Bir zamanlar, Kithairon adli o yüksek daglarin eteginde yasayan, herkesin cok sevdigi Aktaion adinda genc bir avci varmis. Aktaion, yari at yari insan olan bilge dostumuz Kheiron tarafindan yetistirilmis. O kadar hizli kosar, o kadar iyi iz sürermis ki, daglarin zirvesinde yel gibi esermis.
Gel gör ki, bu genc avci bazen biraz fazla kendine güvenirmis. "Ben artik ormanlarin en iyi avcisiyim, kimseden korkmam!" diye dolasirmis etrafta. Bir gün, yine ormanin derinliklerinde dolasirken, agaclarin arasindan gizlice bakmis ve gökyüzü dostumuz Artemis'in serin bir derede yikandigini görmüs. Artemis, doganin ve vahsi hayvanlarin koruyucusudur, huzurunun bozulmasindan hic hoslanmazmis. Genci orada görünce pek öfkelenmis.
Artemis, nazik bir dokunusla Aktaion'u kocaman, tüylü ve hizli bir geyige dönüstürmüs. Aktaion artik ne ok yay tutabilir ne de konusabilir hale gelmis. Üstelik sadik köpekleri de artik onu taniyamiyormus. Geyik kisa bir an önce kendi efendileri olan o sadik dostlarindan kacmis ama köpekler pesini birakmamis. Zavalli Aktaion, artik bir geyik olarak daglarda kosup durmus.
Köpekleri o kadar üzgünmüs ki, sahiplerini bulamadiklari icin ormanda uluyup durmuslar. En sonunda bilge Kheiron'un magarasina gelmisler. Kheiron, bu üzgün dostlarimizi sakinlestirmek icin Aktaion'a benzeyen, tastan bir heykel yapip önlerine koymus. Köpekler, efendilerinin bir heykelini görünce biraz olsun huzur bulmuslar ama Aktaion bir daha asla o eski yaman avci olarak geri dönememis.
Iste böyle cocuklar; dogada sessizce ilerlemek, baskalarinin özel anlarina saygi göstermek ve biraz da alçakgönüllü olmak gerekir. Ormanlarin da kendine has bir düzeni vardir, bazen bir kadeh üzüm suyu esliginde hatirlanacak kederli hikayeler birakirlar ardinda.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulak ver, zira ormanların derinliklerinde yankılanan o çığlık, aslında gökyüzü sakinlerinin kurduğu düzenin ne kadar kof olduğunun kanıtıdır. Sana Aktaion'un hikayesini anlatacaklar; onun küstahlığından, avcıyken av oluşundan bahsedecekler. Ama gerçek, geyik postunun altında saklı olan kalbin acısındadır.
Aktaion, dağların sert rüzgarıyla büyümüş, Kheiron’un dizinin dibinde disiplini öğrenmiş bir delikanlıydı. O, sadece bir avcı değildi; o, kendi yeteneklerine inanan, kimsenin boyunduruğu altına girmeyen biriydi. Peki, neden "küstah" ilan edildi? Çünkü kendi becerisiyle Gökyüzü sakinlerinin seviyesine ulaşabileceğini düşündü. İşte düzen, kendi gücünü sorgulayanı asla affetmez.
O gün, ormanın kuytusunda Artemis'i gördüğünde, aslında bir tanrıçayı görmedi. Sadece avını korumaya çalışan, sınırlarını çizen ve kendi "özel" alanını kanla koruyan bir Güçlü figürüyle karşılaştı. Aktaion’un suçu neydi biliyor musun? Yanlış zamanda, yanlış yerde, sadece bir insan olarak "sırrı" görmüş olmasıydı. Sistemin bekçileri, kendi gizemlerini korumak için bir insanı anında bir av hayvanına dönüştürürler. Neden mi? Çünkü bir insanı öldürmek bir "suç" olabilir, ama bir geyiği "avlamak" düzenin en doğal parçasıdır. Kendi köpeklerine, kendi efendilerini parçalattırarak, ona en büyük ihaneti yaşattılar; onu, kendi kurduğu sadakat zincirinin kurbanı yaptılar.
Köpekler... Zavallı yaratıklar. Onlar bile, sistemin birer piyonu olarak, efendilerinin kokusunu tanıyamayacak kadar körleştirilmişlerdi. Kheiron, mağarasında bir heykel yapıp o sadık hayvanları teselli etmeye çalışırken, aslında bize o devasa vicdan azabını fısıldıyordu. Bir heykel, asla bir canlının yerini tutamaz; tıpkı gökyüzü sakinlerinin adaleti gibi.
Şimdi anlıyor musun evlat? Otorite, karşısında yükseleni gördüğünde "kutsal" öfkesini kuşanır ve seni sen olmaktan çıkarıp bir kurbanlık postuna hapseder. Aktaion bir geyik olarak can verdi, ama onun gerçek trajedisi, kendi gücünün kurbanı olması değil, gücün onu kendi sadakatiyle boğmasıdır.
Hayat bazen, dudaklarında hafif bir şarap tadıyla izlenecek kadar ironik, ama içten içe ağlanacak kadar da hüzünlüdür. Sen sen ol; ormanlarda yürürken sadece ayak izlerini değil, gölgelerin içindeki sessiz piyonların hıçkırıklarını da duymayı öğren. Gerçek, hiçbir zaman kralların veya Gökyüzü sakinlerinin anlattığı o parlak masallarda gizli değildir.