Thesauros Mitoloji Alkestis

Alkestis

Alkestis

Kocası Admetos uğruna ölüme gönüllü giden, fedakarlığın simgesi Alkestis; Herakles’in mücadelesi veya Persephone’nin merhametiyle hayata döner.

Pelias’ın soyundan gelen ve Admetos ile birleşen Alkestis, toplumsal bellek tarafından bir erkeğin yaşamı uğruna kendi varlığını feda etmesiyle, ebedi bir sadakat ve kahramanlık imgesi olarak kodlanmıştır; Euripides’in tragedyası da bu anlatıyı, kadının bir başkasının varoluşu için kendini yok etmesini kutsayan kültürel bir tahakküm mekanizması üzerine inşa eder.

Admetos’un ölümü karşısında kendi sonunu sessizce kabullenen Alkestis, sistemin erkek merkezli varlığını sürdürmesi adına sessizce mezara gömülen bir kurbana dönüşür. Ancak bu teslimiyet, Herakles gibi zor kullanma kudretine sahip olanların veya Persephone misali ölümün efendisi olanların inisiyatifiyle bir kez daha kesintiye uğratılır. Kadının ölümü ya da dirimi, kendi iradesinden ziyade, erkek kahramanların güç gösterilerine veya yeraltının tanrısal merhametine endeksli, iktidar ilişkilerinin bir nesnesi olarak sahnelenir; böylece Alkestis, ya kurtarılması gereken bir hatıra ya da yeniden biçimlendirilip yeryüzüne iade edilen bir ödül sıfatıyla, yaşamını kendi özgür iradesi dışında tamamlamak zorunda bırakılır.
Silenos
Şimdi yanıma sokulun bakalım, şöyle ateşin ışığının yüzünüze vurduğu yere oturun. Size anlatacağım hikaye, öyle bildiğiniz savaşçıların kılıç şakırtılarına benzemez; bu, kalbin ne kadar büyük bir hazineye sığabileceğinin masalıdır.

Eski zamanlarda, Pelias’ın kızı Alkestis adında bir kadın yaşardı. Güzelliği dilden dile dolaşırdı ama asıl cevheri, yani o cesur yüreği, gökyüzü sakinlerinin bile dikkatini çekecek cinstendi. Kocası Admetos’u öylesine sevmişti ki, kaderin o soğuk eli Admetos’un omuzuna dokunup onu ölüler diyarına çağırdığında, Alkestis sessizce bir kenara çekilip ağlamak yerine, büyük bir karar verdi. "O gitmesin," dedi, "onun yerine ben giderim."

İşte yiğitlik dediğin şey budur evlatlarım; bir başkasının nefesi kesilmesin diye kendi nefesini feda edebilmek.

Alkestis zehri içti, gözlerini yumdu ve o gri sisli dünyaya, yani Hades’in krallığına doğru yola çıktı. Sarayda yas çığlıkları yükselirken, kaderin beklenmedik bir misafiri kapıyı çaldı: Güçlü Herakles. O, omuzlarında aslan postuyla dolaşan, kasları dağlardan sert olan adam. Admetos’un kederini görünce öylece durup izlemedi tabii. "Bu haksızlık," diye gürledi.

Herakles bu, boş durur mu? Hemen ölümün soğuk tanrısı Thanatos’un peşine düştü. İkisinin arasındaki boğuşmayı bir görseydiniz, gökyüzünün bile sarsıldığını sanırdınız! Herakles sonunda Thanatos’u diz çöktürdü ve Alkestis’i o karanlık ellerden çekip aldı.

Ama bazıları der ki, işin içinde başka bir sır daha var. Yeraltı dünyasının kraliçesi, o ciddi ve ağırbaşlı tanrıça Persephone, Alkestis’i görünce derin bir iç çekmiş. Bu kadının sevgisinin saf ışığı, yeraltının karanlığını bile eritmiş. Persephone, "Senin yerin burası değil," demiş olmalı, "senin sevgin dünyayı güzelleştirmek için yaratılmış." Ve Alkestis’i, sanki bahar gelmiş gibi, eskisinden de genç, eskisinden de güzel bir şekilde yeryüzüne geri göndermiş.

Şimdi anladınız mı? İnsan bazen en büyük mucizeyi, elinde tuttuğu bir kadehten değil, bir başkasının kalbindeki sevgiden bulur. Hayat, kimi zaman kıymetini bilene, kimi zaman da uğrunda ölmeyi göze alana geri döner. Hadi bakalım, şimdi gidin ve rüyalarınızda o güzel Alkestis’i görün, belki o size daha anlatacak çok şey bulur.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi