Şimdi dizlerini kır da yanıma otur hele, şu ateşin çıtırtısı masalımıza eşlik etsin. Hayatın keşmekeşi içinde çoğu insan "dostum" der de, rüzgar biraz sert esse hemen yönünü değiştirir. Ama ben sana öyle birinden bahsedeceğim ki, gökyüzü sakinlerinin bile gıptayla baktığı o kadim sadakati temsil eder. Akhates’ten...
Hani şu meşhur Troya yanarken, ortalık zifiri karanlık ve duman içindeyken, yanında sadece kılıcı değil, en zor anında gözünün içine bakacak bir yoldaşı olan Aineias var ya; işte Akhates, o Aineias’ın gölgesi gibiydi. Şehir cayır cayır yanıp hayaller küle dönerken, o "bana ne" deyip gitmedi. Aineias nereye, Akhates oraya.
Bilirsin, büyük kahramanların omzunda dünyanın yükü olur. Aineias’ın da omuzları Troya’nın ağırlığıyla çökmüştü. Ama yanına bakınca o sadık dostunu görmek, sanki kör bir gecede bir fenerin yanması gibiydi. İtalya kıyılarına kadar süren o uzun, o hırçın deniz yolculuğunda kaç kez dev dalgalar yutmaya çalıştı onları, kaç kez tanrıların oyunlarıyla yollarını kaybettiler... Hiçbirinde "yoruldum" demedi, hiçbirinde "dönelim" demedi.
Zamanla insanlar, birinin sadakatini anlatmak istediklerinde, "Aynı bir Akhates gibi!" demeye başladılar. Latince bilenler ona "Fidus Achtes" derler, yani "Sadık Akhates". Bugünün dünyasında, çıkarın bittiği yerde dostluğun da bittiğini sananlara inat, Akhates bize şunu fısıldar: Bir insanın gerçek hazinesi, altınları ya da tahtları değil, yanında duran ve en karanlık gününde bile elini omzundan çekmeyen dostudur.
Şimdi söyle bakalım küçük dostum, senin yanına geldiğinde gökyüzünün bile huzurla gülümsediği, omuz başındaki o sadık "Akhates"in kim? Eğer henüz bulamadıysan, sakın üzülme; hayat bazen uzun bir yolculuktur ve o yolun sonunda, sadakatle gelen ödül, en kıymetli şaraptan bile daha berrak, daha kalıcıdır.
Hadi, gözlerini kapat da biraz dinlen. Yarın yeni maceralar bizi bekler, ama o maceralara çıkarken yanına mutlaka bir Akhates almayı unutma.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç; masallarda sana anlatılan o şaşaalı destanların tozlu raflarında gizlenen, kimsenin pek de dillendirmediği bir hakikat var. İnsanlar "sadakat" denince hemen parmakla Akhates'i gösterirler, değil mi? "Fidus Achates" derler, yani sadık dost... Ama gel de şu yaşlı Silenos'a sor, o sadakatin altında neler yattığını birlikte irdeleyelim.
Aineias, Troya'nın o kederli küllerinden sıyrılıp İtalya'nın kıyılarına doğru sürüklenirken, yanında hep o gölge vardı: Akhates. Herkes ona bir "sadık yoldaş" etiketi yapıştırdı. Peki ya o, kendi benliğini Aineias'ın hırsları uğruna bir kenara mı itmişti? Bir krallık kurma sevdasıyla tutuşan bir liderin, kendi adımlarını unutup sadece bir başkasının izinden yürümesi, sistemin bizden beklediği o itaatkar ruhun bir yansıması değil midir?
Bak güzel yavrum, bazen birinin "yanından ayrılmaması", aslında kendi hikayesini yazmaktan korkması ya da o büyük otoritenin cazibesine kapılması olabilir. Akhates, Troya'nın o devasa yıkımında, kim bilir kendi kalbinde hangi yarım kalmış arzularını terk etti? Sistemin dişlileri arasında ezilip giden sayısız isimsizden biri olmayı değil de, bir kahramanın "gölgesi" olarak yaşamayı seçti. O, sadece bir dost değil; bir düzenin devamlılığı için kendi kimliğini, tıpkı bir şarap kadehinin dibinde kalan tortu gibi, sessizce feda eden bir kurbandı.
Yetişkin evlatlarım, sizler de bunu çok iyi bilirsiniz; çoğu zaman hayat boyu süren bir sadakat, kendi gerçeğinizin üzerine örülmüş bir duvar olabilir. Bizler, birilerinin "yanında" değil, kendi yolumuzda yürürken özgürüzdür. Tarih, kazananların ya da "sadık kalanların" hikayesidir; ama biz, o sadakatin ödediği ağır bedeli, yani bireyin sistem içinde eriyişini görürüz.
Şimdi anlıyor musun? Akhates, destanlarda sadece bir yardımcı karakterdi. Oysa gerçekte, belki de kendi hayallerinin mimarı olmak yerine, başka birinin kurduğu hayalin tuğlası olmayı kabullenmiş, melankolik bir yolcuydu. Sessizlerin sesi olmak, sadece ezilenleri değil, sistemin içinde kaybolmuş bu sadık ruhları da duymayı gerektirir.
Unutma küçük dostum; en büyük sadakat, başkasına duyulan değil, insanın kendi hakikatine duyduğu sadakattir. Gerisi, sadece rüzgarda savrulan kül ve zamanın unuttuğu bir gölgedir.