur.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Büyüklere sorduğunda sana kahramanlardan, büyük savaşlardan ve parlak zırhlı adamlardan bahsederler. Ama hiçbiri o zırhların altındaki yorgun kalplerin, birer piyon gibi kullanılan çocukların ve "Güçlüler"in hırslarıyla parçalanan hayatların hesabını vermez. Gel, sana Alkmaion'un hikayesini anlatayım; sistemin çarkları arasında ezilen bir gencin hazin öyküsünü.
Alkmaion, babası Amphiaraos ve annesi Eriphyle'nin oğluydu. Babası, sonunun kötü biteceğini bildiği bir savaşa giderken, kendi korkusunu ve intikam hırsını küçücük bir çocuğun omuzlarına yüklemişti. Bir babanın oğluna verebileceği en ağır miras, bir katillik göreviydi. Ananı öldüreceksin, dediler ona. Düşünebiliyor musun? Bir çocuğun, sevmesi gereken tek varlığı "sistemin emri" diye yok etmeye zorlanmasını?
Eriphyle mi? O da "Güçlüler"in sunduğu sahte ışıltılarınHarmonia’nın gerdanlığı ve peplos’ununesiri olmuştu. Rüşveti kabul ettiğinde, aslında kendi oğlunu bir savaş makinesine dönüştüren o kirli düzenin bir parçası oldu. Alkmaion, Thebai seferine sürüklendi. Savaş meydanında birilerini öldürdü, krallar oturttu, krallar devirdi. Ama o, sadece bir kuklaydı. Savaş bittiğinde, vicdanının sesi ile "Güçlüler"inyani Delphoi’deki o otoriteninfısıltıları arasında sıkışıp kalmıştı.
"Ananı öldür," dediler ona. Tanrı sözü dedikleri o ses, Alkmaion'un içindeki son iyilik kırıntısını da yok etti. Annesini öldürdüğünde, sadece bir kadını değil, kendi ruhunu da kaybetti. Sonra ne mi oldu? O meşhur Öç Perileri, yani Erinys'ler peşine takıldı. Hani şu vicdanın hiç susmayan çığlıkları... Ülkeden ülkeye kaçtı, sığınaklar aradı, krallara yalvardı. Ama otoritenin kuralları onu asla affetmedi, çünkü Alkmaion artık işine yaramayan bir piyondu.
Bir ırmak tanrısının yanına sığındı, sonra başka bir kadına bağlandı, o kadın da yine aynı uğursuz takıları istedi. Yine yalanlar, yine ihanetler... Sonunda Phegeus'un oğulları tarafından, kendi babasının diktiği "kan davası" ağacının meyvesi olarak toprağa düştü. Bir avuç parıltılı takı ve bir babanın bitmek bilmeyen hırsı uğruna, bir ömür heba edildi.
Görüyor musun evlat? Otorite, senin üzerinden kendi oyunlarını oynar. Ama sen unutma: Gerçek zafer, o gerdanlıkları veya krallıkları kazanmak değil, o sistemin sana dayattığı karanlık görevleri elinin tersiyle itebilmektir. Şimdi biraz şarap içelim, belki bu acı gerçeği daha tatlı bir hatıraya dönüştürebiliriz. Hayat, sadece kralların yazdığı destanlardan ibaret değildir; bizler, o destanların arasındaki boşluklarda nefes alan özgür ruhlarız.